İstanbul’da darbe girişimi soruşturmasında emniyette gözaltına tutulduğu 13’üncü gün fenalaşan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren tarih öğretmeni 42 yaşındaki Gökhan Açıkkollu’nun cenazesi, İstanbul’da izin verilmediği için eşinin memleketi Konya’nın Ahırlı İlçesi’ne bağlı Büyüköz Mahallesi’nde toprağa verildi. Öğretmen Açıkkollu’nun cenazenamazını cami imamı kıldırmayınca, mahalle halkından bir kişi kıldırdı.

İstanbul Ümraniye’deki Atatürk Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin tarih öğretmeni Gökhan Açıkkollu, darbe girişiminin ardından 23 Temmuz’da gözaltına alındı. Gökhan Açıkkollu, iddiaya göre gözaltında iken ilk olarak 28 Temmuz günü fenalaştı. Ambulansla, Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Açıkkollu, tedavisinin ardından tekrar sorgulanmak için Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi.

Şeker hastası olan ve yakınlarının gözaltına alındıktan ancak 3 gün sonra ilaçlarını ulaştırabildiği öğretmen Gökhan Açıkkollu, 5 Ağustos günü emniyette yeniden fenalaştı. Açıkkollu yine ambulansla hastaneye kaldırıldı, ancak doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.

İSTANBUL’DA TOPRAĞA VERİLEMEDİ

Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsi ardından öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun cenazesini teslim alan ailesi İstanbul’da toprağa veremedi. Öğretmenin babası Ayhan Açıkkollu, “Oğlumun cenazesinin OHAL nedeniyle İstanbul’da defnedilmesine izin verilmedi. Yine de defnedileceği taktirde Ballıca’daki ’Hainler Mezarlığı’na, her hangi bir İslami koşullar yerine getirilmeden pazartesi günü defnedileceğimiz söylendi” dedi.

İstanbul’da toprağa verilemeyen öğretmen Gökhan Acıkkollu’nun cenazesini ailesi,Cenaze aracı da verilmediği için kendi araçlarıyla teslim alıp, memleketleri Konya’ya götürmek üzere dün yola çıktı.

CENAZE NAMAZINA İMAM GELMEDİ

Öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun cenazesi bu sabah eşinin memleketi olan Konya’nın Ahırlı İlçesi’ne bağlı eskiden köy olan Büyüköz Mahallesi’ne getirdi. Bu kez definde imam da bulunamadı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, darbe girişiminde bulunanların cenaze namazının cami imamları tarafından kılınmayacağı talimatı nedeniyle Açıkkollu’nun cenaze namazını kıldıracak imam da yoktu.

Açıkkollu’nun cenaze namazı, yaklaşık 40 kişinin katılımıyla mahalle sakinlerinden Mehmet Öztürk tarafından kıldırıldı. Gözaltında fenalaşıp ölen öğretmen Gökhan Açıkkollu, Büyüköz Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verilirken, mezarlığa yakınlarından başkasının girmesine de izin verilmedi.

Şebnem Korur Fincancı: Gökhan Açıkkolu devletin korumasında öldü, işkence yasağı ihlal edildi.

Açıkkolu’ya kronik rahatsızlığına rağmen ‘nezarethanede kalabilir’ raporu verildi

 

Hayatımızın utanç müzesine yeni bir tanımlama ekledik. “Hainler Mezarlığı”! Biliyorum, birçoğumuzun böyle bir müzesi yok, hatta utanç duyma özelliği de yok! Bu topraklarda yaşanan onca acının en ağır bedeli ne diye sorarsanız, ben kişisel olarak hiç duraksamadan utanç duyma özelliğimizin yitirilmesi olduğunu söylerim. Her ölüm, her işkence azar azar tüketti içimizdeki utancı yüzlerce yıl içinde bizim. Kardeşinin kellesini vurduran, muhalifini astıran, halkların üzerine bomba yağdıran, linci hassas vatandaş tepkisi olarak kutsayan her adımla utanç duygusundan soyunduk.

Yaşadığımız acılara her gün yenileri eklenirken, örneğin işkence tüm ağırlığı ile toplumdaki meşruiyetini sağlamlaştırıp, hayatlarımızın orta yerine yerleşirken hiç yabancısı olmadığımız bir gözaltında ölüm sonrası yapılan açıklamalar da utanmayı bağrımızdan tümüyle söküp attığımızı olanca çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturmalar kapsamında 23 Temmuz 2016 tarihinde gözaltına alındığı gazetelerde yer alan haberler gereği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kabul edilen Gökhan Açıkkolu isimli bir öğretmen 30 güne çıkartılan gözaltı süresinin 14. gününde, 05 Ağustos 2016 günü devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğüne rağmen, devletin koruması altındayken öldü. Gazetelerde İstanbul Başsavcılığının açıklamasına dayandırılan haberler yaşam hakkı ihlaline yönelik doğrudan bir sorumluluğa işaret ediyor.

