CHP İstanbul Milletvekili ve Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Mahmut Tanal, Ankara Sincan Cezaevi’nde 53 günlükken annesi gözaltına alınan bir bebeğe, 17 gün boyunca anne sütü verilemediğini söyledi.

Tanal, “Peki, on yedi gün gözaltında, elli üç günlük bir çocuğa eğer anne sütü verilmiyorsa bizim Ceza Kanunu’muzda, İnfaz Kanunu’nu maddesinde zalimane, insanlık dışı, aşağılık, aşağılayıcı, onur kırıcı davranış değil mi bu?”  diye sordu.

Hangi cezaevlerinde ne tür ihlaller ve yasaklar olduğunu örneklerle anlatan Tanal, İstanbul Silivri Cezaevinde 6, 7, 8 no’lu koğuşlarda avukatların müvekkilleriyle görüşmeye gittikleri zaman kâğıt kalem almalarının yasak olduğunu, kâğıt ve kalemle avukatın görüşmeye giremediğine dikkat çekti.

CHP’li Tanal TBMM Genel Kurulu’nda HDP’nin Van T Tipi Cezaevindeki iddialara ilişkin önerge üzerinde söz aldı.

Tanal’ın Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma şöyle:

MAHMUT TANAL (İstanbul) -Şimdi, cezaevlerinde yaşanan sorunlara baktığımız zaman, şimdi değerli arkadaşlar, size başlıklar şeklinde sayacağım ben şimdi.

Bir: Odak… Yer veriyorum, İstanbul Silivri Cezaevinde 6, 7, 8 nolu koğuşlarda avukatların müvekkilleriyle görüşmeye gittikleri zaman kâğıt kalem almaları yasak, kâğıt ve kalemle avukat görüşmeye giremiyor. Peki bu avukat niçin gidiyor oraya? Müvekkiliyle konuşup müvekkiline faydalı bir şekilde yararlı bir savunma yapmak için gidiyor; onun haklarını, hukukunu öğretmek için, öğrenmek için gidiyor. Orada bu görüşmeler yapıldığı zaman bir gardiyanın nezaretinde kamere kayıtları alınarak bu şekilde görüşmeler tamamlanıyor. Kamera kayıtlarına, oradaki şüpheli veya sanık bahsettiği konularla ilgili ifade ettiği açıklamaların tamamı kamera kaydına alındığı için delil teşkil ediyor ve onu da mahkemelerde kullanıyorlar. Peki, sormazlar mı sizlere: Anayasa’nın 38’inci maddesinin (5)’inci fıkrası “Kimse kendi aleyhine bir beyanda bulunmaya zorlanamaz.” Avukatıyla görüşürken hukuka aykırı yöntemlerle bu işi niçin alıyorsunuz, delil yaratıyorsunuz?

Değerli arkadaşlar, başında bu gardiyan ve aynı zamanda kamera kayıtları yaptıktan sonra hatta elinde kalem bulunanlar… Size çıplak bir örnek vereyim: Siz benim bu gözlüğümü zorla alırsanız gaspa girer ama benim haberim olmadan bunu alırsanız hırsızlığa girer. Avukat eğer size bunu orada anlatırsa müvekkili size herhangi bir açıklamada bulunamıyor. Bunun aynısını avukat müvekkiline anlatmak zorundadır. Hatta ve hatta vatandaşın avukattan yararlanabilmesi için, hukuki bilgisinden yararlanabilmesi için olayı tüm çıplaklığıyla öğrenmesi lazım. Nasıl ki bir hasta doktora gidiyorsa, doktorun hastasına teşhis koyabilmesi için onun tüm tetkiklerini yapması gerekiyorsa avukatın da müvekkiliyle ilgili tüm olayları bilmesi lazım değerli arkadaşlar. Siz eğer bir doktora “Tetkiki yapmayın, eksik yapın.” derseniz teşhisi eksik koyacak. Hukukçunun da tüm olayı çıplaklığıyla öğrenmesi lazım. Ama, mevcut olan bu uygulamayla avukatlar şunu söylüyor müvekkillerine: “Bak şu anda kameraya alınıyoruz, tüm konuşmalarımız kayda geçiriliyor, senin aleyhine delil teşkil edebilir, onun için ona göre konuş, ben sonuçlarına katlanmam.” diyor. Peki, avukat o zaman niçin gider oraya? Herhalde psikolojik anlamda vatandaşı tatmin etmek için oraya gitmiyor.

