Annemin parası bitmesin

| Yazar: Süha Berk |

Altlı üstlü oturduğumuz komşumuz; sessiz sedasız kendi halinde mazbut bir aile. Evin hanımının, ağzı var dili yok. İnsanlık yönü çok iyi, karakterli, sevecen, cana yakın bir insan. Dedikodu, gıybet yaptığını duymadım. Kimsenin gıyabında tek bir söz söylediğine şahit olmadım. Aksine etrafına pozitif enerji yayan, insanlarla şakalaşan, esprisine takılan muhabbet eden bir hanımefendiydi diyebilirim. Yanına gamla, kederle, dertle gidenler mutlu ve neşeli çıkarlardı. O yüzden o kapı bir mıknatıs gibi çekerdi bizi… Sanırım…! İnançlı olmasıydı onu farklı kılan… Namazında niyazında genç bir hanım… Nice namaz kılanlar var ama bu farklıydı nedense… Bu hanım, öğrendiklerini yaşıyordu adeta. Gırtlağından aşağıya inmeyenlerden değildi. Ramazan olur misafirleri eksik olmazdı evinden. Eşi de kendi de memurdu ama çok mütevazı, alçak gönüllüydüler. Konuşmaları nazik, kibar ve yumuşacıktı. Bu bile karşıdaki muhatabını eritmeye yetiyordu. Uyumlu ve yapıcıydılar devamlı… Evle ilgili bir gürültü olsa insanlık hali der önemsemezlerdi. Lavabo su akıtsa kibarca hatırlatmada bulunurlardı.

Apartmanda birinin cenazesi olur elinde Kur’an-ı Kerimi ile gelir bir Yasin de ben okuyayım derdi. Bir köşede merhum/merhume için Yasin-i şerifini okuyup başsağlığı dileyip sessizce parmaklarının üzerine basarak giderdi… Bir düğün olsa bilirdiniz ki cebinde gram altını veya çeyreği hazırdı. O gün düğüne gelse de gelmese de o emanetini size bir şekilde ulaştırırdı… Apartmanda bir hasta olsa uğrayıp hal hatır sorar giderdi. Dedim ya başka bir hanım… Böylelerine cennetlik derler bizim memlekette.

15 Temmuz’dan sonra kocası önce ihraç edildi, sonra tutuklandı. Daha sonra da kendisi açığa alındı ve ihraç oldu… Evin erkeği yok, iki çocuk var… Ev kira… İş yok! güç yok!… 2.sınıfa giden bir kızları vardı dünya tatlısı. Düşünceli, anlayışlı, yaşına göre büyümüşte küçülmüştü sanki. Eskiden koleje gönderiyorlardı şimdi hem kolejleri kapatılmış hem de paramız yok diye mahallemizdeki okulumuza yazdırmışlardı kızlarını… Benim kızımla aynı okula gideceklerdi… İkisi de okullarında birinci dönem sabahçı ikinci dönem de öğlenci olmuşlardı. Sabah 07.15 te servise biniyorlardı, öğlen 12.20’de de geliyorlardı. Benim kızım da 4.sınıfa gidiyordu. Birbirlerine alışmışlardı… Kardeş gibi beraber gidip beraber geliyorlardı…

Bir gün ziyaretine gittiğim de konuştuk tüm bunları… Ziyaretine başka gelen oldu mu dedim. Hüzünlendi, ağlamaklı gibi olmuştu. Yok dedi. 3-4 ay oldu eşim tutuklanalı apartmandan ilk siz çaldınız kapımı… Biz bu insanlara ne yaptık ki, kime ne kötülüğümüz dokundu… Üzülme dedim, sıkma canını. Ben seni tanıyorum. Size o gün cennetlik diyen “İnsanlar!” bugün sizin terörist olduğunuzu düşünüyorlardır muhtemelen. Nasıl da tanıyamadık diyenler bile olmuştur. Laf taşımayı sevmezsin bilirim ama “insanoğlu çiğ süt emmiş” boşuna dememişler… Sorsan; bu apartmandakilerin hepsi Müslümandır Müslümanlığı da kimseye bırakmazlar. Balkonlarından koca koca afişler astıklarına bakarsan çoğu da malum partilidirler.

Ya siz dedi, ürkek ve çekingen tavırla… Biz bunlara hiç oy vermedik… Biz ailecek Ecevitçiyiz… Şimdi CHP’li diyebilirsin… seni çok iyi anlıyorum. Biz her taşın altından cemaat çıkıyor, her şeyi cemaat yaptı/yapıyor diye çok kızıyorduk. Bunu da mı yapmışlar diyorduk. Şuan cemaati takdir ediyoruz. Hatta cemaati araştırıyoruz. Eşinizin tutuklanmasına, sizin ihraç olmanıza çok üzüldük. Hatta eşim, bu nasıl terörist olur arkadaş adam sigara bile içmiyor bu işte bir yanlışlık var demişti. Bunların hepsi oyun, dalavere komşum… Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Merak etmeyin… Bunlar siyasidir gelir-geçer… Bize düşen bir şey olursa hazırız…