Örneğin; “İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü nezaretinde, 24 saat esası ile gözaltı darp cebir raporu da aldırılmak” ifadesinin soruşturma usullerinde karşılığı yoktur, dolayısıyla yapılan belgelemenin güvenilir bir muayeneye dayalı olmadan gerçekleştiği şüphesi ortaya çıkmaktadır ve İstanbul protokolü standartlarına uymadan yapılan muayene ve belgeleme işkence ve kötü muamele yasağının ihlalidir.

Açıklamanın devamında yer alan; “Kişinin daha önce 28 Temmuz’da rahatsızlandığını beyan etmesi üzerine, 112 ile Devlet Hastanesi’ne götürülmüş, orada ‘yapılan muayene sonrasında nezarethanede kalmasında sakınca olmadığının belirtilmesi üzerine yeniden nezarethaneye getirilmiştir” sözüyle birlikte utanma duygusunu yitirenler çoğaldıkça çoğalıyor. Kronik rahatsızlığı olduğu ifade edilen bir kişinin halen alıkonulmaya devam edilmesi, sağlık hakkından mahrum bırakılması ve varlık sebebi insanların fiziksel ve ruhsal sağlığını korumak, savunmak ve geliştirmek olan, alıkonulmaya neden olacak hiç bir karar alma mekanizmasında yer alamayacak bir mesleğin mensubu olan bir hekimin “nezarethanede kalmasına sakınca olmadığı” kararı verdiği iddiasındaki utançtan arınmış olma hali bu toplumun geleceği adına çok tehlikeli bir haldir.

Devam edelim açıklamaya; “05 Ağustos günü, Gökhan Açıkkolu’nun tekrar rahatsızlandığının haber alınması üzerine, gözaltında görevli adli tıp doktoru tarafından şahsa ilk tıbbi müdahale yapılması”  hekimlik hizmetinin hastanın mahremiyeti, muayenenin etik standartlara uygun olması yönünden sağlık kuruluşlarında yerine getirilmesini  zorunlu kılarken, gözaltında adli tıp uzmanının görevlendirildiğini ifşa etmektedir sıradan bir uygulamaymışçasına… Görevlendiren bir yana, görevi kabul edenin de utançsızlığıyla çoğalan hayatlarımız ağırlaştıkça ağırlaşıyor.

Bir darbe daha alıyoruz sonra, ölülerimizin üzerinden geride kalanların cezalandırılmasına tanıklık ediyoruz bir kez daha, hep birlikte. Tabelası kaldırılmış olsa da, artık belleklerimizde yer edecek, bizi çırılçıplak bırakacak mezarlığı işaret ediyorlar ailesine. “Hainler mezarlığı”nı…

Utancı yaşatanlarla yüzleşmedikçe, acıların faillerini teşhir etmedikçe biriktikçe biriken utancın ağırlığı dayanılmaz hale geliyor. Bu ağırlıktan kurtulmanın en kolay yolu da utanma duygusundan sıyrılmak gibi görünüyor hepimize. Birbirimiz için en vahşi, en insanlık dışı cezalar, en galiz küfürlerle hayatlarımızı sürdürebileceğimizi sanıyoruz ama olmuyor. Her akşam indiğinde, her kendimizle baş başa kaldığımızda o soyunduğumuzu zannettiğimiz duygu bizi biraz daha dibe çekiyor. İnsanlığımızdan uzaklaştırıyor. Utanmak gerek, utanmanın gereğini yapmak…

 

Gökhan Açıkkol’un babası Ayhan Açıkkol, “O gururlu birisiydi. Herhalde gururuna yediremedi, kalp krizi geçirdi. Zamanında Cumhurbaşkanımızın kendisi de kandırılmış, biz de kandırıldık eğer bir şey varsa” dedi.

 

Baba Açıkkol, oğlunun cenazesini İstanbul’da defnetmeye izin verilmediğini, adres olarak ‘Hainler Mezarlığı’nın kendilerine gösterildiğini anlattı.

 

Anne Asya Açıkkol da oğlunun suçsuz olduğunu söyleyerek gözyaşlarına boğuldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamıştı.