|Yazar : Ümit VAR|          

Hayat 13 yaşında vurmuştu sillesini zaten, ama doymamıştı.

Babamı 13 yaşında kaybettim 2 erkek 1 kız kardeş kaldık garip anamın başında. Annem babamın emekli maaşı ile bizi okuttu. Köydeki evimizi satıp daha iyi eğitim alabilmemiz için şehir merkezine taşındık.

Yıllar hayat mücadelesiyle çabucak geçivermişti.  Ben, kız kardeşim, erkek kardeşim hepimiz evlendik. Tabi bu zaman zarfında çektiğimiz çileler sanki hikaye gibi gelip geçti. Kardeşim ve ben devlet memuru olmuştuk. Rabbim 2 kız evlat nasip etti. Bir kızımın gözleri problemli olduğu için ilkokuldan itibaren özel okula gönderdik. Devlet okulunda çok ilgi göstermezler dışlanır diye eşimle böyle karar verdik. Tek maaşlı bir memurum, evimiz de kayınpederden düşen mirasla biraz da birikimimizle aldığımız başımızı sokacak bir evdi. İş yerime kar kış demeden, hele İç Anadolu’nun karasal ikliminin -15, -20 derece olduğu zamanlarda bile tam 22 yıl çalıştığım hastaneye bisikletle gittim. Herkes, memur adamsın yahu bir araba al derdi. Bende “nasıl alacağım arabayı, maaşımın çoğu okul taksiti ve sağlık masraflarına gidiyor. Bir de yuvamıza bir dünya tatlısı daha iştirak etti. Yavrularım iyi olsun yeter. Bisikletle devam edeceğiz mecburen ” derdim.

Büyük kızım liseyi bitirdi bu sene üniversite sınavına girdi. Küçük kızımız 8. Sınıftaydı. Hayat bizim için sıkıntılar içinde devam etse de çok şükür halimizden memnunduk ve kimselere muhtaç olmadan sevdiğimiz insanlar yanımızda olarak devam ediyordu.

Biz kendi halimizde bu şekilde yaşayıp giderken 15 Temmuz hadisesi yaşandı. Herkes gibi biz de yaşanan bu kötü hadiseden biz de etkileneceğimiz endişesi taşıyorduk. Belli bir süre sonra endişelerimiz gerçekleşmeye başlamıştı ve ben çok sevdiğim ve hayatımda bir kez olsun rapor almadığım hastaneden yani mesleğimden ihraç edilmiştim.

Açığa alınma haberinin üzüntüsüyle kardeşimi aradım meğerse onu da açığa almışlar bunu duyduktan sonar bir kere daha yıkıldım. Emek emek aldığım eve tedbir kararı konulmuştu. Annemin emekli maaşına da el konulacağı söyleniyordu ama Allah’a şükür öyle bir hakları yokmuş.

Kaderde buda varmış diyerek iş aramaya başladık iki kardeş omuz omuza vererek. Kimse iş vermiyordu. Kızlarımın yaşları büyük olduğu için her şeyin farkındaydılar biz de  hiçbir şeyi saklayamıyorduk. Küçük kızım: “Baba sen üzülme ben artık ekmeği az yerim paramız hemen bitmez.” diyordu hem espri hem de aile dayanışması yapıyordu.

Sonunda bir dinlenme tesisinde oto yıkamacılık yapan eniştemiz kardeşimi ve beni işe aldırdı. Çok şükür Mevla’m bir kapı daha açmıştı bize. İşyerinin servisi olduğu halde ben yine bisikletle gelip gidiyordum. Çünkü o işyerinin çalışanlarının çoğu bizim kasabanın insanlarıydı.

Hakkımda dedikodu çıkarmışlardı ve bu dedikodular kulağıma gelmisti. Güya üzerimde altı trilyon para varmış ve ben bu yüzden ihraç edilmişim. İnsanların aklı bu kadar çalışıyordu maalesef. Altı trilyon param var ve ben 24 saat araba yıkıyorum günlük 35TL yevmiye ile evime gidiyorum ama bankada altı trilyonum var.  Bunlar da geçer ama servis içinde insanlarla tartışmamak için bisikletle gidip geliyordum işime.

