|Yazar: Ümit VAR|

Benim kendi hikâyem, daha doğrusu kendi ailemin hikâyesi ile başlayayım. Daha 14 yaşında, 1990 yılında yatılı okul ile başlayan  ve 1999 yılında ……………… mezuniyetim sonrası 17 sene hiçbir soruşturma olmadan ve başarı ve ödüllerle dolu meslek hayatım 18 Temmuz günü gelen açığa alınanlar listesi ile sona erdi. Ben ne olacak sorusunu kendi adıma sorarken, iki kız kardeşimden küçüğünün eşinin 20 Temmuz günü mesai saatlerinde gözaltına alındığını öğrendim. Tek suçu bir sendikada çalışmak olan kayınbiraderim, o gün sendikada çalışan diğer kişilerle birlikte gözaltına alınmıştı. Kendisinden haber alamıyorduk. Kız kardeşim ise gittiği her kapıdan kovuluyordu. Sonunda polis merkezi amirliğinde olduğunu öğrenebilmiştik. Bir ihbar üzerine sendika binasına gitmişler. Ellerinde bir arama kararı dahi olmadan girmişler sendika binasına ve içerde kim var kim yok almışlar, temizlikçi bayan ve çaycıda dâhil olmak üzere. Ailem yine de onun sade bir çalışan olduğunu ve hiçbir şeyin içinde olmadığı için ifade sonrası serbest kalacağına inanıyordu. Hukuka uygun olan da elbette buydu ama ben yine de hukukun olmadığı bu ülkede ne olacağından çok emin değildim.

20 Temmuz akşamı saat 11 gibi ikinci kötü haber gelmişti. Karşı komşumuz polislerin evime girmek için kapıya vurduklarını söylüyordu.  Anahtarı vermesini ve eşlik etmelerini istedik, sağ olsunlar ağlayarak eşlik etmişler. Bu durum hakkımda bir gözaltı kararı olduğu anlamına geliyordu, karakolu arayarak en kısa sürede geleceğimi bildirdim. Perşembe günü cezaevi alışverişimi yaparak, babamla yola çıktım. 22 Temmuz cuma sabahı teslim oldum ve mesai saatlerinin bitimine doğru tüm işlemlerim bitmiş, cezaevinin yoluna çıkmıştık. Benim cezaevine girdiğim saatlerde daha kayınbiraderimin akıbetinden haberim yoktu.

Yaklaşık 10 gün sonra ailemin de tanıdığı bir arkadaşım bizim koğuşumuza geldi. Ondan haber aldım kayınbiraderimin hakkında en ufak bir delil olmadan sırf bir kurumda çalışıyor diye tutuklandığını. Daha kötüsü ise meslektaşım olan diğer kız kardeşimin eşi de Temmuz’un son haftası tutuklanmıştı. Ailem belki de yaşayabileceği en zor şeyleri yaşıyordu.

Babamın iki damadı ve oğlu tutuklanmıştı. Babama girerken demiştim, biz Allah’ın çok sevdiği bir aileyiz, bunun ne anlama geldiğini inşallah ileride anlayacaksın ve bizlerle gururlanacaksın diye. Oda ailen önce Allah’a sonra bana emanet demişti yaşlı gözlerle. 146 gün sonra tahliye oldum ve hem kendi ailemi hem de içerde yaşanan mağduriyetleri anlatmayı bir borç bildim.

Cezaevi Günlerimden

1-Gazinin Hikayesi

Size gazimizin hikâyesini anlatayım. Aynı koğuşu paylaştığım daha 25 yaşında, genç bir polis memurunun hikâyesini. Toplum olarak unutuyoruz ama ……………… Şube Müdürlüğüne bombalı araçla yapılan saldırıda 30 kişi şehit olmuş, 70’den fazla yaralı vardı. Burada gazi olmuş 25 yaşında bir polis memurunu misafir ettik koğuşumuzda. Geldiği günü unutamam. Yüzünde ve kafasında yara izleri, iki kolu omuzlarına kadar alçılı, gözleri yaşlı yaşadıklarını anlattığı o halini unutamam.

Gözyaşları içinde anlatıyordu o akşam saatlerinde, patlama anında nehrin kıyısında banklarda tek başına oturduğunu, patlamanın şiddetiyle nehrin kıyısına uçtuğunu ve silahının ateşin etkisi ile kullanılamaz hale geldiğini, kendi imkânları ile nehrin kıyısından düzlüğe çıktığını öğrendik. Üniversite hastanesinde 2-3 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra, ilk önce servise oradan da köyünde bulunan ailesinin yanına gelmiş. Kendi tuvalet, banyo ve yemek gibi ihtiyaçlarını gideremediği için abisi yardımcı oluyormuş. Daha 2-3 gün geçmeden kendini cezaevinde bulmuş. Son ana kadar cezaevine geleceğine inanmamış. Halende rüyada gibi idi. “Abi ben ne yaparım, benim bu işlerle alakam yok” diyordu gözyaşları içinde. Hepimiz duygulanmış ve gözlerimiz dolmuştu. Omuzlarına kadar iki kolu da alçılı olduğu için en temel ihtiyaçlarını bile göremeyecek durumda olan bir insan neden tutuklu yargılanır? Daha sonra öğrendim cezaevlerinde bu şekilde kalmak zorunda kalan çok sayıda insan olduğunu, ama görmek ve yaşamak bambaşka imiş. Gelir gelmez aynı koğuşta tüm arkadaşlar seferber olduk, akla gelebilecek her yere mektuplar yazıldı, itiraz dilekçeleri hazırlandı. Kesin bir yanlışlık oldu, bu şekilde olmaz, kesin çıkarsın diye düşünüyor ve ona da telkinde bulunuyorduk.

