Yüzyıllık yalnızlık – III 

Anneannem ve iki oğlu

| Yazar: Hikmet Coşkun |

 

Büyük bir sessizlik oldu o susunca. İnsanlar sustu, arabalar sustu, hatta kuşlar bile sustu sanki tepemizdeki koca çınarın dallarındaki. Oturduğumuz yerden caminin ön tarafı görünüyordu. Vakte yetişemeyenlerin içeriye giriş çıkışlarını seyrettik bir müddet. Susarak biraz daha sakinleşeceğini sanmıştım. Ama yanılmışım.

ANNEANNE’m dedi… Ama devamını getiremedi, yanımızdan geçen mendil satan bir çocuktan aldığım ikinci mendilin de yarısı bitmişti, bir tane de kendim için çıkardım.

Mehmet dayımın tutuklanmasından sonra anneannem hiç durmadan ağlıyordu, onun sağlığından çok endişeleniyorduk, sürekli “çıkacak oğlun inşallah” diyerek teselli etmeye çalışsak da pek fayda etmiyordu. Diğer oğulları için de endişe etmeye başlamıştı ve tek tek arayıp görüşmek istiyordu. Bir iki kez oyaladık ama bir süre sonra arayamadığımızı görünce Ramazan dayımın da tutuklandığını söylemek durumunda kaldık. Artık gözyaşları sel olmuştu. Hiçbirimiz hangisine üzüleceğimizi bilmiyorduk yaşadıklarımızın.

AHMET DAYI’m dedikten sonra beş dayım var benim ve hepsi de birbirinden vatanseverdir diyerek hatırlattı ve devam etti.

Başka biç şehirdeki üniversitede öğretim görevlisiydi ve o da ihraç edilmişti. Ramazan dayımdan iki hafta sonrada bu dayımı da tutukladılar. Gecenin bir yarısı evine gelip 3 çocuğunun ve eşinin gözü önünde ellerini arkadan kelepçelemişler, “teröristsin” diye durmadan hakaretler etmişler. Çocukları ise bir yandan ağlamış bir yandan da “bizim babamız terörist değil” diyerek çığlık çığlığa bağırmışlar ama nafile, onu da diğer dayılarım gibi alıp götürmüşlerdi. Dayım karıncayı dahi incitmeyen, çevresindeki insanlara çok nazik davranan, çocuklarıyla ilgilenen, başkalarının da çocuklarına rehberlik yapmaya çalışan birisiydi. Daha 18 yaşında iken insanlığa hizmet etmek için ailesini vatanını milletini bırakıp yurtdışına gitmişti. Orada hem okuyor hem de insanlara faydalı olmaya çalışıyordu. Yıllarca da aynı gayeyle gittiği ülkede insanlara faydalı olmak için çalıştı, bu uğurda bayramlarda dahi ülkesine gelmedi, hasretliğini sinesine çekip hizmet etmeye devam etti. Yıllarca çektiği gurbetlik nihayet birkaç yıl önce son bulmuştu. Artık bundan sonraki hayatında çok sevdiği ülkesine hizmet edecekti ama gelin görün ki simdi vatan sevdalısı bu insan vatan hainliğiyle suçlanıyordu.

ANNEANNE’m ah anneannem dedi ve sustu, konuşamıyordu artık… Diyecek bir şey bulamıyordum haline. Öyle ağlıyor öyle hıçkırıyordu ki etraftan geçenlerin dikkatlerini çekmeye başladık. Yürüyelim biraz dedim, kalktık. Biraz yürüyünce rahatladı ve devam etti.

Anneannem bu dayıma da ulaşamayınca onun da tutuklandığını öğrendi ve artık bir değil iki değil üç oğlu ve bir de torununun tutuklanmış olması onu fazlasıyla acıya gark etmişti. Bir yandan tutuklananlar için üzülürken bir yandan da kalanlar için endişeleniyordu. Sürekli ağlıyor ve “içim yanıyor” diyordu. Ama oğullarının suçsuz olduğundan o kadar emindi. İçi parçalanarak dua ediyordu “suçsuz bütün evlatları çıkar Allah’ım benim çocuklarımı da” diye. Evladı olanlar daha iyi anlar galiba. Tahmin etmeye çalışın. 3 evladınızın bir kaç hafta arayla tutuklandığını, üstelik suçsuzken… Tansiyonu hep yükseliyordu. Kendine bir şey olacak yapma böyle diyorduk ama içi yanan bir ananın yangınını ne söndürebilirdi ki. Dedemin vefatından 2 ay sonra anneannemi kaybettik. Yüreği daha fazla dayanamadı. Her gece olduğu gibi o gece de çok ağladı, oğulları için dua etti ve yattı, fakat tekrar kalkamadı. Felç geçirdi, hastaneye kaldırdık ama doktorlar hiç ümit vermedi.