Beş ay çalıştığım tesise yine bir gün gittiğimde eşim beni telefonla aradı ve kardeşimi polislerin götürdüğünü söyledi.  Beklediğimiz an gelmişti. Yaşadığım ilde 450 memur ihraç edilmiş,  400 tanesini cezaevine gönderme azmi ve gayretini göstermişti ilin vali ve savcısı.

Eşimi arayarak eve geleceğimi söyledim. Kardeşimi almaya gelmişlerse mutlaka beni de alacaklardı. Onlar gelip beni işyerinde kelepçeledikleri zaman benim hakkımda dedikodu eden insanların benimle ilgili daha çok suizan edip günaha girmelerini istememiştim.

Eve gittikten on dakika sonra polisler geldi ve evimi iki prensesimin gözü önünde aradılar. Bir şey bulamadılar tabi ki. Ne bulabilirlerdi ki bizim gizlimiz saklımız yoktu. Güya teröristin evine gelmişlerdi ama polislerde ne çelik yelek ne de uzun namlulu silah vardı. Ellerini kollarını sallayarak evimi aradılar.

Kızlarım ağlıyor eşimse yaşadığı bu şokun etkisi ile yavrularımızı kanatlarının altına almış onları sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Sıcacık yuvamız polislerin girmesi ile buz kesilmişti.

Sonra ailemin gözü önünde bana kelepçe taktılar, bu zulmü yaparken adeta keyif alıyor gibiydiler. Bunca kin dolu insan ne zaman yetişmişti. Teröriste yapılamayan muamele neden bize yapılıyordu. Yol boyu bunları düşünerek emniyete vardım. Emniyetin bodrum katındaki buz gibi soğuk nezarethaneye koydular. Günde 1 öğün yemek vardı.  Üçüncü gün aileme haber ulaştırdım ve bir battaniye ile biraz da yiyecek gönderdiler. Nezarethane çok soğuktu anlaşılan psikolojik işkence yapıyorlardı. O gün benimle beraber 22 kişi almışlar. Kamudan ihraç edilen 450 kişiden geriye 28 kişi kalmıştı. Dokuz gün nezarette kalarak sonunda mahkemeye çıktık.

Annemin, eşimin ve iki prensesimin gözünün önünden beni ve kardeşimi elleri kelepçeli olarak geçirdiler ve bu şekilde mahkemeye çıktık. Annemin koridorda: “Yavrularım! Ağzınıza sigara, elinize bıçak almadınız hayatınız boyunca. Size nasıl terörist derler. Allah’ım bunu yapanları sana havale ediyorum.” diye yeri göğü inletmişti. Yılların yorgunu olan anam bir imtihan daha yaşıyordu.

Mahkemede hakimin tavırlarından belliydi tutuklanacağımız. Artık zaman gelmişti karar açıklandı. Kardeşim ve benim tutuklu yargılanmama ve bulunduğumuz ildeki hapishanede  yer olmadığından  ……. İlindeki hapishaneye sevkine karar çıkmıştı. Zaman durmuş, zamanın hakimi bir hukuksuzluğa daha alet olmuştu. Eşim ve iki prensesim kahrolmuştu. Adalet ise bir kez daha yerle bir olmuştu. Annemin feryadı inletti adliye koridorlarını. Bir anda ellerinden gitmişti aslan gibi iki evladı. Babamın vefatından sonra annem bize daha bir bağlanmıştı. Ama kararı verenler ne dinlediler ne de anlamak istediler.

Dört ay oldu cezaevine gireli,  buradaki kardeşlerim çok sıcakkanlı ama buralar çok soğuk. Cezaevi yönetimi çok gördü bize ısınmayı bile.  Daracık koğuşlarda birbirimizin nefesi ile ısınmaya çalışıyoruz bugünlerde.  İç Anadolu soğuk ve zulüm her yerde. Kışlık malzeme, bir de mesh gönderin gelen olursa. İmtihanımız bitmemiş daha.

Not: Sevgili eşim biricik yoldaşım. Duydum ki bir fabrikada işe girmişsin. Bazen gündüz bazen gece çalışıyormuşsun. Sen evimizde yokken geceleri kızlarım birbirine sarılıp ağlayarak uyuyorlarmış. Üzülmeyin ve sabredin bugünler elbet geçecek ve yeniden kavuşacağız. Sizleri çok seviyorum.

Allaha emanet olun.