Şimdi, Türkiye’de bir tane Adalet Bakanlığı var, farklı bir Adalet Bakanlığı yok. Şimdi, Ankara’daki, Sincan’daki cezaevinde hafta sonu görüşmeleri var, cumartesi, pazar gün avukatlar görüşebiliyor; İstanbul’da hafta sonu görüşemiyor. İstanbul’daki Silivri cezaevlerinde 6, 7, 8, 9’da uygulama farklı, diğerlerinde farklı; aynı siyasi suçlular. Peki, arkadaşlar, farklı bir Adalet Bakanlığı mı var, nedir bu uygulama? 9 no.luda kâğıt parayla içeri giremiyorsun sayın vekilim, kâğıt para. Avukat, üstündeki kâğıt parayı çıkaracak, görüşmeyi öyle sağlayacak.

Şimdi, Metris Cezaevinde, Metris’te kâğıt, kalem, dosya hiçbir şey alınmıyor. Burada, hatta Silivri’de siz müvekkille görüşmeye gittiğiniz zaman avukatı olarak müvekkilinizle Tokalaşmanız bile yasak. Bu anlamda söylenecek çok şey var; mesela, eğer bir ülkede fabrikalar kapanıyorsa, cezaevlerinin sayısı sürekli artıyorsa o toplum sağlıklı bir toplum değil.

3 Kasım 2012’de AKP siyasi iktidara geldiği zaman Türkiye’de 60.561 kişi tutukluydu, hükümlü ve tutuklu dahildi. Ancak 21 Eylül 2016 tarihi itibarıyla 193.047 kişi tutuklu yani geometrik olarak 3 kat artmış. Nereden nereye… Eğer bir ülkede sürekli cezaevlerinin kapasitesi artıyorsa, oranı artıyorsa burada sağlıklı bir gelişme yok.

26’ncı dönem, aşağı yukarı biz bir buçuk yıldır buradayız, toplam sekiz tane cezaevi dolaşılmış, onun da listesi burada bende. O dolaşılan cezaevleri de fazla şikâyetlerin geldiği yerler değil. Hatta ve hatta 2 binin üzerinde şikâyet İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna gelmiş ama herhangi bir etkin araştırma yapılmamış. Bu anlamda -söyleyeyim ben- arkadaşımız diyor ki: Keyfî muamele, işlemler 574, resmî, İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna geliyor.

Yargı kararlarından memnuniyetsizlik 860 var, sağlık sorunları 204 var, fiziki koşular 207 var. Sincan Kadın Cezaevinde bir örnek: Çocuk otuz günlük, normal aşılarının olması gerekiyor. Çocuğu anneden alıyorlar, anne cezaevinde, çocuğu sağlık ocağına götürüyorlar, saatlerce geç geliyor ve orada iki tane ayrı aşı yapılmış. Anne şu anda o aşıların yanlış yapıldığı söylüyor, bu şekilde sıkıntılar var. Yahu arkadaş, o anne çocukla birlikle sağlık ocağına niçin götürülmez? Orada, cezaevinin bulunduğu alanda aşı yapılacak imkân yok. Bunu herhangi bir hukukla, herhangi bir ahlakla, herhangi bir uluslararası sözleşmeyle izah etme şansına sahip değiliz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu bahsettiğim, mesela bu Sincan Cezaevinde on yedi gündür bebek gözaltında, elli üç günlükken -gözaltına alınıp on yedi gün gözaltında kaldıktan sonra- anne sütü verilemiyor çocuğa.

Peki, on yedi gün gözaltında, elli üç günlük bir çocuğa eğer anne sütü verilmiyorsa bizim Ceza Kanunu’muzda, İnfaz Kanunu’nun 2 ve 3’üncü maddesinde zalimane, insanlık dışı, aşağılık, aşağılayıcı, onur kırıcı davranış değil mi bu? Yani ceza kanunlarımız mükemmel, eksiklik yok, daha da iyileştirilebilir. Ama rahmetli bir hocamız derdi ki:

“Kötü bir kanun iyi bir uygulayıcı elinde iyi olur, iyi bir kanun kötü bir uygulayıcı elinde kötü olur.”

Sorun insan unsuru değerli arkadaşlar.