Koğuş olarak onun eli ve kolu olduk. Ama biri vardı ki o koca yürekli arkadaşımız, onun bir parçası oldu adeta. Tuvalete o götürdü, alçılarını çöp poşeti ile sarıp banyosunu yaptırdı ve aklınıza gelecek her noktada yanında oldu. Ranza dolu olduğu için kendi yatağını verdi ve o yere yattı. Yemeğini dönüşümlü olarak yedirdik, abdestini aldırdık, saçlarını taradık. 1 ay sonra alçısı açılana kadar, böyle devam etti. Hepimiz kesin çıkar demiştik ama üzerinden aylar geçti, ben çıktığımda halen içerde idi. Haftalık olarak fizik tedavi için hastaneye götürülüyordu. Şu an ne durumda bilmiyorum.

2-İngilizce Öğretmeninin Hikayesi

3 öğretmenle birlikte gelmişti koğuşumuza. Kendisi İngilizce hocası imiş, bulunduğu şehrin en iyilerinden biri. Özel YDS gruplarına ders veriyormuş. Tutuklandığı günün ertesi, ikiz çocuğu olacağını o gün öğrendik. Uzun süredir yolunu gözlediği çocuklarına kavuşacağı günü dört gözle beklerken gözaltına alınmış. Yanlış hatırlamıyorsam 4 günlük gözaltı sonrası, mahkemeye çıkacağı zaman eşi görmek için gelmiş adliye koridorlarına, doğumdan sadece iki gün önce. Öğretmenimiz hakime durumunu anlatmış ama dinleyen kim. Eşinin tutuklandığını öğrendiğinde koridorda bayılmış kadıncağız. O şekilde eşini bırakıp gelmek zorunda kalmış aramıza. Kendi yanımızda ama aklı onlarla idi. O gün kılınan namazda akan gözyaşlarından anlıyordunuz ruh halini. Neyse ki, dünya tatlısı 1 kız, 1 erkek ikizleri sağlıklı olarak dünyaya geldi. Avukat aracılığıyla hem haberi hem de resimleri gelmişti, dünyalar tatlısı iki çocuk.

3-Savcının Hikayesi

Bu cezaevinde kalan bir savcı ve eşi hakime hanımın hikayesidir. Savcımız ve eşi daha darbe girişimi sıcaklığını korurken nasıl hazırlandığını anlayamadığım gözaltı listesinde yer almışlar. Kendisi tutuklanırken, eşi 1,5 yaşında çocuğu da olduğu için denetimli serbestlikle serbest kalmış. Kasım ayında eşini bir iftiracının ifadesinde adı geçtiği için yeniden gözaltına almışlar ve 15 gün gözaltında kaldıktan sonra savcılık tarafından serbest bırakılmış. Serbest bırakılmadan önce o ilin başsavcısının yanına çıkarmışlar ve kendisine “sana 1 ay süre, bu süre içinde gelip itirafçı olmazsan seni 29 gün gözaltında tutar, son gün tutuklamaya sevk ederim” demiş. İşte ülkemizde delil toplama yolu ve yöntemi. Daha küçük çocuğu olan kadınlara, bir dönem aynı mesleği paylaştıkları kişilere bunu söyleyenler başkalarına ne yapmaz. Sonra ne oldu bilmiyorum, ama o süreçte yaşadıkları şeyleri düşününce bile dayanamıyorum.

4-Karı-Koca Tutuklu Öğretmenler

Kendisini hiç görmedim. Aynı koğuşta kaldığım öğretmenlerimiz tanıyormuş. Kendisi de öğretmen. Havalandırmaya çıktığımızda bağırarak selamlaşır ve konuşurlardı. O konuşmalardan şahit oldum ve paylaşmak istedim. Kendisi tutuklandıktan 1 ay sonra, eşi de tutuklanmış. Yan taraftan bağırıyordu, ‘eşime çok methettim buraları, dayanamadı peşimden oda geldi’ diye. Bunun örneği tarihte yaşanmış mıdır acaba. Kaç çocuk hem anne hem basından ayrı yaşıyor şu an kim bilir. Ama o insanlar her şeye rağmen ne kadar dirayetli ve dik duruyorlar.

5-Polisin Hikayesi

Beni ne fazla şaşırtan şeylerden biri aynı yerde çalışan insanların bu süreçte bir anda ne kadar değiştiğidir. Aynı koğuşu paylaştığım polis memuruna, çalıştığı ilçede kendi meslektaşları tarafından yapılan muameleyi duyduğumda insanlığımız adına ne kadar üzücü diye düşünmüştüm. Kendi meslektaşlarının evini ararken, hiç bir hukuki gerekçe yokken, neden bir insanın eli arkadan kelepçelenir, birde utanmadan iyice sıkıştırarak. Kendi çocukları ve eşi önünde, kaçma ihtimali bulunmayan ev araması sırasında bunu neden yapma ihtiyacı hissederler. Hiçbir psikopata, hırsıza yapmadıkları muameleyi daha düne kadar aynı yeri paylaştıkları meslektaşlarına yaparken neler düşünüyorlardı acaba. Ben anlamakta güçlük çekiyorum. Sadece Allah’a havale ediyorum.

Beraber kaldığım bu kardeşlerimin hepsi suçsuz vatan evlatları. Yollarını gözleyen eşlerini, çocuklarını düşündükçe içim cız ediyor. Özgürlüğüme kavuştum ama aklım hep geride kalanlarda…