HASAN DAYI’m dedi duraksadı onu söylemedim değil mi? Kafam karışık şu aralar, zihnim çok meşgul, bazen neyi anlattığımı unutuyorum tekrar anlatıyorum, kusura bakma tekrar olursa dedi. Olur mu öyle şey dedim, sen devam et.

Doktor anneannemin durumunu birden söyleyince en büyük dayım Hasan orada kalp krizi geçirdi, en küçük teyzem bayıldı. Dayımı acilen merkezdeki hastaneye şevkettiler ve çok ağır bir ameliyat geçirdi. Biz anneannemi bırakıp dayıma üzülmeye başladık. Dayım 10 gün yoğun bakımda kaldı. Anneannem ise 6 gün hastanede kaldı ve beyin ölümü gerçekleşti. Evine getirdik ve 8. gün vefat etti. Dayımın doktoru öğrenirse bu sefer beyin kanaması geçireceğini söyledi. Biz de dayıma söyleyemedik tabi ve haliyle anneannemin cenazesinde bulunamadı. O da sonradan öğrendi doktor kontrolünde. Perişan oldu ağlamaktan. Şuan evinden dışarı çıkamıyor. Küçük teyzemin oğlu da daha yeni tutuklandı onun acısını yaşıyor son günlerde.

Durduk. Ağlayamadı bu sefer. Sadece gözlerini belirsiz bir noktaya dikti. Acını anlıyorum diyemedim çünkü yalan olurdu. Anlayamıyordum, böyle acıları nasıl yaşatırlar insanlara…

Tutuklu dayılarımın üçünün de seker hastalığı var. Onlara söyleyemedik annelerinin vefat ettiğini. Çünkü içeride ilaçlarını vermezlerse kendilerine de bir şey olur diye endişelendik. Annelerinin ölümünün üzerinden neredeyse 3 ay geçti ama hala bilmiyorlar. Ne zaman öğrenirler, kim söyler buna dair hiç bir fikrimiz de yok. Geçenlerde Mehmet dayım annesine mektup yazıp gönderdi. Okuyun anama dedi. Bilmiyor ki annesi öldü. Gözyaşları içerisinde biz okuduk. Mektupta “biz suçsuzuz anam sabret geleceğim yanına” yazmıştı. Fakat mektup yetişmedi anneanneme. Hasret gitti çocuklarına. Hiç bir suçları olmadan tutsak olarak tutuluyorlar orada bu masum insanlar.

Yine sustu, yine ağlamadı, yine aynı noktaya daldı. Göz pınarların mı kurudu yiğidim, yoksa ağlamak artık sana da zor mu gelmeye başladı.  Zorlanma, umutlan. Ağlama demiyorum, ağla ağla ki su yükselsin ve kurtulsun gemidekiler.

Anneannemin cenazesi çok garip oldu. Oğulları yoktu. Son görevlerini yerine getiremediler… Damatları taşıdı tabutunu. Cenazede dedemlerin komşusundan öğrendik ki dedem vefat ettikten iki hafta sonra polisler tutuklamaya gelmişler. 70 kusur yaşında, diyaliz hastası bir insanı… Neden olduğunu bilmiyoruz tabi ama çok da zor değil tahmin etmek. Zaten gariban masum insanları hep aynı bahaneyle tutukluyorlardı. Dedemi de aynı bahaneyle tutuklayacaklardı ki Allah nasip etmedi. Komsulara sormuş polisler, komşular da “vefat etti kendisi, isterseniz mezardan çıkarıp tutuklayabilirsiniz” demişler ve biz bunu anneannemin cenazesinde öğreniyoruz. Ne hazin! Mümkün olsa onu bile yapacaklar.

Gülümsedi, istihzai bir gülümseme. Bu yumuşak halinden istifade edip aç mısın diye sordum. Saçma bir soruydu, elbette açtı, üç saattir birlikteydik. İtiraz etmesine fırsat vermeden koluna girip sürükledim “hadi iki lokma bir şey yiyelim, devamını orada anlatırsın” dedim.