Olsun be! aldırma

| Yazar: Süha Berk |

Ben bir garip ev hanımıyım. Eşim; bu vatanda, şehitlerimizin kanları ile ıslattığı bu topraklarda Anadolu’ya bir kısrak başı gibi uzanan bu memlekette “bir Polis”. Evlenmeden önceki ilk konuşmamızı hatırladım. Eşim olacak kişi beni karşısına alıp; bakınız hanımefendi benim için önemli olan senin çok güzel bir bayan olman, çok zengin bir ailenin kızı olman, çok soylu bir aileye mensup olman değil. Ben bunlardan dolayı seni tercih etmiyorum. Şunu iyi biliyorum ki ömür geçiyor ve bu güzellik kayboluyor. Biliyorum ki zenginlik servetin çokluğu ile değil, gerçek zenginlik ruhun zenginliği ile oluyor. Biliyorum ki, malı mülkü verende O'(cc) alanda O'(cc). Ve yine biliyorum ki bu dünyada, mal da yalan mülk de yalan…

O kadar güzel konuşuyordu ki etkileniyordum. Neyin bazı taksimleri vardır seni öylesine büyüleyip öylesine kendisine çeker ki farkında olmazsın. Bir anda o parçada bir melodi de sen olursun, bir armoni de sen olursun ve otuz ikilik bir vuruş olursun. Aynen öyle işte…!  Beni etkileyen birinci sebep; beni ben olarak, beni olduğum gibi kabul etmesiydi. İkinci sebep;  benimle ezbere dayanan cümlelerle değil de kendi ruhunda ne hissediyorsa onları konuşmasıydı. Özellikle bu yönü beni türbülansa sokmuştu ve tamam demiştim. Üçüncü sebep; bizim malımıza mülkümüze talip değildi,  bana talipti. Benim kalbime talipti, ruhuma sunuyordu hitap çiçeklerini. Mutluluk kapısının sırlı anahtarının orada olduğunu söylüyordu.

Bir ara ben gayri ihtiyari olarak; Peki dedim; herkes zengin olmak herkes güzel bir hayat yaşamak istemez mi? Aslında onun kafasındaki mütevazı hayatla benim kafamdaki şatafatlı yaşam, rahat yaşantı tarzı çakışıyordu. Onu öğrenmek istiyordum.

O, hiç istifini bozmadan. Bakınız efendim, benim için önemli olan sizin nasıl bir yaşamı tercih etmek istediğiniz, benim için önemli olan hayatı paylaşmak, benim için önemli olan Rabbimin rızasına matuf hareket edebilmek, benim için önemli olan dertlerin zirve yaptığı herkesin sırtını döndüğü bir zamanda birbirimize daha çok kenetlenebilmek. Benim için önemli olan mutlu bir yuva kurabilmek ve yuvayı devam ettirebilmek. Evlilik, önümüzde uzanan sarp bir yokuş gibi bazen düşebiliriz bazen de sürçebiliriz. Bazen sen düşebilirsin bazen de ben düşebilirim. Benim için önemli olan burada sırtını dönüp gitmemek. Ne pahasına olursa olsun düşeni tutup kaldırmak, Sımsıkı sarılmak, bırakmamacasına tutmak ve kucaklamaktır.

Benim için önemli olan bu efendim. Çok duygulanmıştım… Evet demiştim. Ben seninle bir ömür yaşamaya varım demiştim. Yanaklarımın kızardığını alev alev yanmaya başladığında anlamıştım… Ve sonuç evlenmiştik.

Evlendik 8 yıl boyunca çocuğumuz olmadı. Tüp bebek tedavisi gördük doktorlara gittik geldik, gittik geldik. Nasibimizde yokmuş ki olmadı. Ama evimizden mutluluk hiç eksik olmadı. Eşim benim elimi hiç bırakmadı yüzünün asıldığını hiç görmedim. Bazen ben ağlardım için için… Ağladığımı fark ederdi. Ellerimi avuçlarının içine alıp gel seninle dua edelim derdi. Offlarımızı! Aff! yapalım ve dua biriktirelim gönül torbamızda. Allah’ım! Senden hayırlı bir evlat istiyoruz. Allah’ım hakkımızda hayırlı olanı istiyoruz, diye dua ederdik. Bu hareketi ile beni yeniden fetheden bir komutan olurdu. Gönlümün kapıları ona sonuna kadar açılırdı, ona öylesine minnet duyardım ki. Ona olan sevgim bir tanede yediveren başaklar gibi öylesine katlanırdı ki…

Ve 17-25 Aralık depremi oldu. Kimse ölmedi,  binalar çökmedi, evler yıkılmadı ama insanlar çöktü, masum insanların gönülleri yıkıldı. Üç-Dört yer değiştirdik. Oradan oraya bir yaprak gibi sürüklendik. Allah şahit hiç off! demedim. Olsun be aldırma yaradan yardır, sanma ki zalimin ettiği kârdır dedim. Hiç moral bozmadım. Bu bayrağın dalgalandığı her yer bizim vatanımız deyip gittik.

