|Yazar : Selim Aydın|
Karı koca özel sektörde çalışıyorlardı. Mutlu ve huzur dolu bir yaşamları vardı. Haziran ayında mutlulukları aileye yeni bir bireyin katılacağı haberi ile ikiye katlanmıştı. Allah nasip ederse Şubat gibi ailelerine küçük bir üyenin daha katılacağını öğrenmişlerdi. Tabi ufaklığın haberi alınınca hayatlarındaki her hesap misafire göre şekillenmeye başlamıştı. Çok heyecanlıydılar ne de olsa ilk çocuklarıydı. İçlerindeki heyecan kabına sığmıyordu. Karar vermişlerdi hazirandan sonar anne  çalışmayacaktı. Kafalarında ufaklık ile ilgili bin bir düşünce, türlü planlar vardı şimdiden.
Ama menfur 15 Temmuz hadisesi sonrası bir günde savrulan hayatlardan biri de onlarınki olmuştu.
Önce kendisinin sonra da eşinin işini kaybettiğini öğrendiler. Hayatları bir anda  allak bullak olmuştu. Zordu birden, hiç ilgilerinin olmadığı bir olay sonrası, sebebini hiç bilemedikleri şekilde işsiz kalıvermek. Bebeklerinin doğacak olması bu durumu daha karmaşık hale getirdiği gibi kaygılarını da artırıyordu.
O yıl Kpss’ye girmişti. Aldığı puan yerleşmesine yeterli olsa da mülakatla alım yapılacak olması bir kez daha umutlarını silip süpürmüştü. Her şeye rağmen beterin beteri vardır düşüncesiyle hâlâ birbirlerine sahip ve omuz omuza oldukları için şükrediyorlardı.
Bir sonbahar sabahında, kasım ayında, birbirinden farkı olmayan günlerden birine daha başlamamışken kapılarına gelen polislerle uyandılar. Kendileri ne kadar şaşkınsa kapıda beliren polisler de o kadar şaşkındı. Zira yedi aylık hamileydi ve karnı burnundaydı. Kayınvalidesinin hıçkırıkları, yapmayın etmeyin haykırışları eşliğinde gözlatına alıp nezarete götürdüler.
Nezarette yaklaşık on beş bayanla birlikte yedi gün kaldı. Yardımsız yataktan kalkmakta zorlanırken nezarethane şartlarında kalmak, şahsi ihtiyaçlarını gidermek bile çok zor olmuştu. Nezarethanedeki bayanların ikisinin beş aylık ve on bir aylık bebekleri de oradaydı. Bebekler yabancı oldukları bu mekanda, tanımadıkları bu teyzelerinin arasında, babalarını ablalarını abilerini görmedikleri bu ortamda ağlama nöbetlerine tutuluyorlardı. Onlar ağlayınca bu garipliğe, bu anlaşılmazlığa, bu hoyratlığa maruz kalmanın da tesiriyle teyzeleri de ağlıyordu. Beş gün öylece nezarette kaldı. O ortamda yemek, uyumak da neredeyse imkansızdı. Kendinden çok karnındaki bebeği, hiçbir şekilde orada olmaması gereken emzikli bebekler için üzülüyordu.
Beşinci gün nihayet ifadesini aldılar. Ama mahkemeye ancak yedinci gün çıkabildi.
Savcı herkes ile tek tek görüşürdu. Kendisinin de darbeyle ilgisinin olmadığını bildiğini ama bildiklerini anlatması gerektiğini söylüyordu. İfadesini alan memur da savcı da hep etkin pişmanlıktan bahsediyordu. “Ne yaptık ki pişman olucaz aklım almıyor.” diyordu kendi kendine ve sadece ağlıyorlardı. Bir taraftan bu ifadeleri anlamaya çalışırken bir taraftan da ne söylemesi istendiğini çözmeye çalışıyordu. Daha önce ne savcı ne de nezarethane görmemiş olmanın acemiliği içindeydi. Muhatap olduğu soruları, olmayan bir şeyin nasıl ispat edileceğini düşünürken beyninin uğuldadığını, baş
>ının döndüğünü hissetti. Savcı da fark etmiş olacak ki daha fazla uzatmadı sorguyu.
Yine aynı toptancılıkla hakim karşısına çıkarıldılar. Başka başka meslekten, bambaşka çevrelerden insanlar, sözlerin kifayetsiz kaldığı yerde gözyaşlarıyla masumiyetlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Bu nasıl bir çaresizlikti, nasıl bir yabancılaştırmaydı tarifi mümkün değildi.