Biz herkesi Müslüman zannederdik meğerse. Bağışla ama bunlardaki dil seviye mahrumu dilde/sözde Müslümanlar bunlar… Bir de başlık ele veriyor dip kaliteyi!… Biliyor musun şuanda bu cemaatin içinde bir fert olmak isterdim. Çünkü pırıl pırıl, tertemiz insanlar… Bu vatanın gerçek sahipleri bunlar. Bu kaba, cahil, görmemiş faşolar yumurta kabuğu ile okyanusu boşaltacaklarını sanıyorlar… Algıları menfaat üzerine dönüyor… Üzülme! üzülme! Adalet topaldır belki ama er geç yerini bulur… diye bayağı bir muhabbet ettik ve çıktım…

Komşum benim kızıma sık sık tembihte bulunurdu. Ablası, bu küçüktür yardımcı ol, okulu değişti yabancılık çekmesin diye… Yine bir gün kızıma dönerek ablası kızıma biraz para verdim. Teneffüste kantine gidip tost alsın diye… Sen de yardımcı olur musun, demiş… Kızım da, tamam teyze demiş. Kızım teneffüste küçük kahramanın yanına gitmiş.

– Ablacım tost aldın mı, diye sormuş. Bizim minik kahraman iç geçirmiş, gözleri dolmuş ve ağlamaklı bir edayla.

– Hayır! Almadım demiş.

– Ablası, neden almadın? Annen, kızım okula aç gitti. Tost alsın, karnını doyursun diye sana para vermedi mi, demiş.

– Küçük kahraman, ama annemin parası yok tost alırsam bu da biter deyip, ağlamaya başlamış… Babam da yok annem ne yapar o zaman demiş… Canım yavrum… Bu nasıl anlayış bu nasıl düşünce böyle… Kendince annesine yardımcı olmak için fedakârlıkta bulunmuş… Küçük kahraman böyle söyleyince kızımın gözleri dolmuş kucaklamış küçük kahramanı. Sıkı sıkı sarılmış kendisine emanet edilen yavruya… Yaşlı gözlerle biz varız ya demiş ablacım… Fedakârlık sırası sanki ondaymış gibi kantine götürmüş küçük kahramanını… Babasının kendisine verdiği haftalık harçlığından okkalı bir tost yaptırmış birde çok sevdiği şeftali meyve suyundan almış küçük kahramanına…

Bu aynı zamanda büyük kahramanın o gün için aç kalması demekti. Çünkü “kâr” etmeyi düşünmeksizin kendi hakkını “feda” etmişti küçük kahramanına… Her şeylerini “kâr” üzerine kuran ticaret ehli kan emici vampirler bu duyguyu anlamasa da…

Bunları bir sabah kahvaltısında yaşlı gözlerle boğazı düğümlene düğümlene  anlattı bize… Hepimizi hüzne boğdu. Yediklerimiz boğazımızı yırtarak gitti, adeta… Anne-Baba sofrada karşılıklı dakikalarca ağladık. Görüşler farklı olsa da insanız be canına yandığımın dünyasında. Hangisine üzülüp hangisine sevineceğimizi bilemedik. Kalktım… Ah! kuzum diyerek kucakladım yavrumu. Sen ne güzel bir şey yapmışsın böyle dedim. Gerçekten mi anne dedi kızmadın mı? Hayır tabi ki menekşe kokulum dedim… Fırtınalar koptu yüreğimde çünkü aynı kaderi yıllar önce benim çocuklarım da yaşamıştı… Babası da sarıldı kızına haftalık 4TL harçlık veriyordu normalde, şimdi 10TL vermişti. Bu senin güzel davranışın için kızım, bu senin arkadaşını düşündüğün için, bu senin iyiliği tercih ettiğin için, bu senin bencil olmadığın için demişti. Kızım çok mutlu olmuştu. Arayış içindeki bizler de doğru adresi bulmanın sevincini yaşıyorduk… Bu insanların yaşantıları bizim yaşayışımızı etkilemişti… Zalimler bunun farkında olmasalar da… Kızım insani değerler noktasında büyüdükçe büyümüştü gözümde… Dünyaya bencillik aynasından bakan zavallı ruhlar, ne yana bakarsanız bakın bu fedakârlığı göremezsiniz. Çünkü döndüğünüz her yanda sizin aynanız var…

Ey! Adaleti yerle yeksan edenler Ey! Cennet vatanımızı yaşanmaz hale getiren, masumları ezenler…. Bizim en küçüklerimiz bile böyle “fedakâr” anlayın artık… Zamanla kimin bitip kimin bitmeyeceğini göreceğiz elbet…

Siz yumrukladıkça; Bu küçük sineler bile genişledikçe genişliyor, varın büyük sinelerini de siz düşünün diye de mırıldanmıştık tebessümle…