|Yazar: Süha BERK|

Sevgili Babam;

Ben, “intihar” etmeyi düşünüyorum. Baba! Küçük kızın “Ayşenur” intihar etmeyi düşünüyor. On üç yaşındayım. Karma karışık duygular içindeyim. Evde, sokakta, okulda çok sıkılıyorum, çok bunalıyorum. Her şey çok üzerime geliyor, her şey çok karanlık. Hep daha iyi olacağını söyleyip duruyorlar. Peki! Neden benim için hiçbir şey değişmiyor. Cevapsız kalan sorularım var babam. Sorgulamayan insan cahil, sorgulatmayan insan ise zalimdir derdin. Her şeyi ama her şeyi sorguluyorum, baba.

Sıcak ekmeği, kalabalık sofraları, çikolatayı, minicik bebekleri, rüzgârda yaprak olmayı, geceleri yıldız olmayı, yaz gecesinde kelebek olmayı, seni çok seviyorum. Sana çok güveniyorum baba. Beni kimse duymuyor. Beni kimse anlamıyor. Beni en iyi sen duyabilirsin! Beni en iyi sen anlayabilirsin! En doğru cevapları sen bilirsin! En doğru cevapları sen verirsin bana biliyorum.

Biz kimiz baba? Biz yalancı mıyız, iftiracı mıyız? Biz fitne fesat çıkaran bir örgüt müyüz? Kokuşmuşluk ne demek baba? Çürümüşlük ne demek? Nebbaş ne demek baba? Haşhaşi ne demek? Okula gidiyorum bunlar konuşuluyor. Televizyonda, gazete de internette bunlar.

Biz kimiz baba? Biz edepsiz miyiz, ahlaksız mıyız? Biz virüs müyüz, sülük müyüz? Biz hain miyiz, maşa mıyız? Kan emici vampir ne demek baba? Kandan beslenmek ne demek? Çaresizim, artık dayanamıyorum baba. Neden sürekli bunlar konuşuluyor. Neden?

Zamanla her şey geçer, zamanla her şey güzel olur deme! Çok denedim olmuyor?

22 Eylül’de göz altına alındın. 27 Eylül’de tutuklandın Ya! Baba. Korkuyorum sormaya baba. Bunlar ne demek? Suçun ne? Peki ya biz! Biz kimiz baba. Annem kim? Beş yaşındaki kardeşim Sena kim? Bizde mi suçluyuz? Bizi de mi alırlar? Bizi de mi tıkarlar iç çamaşırlarımıza kadar arandığımız o cezaevine? Çok korkuyorum babam, çok korkuyorum.

Bana fırsat buldukça Çıralıyı anlatırdın. Bi’ daha bi’ daha anlat derdim. Hikâye gibi gelirdi bana o çekilen sıkıntılar. Aslında bütün soruların ve sorunların, ithamların ve suçlamaların cevabı oradaymış. Günlük su ihtiyacımızı iki yüz metre ileriden bir kuyudan eşek sırtında çekiyordunuz. Okulu yıkayıp, temizleyip, kireçlemiştiniz. Ne çare! Bir kat badana, bir kaç kat daha. Ahırdan ev olmuyordu. O şekilde idare etmiştiniz. İlk gecenin sabahında. Büyük bir gürültü ile uyanmıştınız. Eyvah! Basıldık demiştiniz. Lice’nin Çıralı köyü örgütün ilk toplantı yaptığı köydü. O yüzden baskının olması normaldi. Her an bir hareket de bekliyordunuz. Kuş uçmaz, kervan geçmez. Can güvenliğinin olmadığı bir muhitteydiniz. Annemle birlikte bir korku, bir telaşla kalkmıştınız. Endişe ile dışarı bakıp sonra da gülmeye başlamıştınız. Hayvanlar kapıdan içeriye girmeye çalışıyorlarmış meğerse. “ Eeee! Daha önceden burası onların eviymiş. Biz bu ahırı lojmana çevirince iki dünya arasında sıkışıp kalmış soluğu kapımızda almışlardı zavallılar.” demiştiniz.

Sen benim kahramanımsın baba. Bu vatan evlatları için gitmiştin oraya, bu vatan evlatları için katlanmıştın o sıkıntılara. Ama sensiz yapamıyorum.

Benim okulumda öğretmendin. Bize vatan, millet sevgisini sen anlattın. Bize bir olmayı, birlik olmayı sen öğrettin. Bize edepli, âhlâklı, doğru ve çalışkan olmayı sen öğütledin.

Kitap fuarlarında, fakir öğrencilere hikâye kitapları alan sen değil miydin? Tenefüslerde tost ısmarlamadın mı? Annemle beraber kız çocuklarına toka alan siz değil miydiniz? Offf! Baba.

Sabahları aynalara bakıyorum yüzüm değil, hüzün görünüyor aynalarda. Çeki düzen veremiyorum kendime. Seni soruyorum izlediğim filmlere, şarkılara, kitaplara. Sen yoksun baba. Sorularım hep cevapsız kalıyor. Ben, kimseyi duyamıyorum. Beni, kimse anlamak istemiyor. Babanın yokluğu hayatı yarım nefes çekmek gibiymiş. Nefessiz kalıyorum, her şey yarım kalıyor. Hayat çok boş ve anlamsız geliyor, babam.

Kulaklarımdaki cihazların kalıbını değiştirmeyecek miydik? Kardeşim Sena kulaklarından rahatsız, böbreklerinden rahatsız. Gelişim geriliği ve öğrenme güçlüğü var. Randevu tarihleri geldi. Muayenesi, ameliyatı ne olacak? Kulaklarına tüp nasıl takılacak? Böbreklerinde “At Nalı Anomalisi” var. Ne yapılacak? Gecikirse kötü olmayacak mı?

Sen olsaydın. Bir problemle karşılaşınca “Evet” bunu nasıl aşabiliriz? Bunun en iyi çözüm yolu nedir? derdin. Problem burada başlıyor babam; sen yoksun. Hep anlattığınız “ÇIRALI KÖYÜ”nü bile mumla arıyoruz. Çıralı’da mutluluk vardı. Burada zülüm var, çalınan hayatlar var, “KÖZ”lenen yürekler var.

Beni kimse anlamıyor, beni kimse umursamıyor.  Yarım bir kişiliğim artık. Senin yokluğunu kimse hatırlamak istemiyor. Kendimi anlatmak için. Seni hatırlatmak için. İntihar etmeyi düşünüyorum baba!

On üç yaşındayım ve hayatımın baharındayım. Yüreğimde acı acı parlayan KÖZ’e bakıyorum. İntihar etmek istiyorum, ölmek istiyorum. Evde, sokakta, okulda. Çok sıkılıyorum, çok bunalıyorum. Derdime her daim dokunma babam, Devası olmayan bir dert gibiyim. Kulakları duymayan, anlaşılmayan. Kimsesiz bir “avare” gibiyim. Boğuluyorum ve korkuyorum baba.

Bu seninle son muhabbetim babam. Seni seviyorum babam. Biliyorum. Sen, benim sorularımın doğru cevaplarısın. Sen, benim duyan kulaklarımsın. Sen, benim cesur yüreğimsin. Ama seni çaldılar benden. Seni aldılar benden. Ve ben o cezaevine gelmek istemiyorum. Bir daha girişlerde aranmak, özel odalarda tutulmak istemiyorum.

Ne yapayım baba? Mademki sen suçlusun? Mademki seni hapse attılar? Mademki kızlarını duyan, anlayan, onlarla dertleşen babaları içeri atıyorlar. O zaman bende suçluyum? Beni de boğazdan atsınlar? Sen, olmadan kulaklarım duymuyor, baba. Sen, olmadan yüzüm gülmüyor. Sen, olmadan dünyam dönmüyor. Penceremde bülbül şakıyan rüzgar, dalında gülü olan diken gibiyim. Baskıların, çıkmazların getirdiği intihar. Babasız, yarım kalmış közlü yürek gibiyim

Bir gün o güzel gözlerine yaşlar dolar, kalbin sızlar, için yanarsa deme bana: “ Ayşenur neden yaptın.”  Ben isteyerek yapmadım, baba! Sabahları seviyorum, insanları seviyorum. Seni seviyorum baba. Beni affet. Ben bu zulmü kaldıramıyorum. Ben o cezaevinde kalmak istemiyorum.

Kızın “Ayşenur.”

Ayşenur on üç yaşında bir kız çocuğu. Kulaklarında işitme cihazı kullanıyor. Babası ile müthiş bir iletişimi vardı. Ergenlik dönemine ilk adımlarını attığı bugünlerde karma karışık duygular yaşıyordu. Darbe tiyatrosundan sonra babası tutuklandı. Bir çıkmazın içine yuvarlandı. Bunu kabullenemedi. Babasını görmesi için cezaevine götürdüm. Oradaki muamelelerden çok olumsuz etkilendi. Ruh dünyasında bu yapılanları çok büyüttü ve içine kapandı, kendini toparlayamadı. Bizden habersiz babasına intihar etmek istiyorum diye bir mektup yazmış. Cezaevi psikoloğu bizi arayıp bilgilendirdi. Babamızın bu durumdan henüz haberi yok. Ve olmayacak da. Devlet eliyle oluşturulan baskı. Medya dili ile bir kesimin manipüle edilmesi. Bu süreci, işi sadece evine ekmek götüren babaların imtihanı olmaktan çıkardı. Küçücük sabileri bile intiharının eşiğine getirdi. Küçücük küçücük yüreklerde İntihara teşebbüs etmeye başladı. Tebrikler, bir kesimi yok etme noktasında başarılı oldunuz.

Anne olarak çok çaresizim. Bize bunları yapanları lanetliyorum. Anlayamıyorum? Neden on üç yaşındaki bir kız intihar etmeyi düşünsün ki? Dün en güzel liselerin, üniversitelerin hayalini kurarken, bugün neden intihar etmeyi, ölmeyi düşünüyor? Buna bir anlam veremiyorum?

Özü köz olanın sözü öz olurmuş. Allah var! O her şeye nigâhban. Bir temennim var O’ndan! Bizlere bu zulmü reva görenler. “Sizi, ölmekten beter edeceğiz diyenler.”  ÖLMEK İSTESİNLER AMA ÖLEMESİNLER.