Mahkemenin aslı astarı olmadığını hakimin kendisine hitaben “Sen hariç hepinizi tutuklamak zorundayım.” dediğinde anlamıştı.
Hakim kararını açıkladığında salondaki istisnasız herkes ağlıyordu.
Tutuklanmamış olduğuna sevinememişti. Ardında gözü yaşlı bıraktığı insanlar mı, hakimin çaresizliği mi, bu haliyle yedi gün nezarette tutulmasının anlamsızlığı mı engel olmuştu sevinmesine bilemiyordu. Elinden gelen tek şeyi yapıyordu sadece: Gözyaşları eşliğinde Rabb’ine dua ediyordu.
ENGELLİ ANNE YAVRUSUYLA TEK BAŞINA
Hizmet Hareketine yönelik kitlesel soykırım toplumda gün geçtikçe daha derin yalar açıyor. Özellikle hasta anne ve çocuklara dokunan zulüm vicdanları kanatıyor.
Eşi R.Ö. 21 Ekim 2016 tarihinde delilsiz ve hukuksuz bir şekilde tutuklanan Ö. Hanım iki farklı hastalık ve 28 aylık bebeğiyle hayata tutunmaya çalışıyor. % 41 yürüme engeli olan Ö. Hanım  psödoartroz ve %35 skolyoz hastası. Ayak bilek kemiğinden ve sırtından acilen ameliyat olması gerekiyor. Ancak maddi imkânları olmayan Ö. Hanım eşi de tutuklu olduğu için tedavisine başlayamıyor ve ameliyatları yapılamıyor.
TEKRAR YÜRÜYEMEYEBİLİR
Doğduğundan bugüne kadar tam 48 ameliyat geçirmiş olan Ö. Hanım’ın bileğinde bu sebeple kayma mevcut ve acil ameliyat olmazsa bileğinin dağılma riski ve tibiaya binen baskı sebebiyle ayağının tekrar kırılma riski var.
Psödoartroz’un tekrar nüksetmesi halinde ise Ö. Hanım bir daha yürüyemeyecek. Geçirdiği ameliyatların fazlalığından dolayı damarlar ve cilt dokusu yeni bir bıçak darbesini kaldıramayacak durumda olduğu için tedavinin ertelendiği hergün riskleri arttırıyor.
Psödoartroz ülkemizde nadir görülen bir vaka ve tedaviyi gerçekleştirebilecek tek doktor Özel Acıbadem Hastanesi’nde. Herhangi bir geliri olmayan ve eşi de aylardır sebepsiz yere tutuklu bulunan Ö. Hanım’ın bu şartlarda tedavi olması mümkün değil.
OMURİLİK RAHATSIZLIĞI
Ö. Hanım’ın acil ameliyat gerektiren başka bir rahatsızlığı daha bulunuyor. Skolyoz’dan kaynaklı olarak kaburgası ciğerine batmaya başladığı için omuriliğe acilen platin takılması ve omuriliğin daha fazla eğrilmesinin önlenmesi gerekiyor. Yoksa birçok organ zarar görme tehlikesi taşıyor.
PSİKOLOJİK TEDAVİ
Ailesinden uzakta yaşayan, çevresi tarafından suçlu gözüyle bakılarak dışlanan Ö. Hanım tüm bu rahatsızlıklarına rağmen 28 aylık kızına tek başına bakmaya çalışıyor. Ancak koltuk değneğiyle yürüyebildiği için kızını taşıyabilmesi, temel ihtiyaçlarının büyük kısmını karşılayabilmesi bile mümkün değil.
Bu zor şartlar altında herşeyi elinin tersiyle iterek kendisini yalnız bırakmayan eşi R.Ö.’nün terörist ve vatan haini iftirasıyla tutuklanması ise Ö. Hanım’a çok ağır gelmiş. Maddi imkanları olmayan Ö. Hanım günlük ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanıyor.
Hastalıklar, maddi imkansızlıklar, eşinin haksız ve hukuksuz bir şekilde aylardır tutuklu olması ve tek başına çocuğuna bakmaya çalışması gibi sebeplerle büyük zorluklar yaşayan Ö. Hanım 2 aydır Balıkesir Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri bölümünde tedavi alıyor.
Yaşadıkları tüm bu haksızlıkları içine sindiremeyen Ö.Hanım eşi R.Ö.’nün hemen serbest bırakılmasını ve ailesine tekrar kol kanat germesini bekliyor.