Yazar | Mağdur

Merhabalar,

Ayakkabı tamircisi bir babanın ilk kızıyken ve Batmanda kız çocuklarının  okula pek de  gönderilmediği bir dönemde  babam beni her türlü zorluğa rağmen okuttu. 2000 yılında Diyarbakır Fen Lisesi’ne puanım yetiyorken burayı tercih etmeyip kutsal bir meslek olan öğretmenliği icra edebileceğim Öğretmen Lisesini seçtim. Ve 2000 li yılların gözde ve yüksek bölümlerinden biri olan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenlği’ni okudum.

Mesleğime Batman’ın Petrolkent mahallesinde sınıf mevcutlarının  60 kişi olduğu bir okulda başladım. Vatanım, milletim ve öğrencilerim için elimden  gelen her türlü fedakarlığı (maddi-manevi) yaptım. Sonraki yıllarda da eşimin tayini nedeniyle Diyarbakır ve Siirt gibi illerde çalıştım. İnsanların değil çalışmayı gelmek bile istemediği bu illerde gece gündüz demeyip 4-5-6 yaşlarındaki çocuklarıma rağmen öğrencilerimi de çocuklarım bildim ve her türlü dertleriyle ilgilendim.

15 Temmuz gecesi çocuklarımla parkta oynarken darbe girişiminden haberdar oldum. Her Türk vatandaşı gibi ben de bu olayları büyük kaygı ve üzüntüyle takip ettim. Sadece 5 gün sonra 21.07.2016 tarihinde açığa alındığım bana bildirildi.  01.09.2016 tarihli ve 672 sayılı KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile hakkımda görevden ihraç kararı verildi. Görevden ihraç işleminde gerekçe gösterilen iddialar bana tebliğ edilmemiş olup savunmam dahi alınmadı.

Medyadan takip ettiğimiz ihraç kriterlerinden benim İhracıma sebep olabileceğini düşündüğüm şeyler devletin izniyle açılmış olan bir sendika üyeliğim ve bir bankada bulunan hesabımdır. Bana ait görülen Bankasya hesabını erkek kardeşimin bu bankada çalışmaya başlaması ile açtım. Kardeşimin görevde yükselme adına, performans yapması gerektiğinden adıma kredi kartı, bireysel emeklilik, hayat sigortası benzeri işlemler açmıştır. Kardeşim orada çalıştığından ve devletin açılışına ve faaliyetlerine izin verdiği bir banka olduğundan hesabımı kapatmayı düşünmedim. Aktif Eğitim Sendikasına üyeliğim ise sadece Ekim 2015’te başlamış olup, tamamen okul müdürümün yaptığı mobbing’den kaynaklanmaktadır. Daha okulun ilk günü beni (hükümete yakın bir sendika olan) Eğitim Bir Sen’e üye olmam konusunda zorlamış, ‘’Bu okula geldiysen bu sendikaya üye olmak zorundasın’’ diyerek mobbing uygulamıştır. Ben de müdüre inat okulumuza sendika tanıtımına gelen ilk sendikaya -devletin açılmasına izin verdiği bir sendika olduğu için-  üye oldum. Vatanını bayrağını çok seven bir Türk vatandaşı olarak ben, bir gecede nasıl vatan haini, terörist, Fetö mensubu veya kopya çekerek bazı kurumlara yerleşen bir insan olarak yaftalandığımı anlayamadım bile. Yaptığım onca fedakarlığa rağmen bu onur kırıcı ithamlara maruz kalmak inanın beni ihraç olmamdan çok daha fazla yaralamıştır.

Eşim de annesi henüz kendisi 10 yaşlarındayken vefat etmiş. Babası ve ablasının binbir güçlükle okutmaya çalışması ile Batman’da il ikincisi olarak Gaziantep Fen Lisesi’ni (O zamanlar Türkiye’nin en gözde okullarından biriydi) kazanmıştır. Daha sonra da yine çok zorluklarla Tıp Fakültesi’ni bitirmiş ve kendisi de benim gibi Batman’ın kenar bir mahallesinde doktorluk görevine başlamıştır. Bazı günler sağlık ocağında baktığı hasta sayısı 200’ü geçmesine rağmen  buralardan tayin isteyip gitmeyi düşünmemiş, vatanına milletine en güzel şekilde hizmet etmeyi kendine bir borç bilmiştir.

Maalesef   eşim de 29 Ekim tarihinde Siirt devlet hastanesinde uzman doktor olarak çalışırken 675 sayılı khk ile mesleğinden ihraç oldu.  İhraç nedeni ise Bankasya satılmadan önce almış olduğu  Bankasya’ya ait hisse senetlerinden dolayı hesaplardaki hareketlilik olarak tahmin ediyoruz. Aksini ispatlayacak hiçbir gerekçe bugüne kadar gösterilmedi. Eşim uzman doktor ben de bilgisayar öğretmeni olmama rağmen 8 yıldır kirada oturuyoruz. Bu süreçte yapmış olduğumuz az miktarda birikimi de medyada çıkan bank asya haberlerinden sonra dibe vuran hisselerle kaybettik.

4-5 ve 6 yaşlarında 3 çocuğumuz var. Bizim okumuş ve eğitime gönül vermiş iki insan olarak gelecekten beklentimiz sadece çocuklarımızın da güzel bir eğitim almasını sağlamak ve onları en güzel şekilde yetiştirmekti. Bu sebeple son olarak yaşadığımız Siirt ilinde bulunan tek özel okul olan Ali İlbaylı Anaokulu ve Celal Değer İlkokulu’na çocuklarımızı kaydettik. Okul ücretinin bir kısmını ödedik fakat 15 Temmuz dan sonra okulumuz kapandı. 6 ay geçmesine rağmen okul ücreti bize hala geri ödenmedi ve bu konuda bir bilgi dahi verilmedi, verilmiyor. Şuan bir oğlum devlete ait bir okula gidiyor ve binbir güçlükle karşılaşıyor. Her gün eski okullarından, öğretmenlerinden, orada nasıl güzel vakit geçirdiklerinden bahsedip niçin o okula gidemediklerini sorup duruyor.

Eşim doktor olmasına rağmen iş bulamayacak gibi görünüyor. Çünkü özel sektörde faaliyet gösteren birçok kurum ihraç edilen kişilerle çalışmak istemiyor. Tabii bir çoğunun üstünde de kurulmuş baskılar var. Neredeyse 20 yılımızı okumakla geçiren biz, kendi işimiz dışında birşeyle de uğraşmamışken şimdi nasıl ve nerede iş bulacağız? Çocuklarımızın geçimini nasıl sağlayacağız? Daha dün “Anne sen niye artık okula gitmiyorsun?” diye soran oğluma verecek bir cevap bulamadım.

Yurtdışına çıkıp daha demokratik ve eğitime önem veren bir ülkede sıfırdan başlayıp hayatımıza devam etmeyi düşünürken maalesef bunu da yapamıyoruz. Çünkü ihraç olan kişilere pasaport da verilmiyor. Bununla da kalmayıp her gün ihraç olmuş kişiler  üçer-beşer gözaltına alınıp, ya tutuklanıyor ya da adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Her gün bugün bizi gözaltına alırlar mı, alırlarsa 3 çocuğumuz ne olur korkusuyla  yaşıyor, yaşamaya çalışıyoruz.

Bu yaşadıklarımızın maddi zorlukları yanında bir de manevi zorlukları var. Gün içinde karşılaştığımız insanlarla bile konuşmaya korkuyor, birbirimize selam dahi vermiyoruz.  Masumane bir derdini paylaştığın bir arkadaşın, bir komşun seni 5 dakika sonra ihbar etmiş olabiliyor. Herkes birbirine düşman gözüyle bakıyor. Hükümetin aleyhinde yapılan en küçük bir eleştiriye dahi kimsenin tahammülü yok. O yüzden bunca hukuksuzluğa, yüz binlere varan ihraçlara ve mağduriyetlere rağmen konuşamıyoruz, hakkımızı arayamıyoruz, susuyoruz, susturuluyoruz.