Erzurum iline geldik. Rabbim bize bir bebek nasip etti. Yıllardır hasretle beklediğimiz misafirimiz, emanetimiz geldi. Şeref verdi. Ve o günlerde 15 Temmuz vakasına şahit olduk. Bir soykırımın ayak sesleriydi bu… Özelde kıyım, genelde kıyım, kamuda kıyım… Hakimi, Savcısı, polisi, öğretmeni… Kıyım!.. Önceden planlanmış bir kıyım. Zamanı gelince giyotine göndermeden çekinilmeyen bir kıyım. Benim de eşimi önce açığa aldılar, sonra ihraç ettiler yetmedi, tutukladılar. Bebeğimiz bir yaşını bile doldurmadan tutukladılar. Giderken bebeğini kucağına aldı sana doyamamakta varmış yavrum dedi. Ama Üzülmeyin! Endişelenmeyin! Değil mi ki Hz. Aişe; Zeyd isimli bir Yahudinin dahi hakkını koruyan ve atılan iftirayı haber veren Allah bu kadar insana itiraf adı altında atılan iftiraları da temizleyecektir İnşaallah diyerek, yavrusunu öptü gitti. Babasının arkasından bir çırpınışı oldu sonra ağlayışı… Küçücük yüreğinde sanki şimdiden hissetmişti ayrılık acısını…

Ailem sahip çıkmadı. Sorsalar; Dört kardeşiz derim ama aramadılar, sormadılar… Babam, bunlar deli mi devlete kafa tutulur mu. Benim böyle evladım olmaz olsun demiş, kızmış. Reise karşı müthiş bir bağlılığı vardı. Tarikat seviyesinde bir bağlılıktı bu… Cennet ehlinden görüyordu Reisi. O yüzden Reis bir yana biz bir yana olmuştuk. Çok üzülmüştüm ama ne fayda! Eşim içerde, babamın tavrı ortada… Oysa hiçbir şey de istemedik. Eşimin ailesi de aynı tutumu sergiledi. Ama hiç yoktan bizim yanımıza gel dediler. Bir yalnızlığın ve çaresizliğin içine saplandım sandım. Bad-i Hazan esti bağlar bozuldu, Gülistanda katmer güller mi kaldı, diye söylendim durdum. Ben ağladım yavrum ağladı karanlık gecelerde. Sütüm azaldı. Yavrum için eşim için ayakta durmaya çalıştım. Sonra kardeşimi arayıp babamın aldığı eşyayı memlekete gönderdim. Babam eşyayı görünce ben geldim diye sevinmiş. Böyle diz çökersiniz demiş. Beni göremeyince susup kalmış hâlâ da susuyormuş. Aslında kötü bir baba değildir. Maddi durumu da iyidir çok şükür. Eşyamızı boş bir daireye yerleştirmiş. Annemden gizli gizli gidip oturup ağlıyormuş. Fakat Reis bir yana biz bir yana… Bu da babamın imtihanı. Aileleri kim bölüyor, kim parçalıyor onu kendisinin görmesi idrak etmesi gerekir. Aslında ben babamın bu imtihanı kaybetmesinden korkuyorum. Düşmüş bir kara sevdanın peşine, zebunu olmuş tutkularının… Üzüntü verici ama elden bir şey gelmez. Ben de bulunduğum ilde iki bayanın yanında kalmaya başladım. Haftalık eşimi gidip görüyorum o bana yetiyor. Kaldığım arkadaşların eşleri de tutuklu. Eve katkımız olsun diye elişi yapmaya başladık. Onları götürüp satıyoruz. Biz halimizden memnunuz. Bugünlerin çok sürmeyeceğine inanıyoruz. Eşlerimiz, Yusuflarımız cezaevinde yatarken bize de onların yanında dik durmak düşüyor.

Varsın babam istemesin beni ne çıkar. Varsın kardeşlerim aramayıp sormasınlar beni. Varsın hiç kimse destek olmasın ne yazar. Biz ayağımıza kadar gelen bu mazlumiyeti bu mağduriyeti elimizin tersiyle itemeyiz arkadaş. Biz ayağımıza kadar gelen bu mazlumiyeti ve mağduriyeti yaşayacağız, yaşayacağız, yaşayacağız İnşallah.