Size çocuklarımın bir fotoğrafını gönderiyorum. Onlar gibi binlerce masum çocuğun hakkını savunmanızı bir an önce suçsuz yere gözaltında ve tutuklu olan anne-babaların  çocuklarına kavuşmalarını istiyorum. Bu yapılamıyorsa bile en azından sesimizin duyurulmasını istiyorum. Maalesef şuanda Türkiye’de sesimizi duyurabileceğimiz bir mercii kalmamıştır. Bu tür mağduriyetlerden bahsetmeye çalışan gazetecilerin de birer birer sesleri kısılmaktadır.Sesimizi bir nebze olsun duyurabilirseniz sizlere minnettar kalacağız.

Selamlar.

| 2.Mektup |

Merhabalar,

İlk mektubumu yazdıktan tam bir hafta sonra 10.02.2017 Cuma günü sabah saat 6.00 ‘da kapımız çalındı ve gelenler  8 polis memuruydu.  Arama emri ve gözaltı kararıyla beni ve eşimi  almaya gelmişlerdi. Çocukları alması için birinin gelmesini aksi takdirde çocukları komşulara bırakacaklarını söylediler. 2 saatlik aramanın sonunda annemin çocukların başına gelmesiyle beni ve eşimi Bursa Emniyet Müdürlüğüne götürüp nezarete koydular.

Gözaltı kararının sebebi  ‘Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak’  dendi bizlere.  Evimizde silah bulunmadığı gibi ben hayatım boyunca silahı televizyon dışında görmüş bir insan değilim. Bursa’da nezarette ışık altında ve sigara kokuları içinde (soğuktan korunmak için birbirinden berbat kokularla dolu battaniyelere sarılmak suretiyle)  2 gün 1 gece kaldık. Sonra buradan büyük yolcu otobüsleriyle 16 polis eşliğinde 14 şüpheli (bay-bayan) 25 saat süren bir yolculuk sonucu Siirt’e götürüldük.(Yolculuk esnasında otobüs hareket halinde olmasına rağmen bizlere plastik kelepçe takıldı)

Siirt’te yaklaşık 6 m2’lik bir alana 8 kişi konduk. Burada nezaret çok soğuktu. Malum şubat ayının ortaları da olduğu için yoğun kar da vardı. Yerlere yatmamız için jimnastik minderi getirdiler fakat erkeklerin konduğu polis okulunda birçok battaniye olmasına ve ısrarla istememize rağmen battaniye getirilmedi. Montlarımızla oturup kalktık, uyuduk fakat yine de ısınamadık. Minderlerin ince oluşu ve soğuk 4 gün boyunca uyumamızı da engelledi.

13.02.2017  tarihinde sabah saatlerinde polisler eşliğinde 12 bayan parmak izi ve fotoğraf çekimi için Siirt Polis Okuluna götürüldük. Bazı kişilerin ifadesi de bu işlemlerin akabinde alındı. Sonra yine aynı polisler eşliğinde önceki gece kaldığımız Asayiş Şube deki nezarethaneye götürüldük. Burada bayan polisler tarafından  mahrem yerlerimize iç çamaşırlarımız açtırılarak bakılmak suretiyle  manevi baskıya maruz bırakıldık. Halbuki gittiğimiz yere polisler eşliğinde gittik ve onlar eşliğinde tekrar geri geldik. Bu sırada dışarıdan hiç kimse ile bir iletişimde bulunmadık. Kimseden herhangi birşey almadık ve yine hiçkimseye birşey vermedik. Bayanlara özel hallerde olduğumuzu söylememize rağmen sözümüz dinlenmedi ve üstelik ‘Çok mu meraklıyım sana?’ tarzında cümlelere maruz kalarak aşağılandık.

15.02.2017 tarihinde çıktığımız mahkeme tarafından bir çoğumuz ev hapsi aldık.(Ayağa elektronik kelepçe takılmak suretiyle evin dışına çıkamamak). Polis ifademizde bize ısrarla sorulan soru bylock sorusuydu. Bunun dışındaki sorular pek önemsenmiyor ısrarla bylock kullanıp kullanmadığımız soruluyordu.  Kullandığıma dair varsa bir belge önüme konulmasını istedim fakat bunu yapamayacaklarını savcının isterse bize sunacağını söylediler. Savcı beyin karşısına çıktığımızda belge sunmak bir yana 1 dk. bile konuşamadık. Sadece        “Bylock, çık , ev hapsi” dedi. Yani insan yerine bile konmadık.

İki gün sonra eşim de polis ve savcı ifadesinin ardından mahkemeye çıkarıldı. Mahkemede avukatı kendisini savunamadı bile. Çünkü eşim dinlendikten sonra mahkeme salonundan çıkarılmış ve avukatından öğrendiğim kadarıyla avukat sonradan savunma yapmıştır. Ve eşim özel olarak tuttuğu avukatın kendisini nasıl savunduğunu bile duyamamıştır. Sonradan tutuklama kararının olduğu belgeden avukatın ifadesine ulaşmış bulunduk ve bu ifadeyi kabul etmedik.  Fakat  belki bir anlık bir ihmal yüzünden (Avukatın mahkemenin olduğu salona niçin alınmadığını hala anlamış değilim)eşim  45 gündür özgürlüğünden mahrum bırakılmış, tutuklanmıştır.

15 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi ve kanlı terör eyleminin hemen sonrasında açığa alınmamız ve bir süre sonra da ihraç edilmemizden dolayı hiçbir gelirimiz bulunmamaktadır. Kendimize ait bir ev, araba, arsa vb. de bulunmamaktadır. İkimizin de ailesi (anne-baba-kardeş vb.) maddi yönden bize yardım edebilecek durumda değildirler. Kendileri de biz de halen kirada oturmaktayız.

En büyük çocuğum 1. sınıfa gitmektedir ve ben şuan onun ihtiyaçlarını bile karşılayabilecek durumda değilim. Çocuklarım bütün bu olanlardan maddi manevi çok etkilendiler. Yaşları gereği babalarına en çok ihtiyaçları olan bir dönemdeler ve Onu çok özlüyorlar. Bu yüzden sürekli sinir krizleri geçiriyorlar. Büyük oğlum sürekli kardeşlerine şiddet uyguluyor. Bu yüzden devamlı olarak okul rehberlik öğretmeninden destek alıyor. Oğlum bazı sağlık sorunları da yaşamaktadır. Dişlerinin çoğu çürük ve nerdeyse hergün ağrı çekiyor. Kendisini götürdüğüm diş doktorları mutlaka bir çocuk uzman diş doktorunun görmesi gerektiğini söylediler. Fakat 3 aydır uzman diş doktoruna sıra bile alamadım. Mhrs sisteminde sıra görünmüyor. Hastaneye bizzat gittim, telefonla internet üzerinden  ulaşmaya çalıştım. Bimer’e şikayet ettim fakat hala bir cevap alamadım. Çocuğum her gün ağlıyor ve Bursa gibi bir şehirde doktor olmayışını anlayamıyor. Büyük şehirde 3 küçük çocukla maddi bir gelir olmadan yaşamanın zorluğunu kelimelerle anlatmama imkan yok.

Ayrıca  iş arıyorum fakat bulamıyorum. Bulsam dahi küçük çocuklarımı bırakacak bir yakınım bulunmamaktadır. Yardımına başvurduğum sosyal yardımlaşma kurumu ihraç edilen bizim gibi kişilere  yardım edemeyeceklerini söylediler. Şuanda tam olarak ölüme mahkum edilmiş durumdayız. Ev kiramı dahi veremiyorum. Çocuklarımın psikolojilerinin düzelmesi ve maddi sıkıntılarımızın bir an önce giderilmesi için eşimin bir an önce tahliyesini bu sebeple de sesimizin duyurulmasını istiyorum.

Selamlar.