Yazan | Mağdur

Şu zamanlarda yaşanan acıları hangi bir kelam anlatabilir bilinmez. Kopan bu kıyametin ortasında, şimdilik bahtına sükutla beklemenin düştüğü biçare biri olarak, yaşananları kırık dökük de olsa bir kaç cümle ile beyan etmek istiyorum. Zira kelamımın ulaştığı tüm gönüldaşlarım aynı yürek sızısıyla aynı gözyaşlarıyla anımsarlar birbirine benzeyen o tarifsiz acıları. Çok değil belki bundan birkaç yıl evvel anlatsaydılar, şüphesiz hiçbirimiz inanmayacaktık bu günleri yaşayacağımıza.

Bir anne düşünün ki haksız yere minicik  yavrusundan koparılan. Bir anne düşünün eşinin gözlerinin önünde hırplanarak kelepçe vurularak götürüldüğü. Bir adam düşünün dişlerini ve yumruğunu sıkarak, eşinin hamile olmasına aldırmadan kelepçeleyip insafsızca soğuk koğuşlara tıkan o emir kullarına,  dayanmaya çalışan.

Bir ateş ki herkesi yakıp yıktı. Bize düşen karınca olmaktı İbrahim’e (AS) su taşıyan, dayanabildigimiz yere kadar. Bize düşen sabretmekti.

Hatice anne yıllar evvel eşinden gizli, parmağındaki altın yüzüğünü çıkarıp vermişti oğluna. O da istemiyordu içten içe aslında zira yüreği dayanamıyordu oğlunun polis olma isteğine. Her şeyi göze alıp gizlice yollamıştı onu sınavlara. Annesinin bu fedakarlığını asla unutmayacaktı Salih.  İstediği olmuştu.

Yıllarca şerefiyle, namusuyla, harama el uzatmadan, kimseye zulmetmeden icra etmişti mesleğini. Mutlu bir evliliği ve iki çocuğu vardı.

Sonra şu bildiğimiz malum suçtan gelip aldılar onu evlatlarından ve eşinden. Ne olduğunu anlamadan o soğuk duvarlarla çevrili parmaklıkların ardında buldu kendini. Söylenenlere göre biri onu ihbar etmişti. Belki kızdı içten içe ve üzüldü.

Bir zaman sonra öğrendi ki ihbar eden kişi günlerce işkence görmüş yine de kimsenin ismini söylememiş. Günler sonra eşini camın arkasından gösterip tehdit etmişler. Bir insan namusundan gayri niçin yaşardı ki? Mecbur kalmış birilerinin ismini söylemeye. Şimdi soğumuştu yüreği Salih’in. Belki de parmaklıklar ardına giderken dahi birini kurtarmanın vermiş olduğu ferahlık vardı içinde.

Oğlu için çaresizce her gün gözyaşı döken Hatice Teyze diğer oğlu için gece gündüz dua ediyordu. O zayıf yüreği iki evladına da dayanamazdı.

Mahmut amca kendisi yokluk içinde, üç oğlu da aynı suçtan içerdeydi. Her hafta erinmeden sıkılmadan, otostop çekerek geliyordu ziyaretlerine. Ve her hafta yollarda başına bir şey gelir mi gelmez mi diye evinde çaresizce gözyaşıyla eşinin dönüşünü bekleyen annemiz.

Serhat var, bilmem kaç yıl evvel bir yere üyeliğinden dolayı günlerce işkence görüyordu. Tek kelam etmiyor. Konuş diyorlar, söyle birilerini kurtul. Bırakırız seni. Kimi niye söylesin? İşkencelere aldırmıyor. Sonra eşini getiriyorlar. Karşısına oturtup onun gözleri önünde dövüp işkence ediyorlar. Yine de bir şey söylemeyince. Kimseye iftira attıramayacaklarını anlayınca bırakıyorlar. Bırakıyorlar lakin Serhat’ın bir daha güldüğüne kimse şahit olmamış.

Yusuf abi çaresiz. Özlemi ciğerlerini yırtıp geçiyor. Bir simitçide annesiyle buluşuyor. O an gelip herkesin içinde kelepçeleri takıyorlar. Perişan anne, oğlunun gözlerinin önünde alınmasıyla çaresizce bakakalıyor.

Esma var bir de. Daha üç yaşında. Babasıyla arasında neden cam olduğunu sorgulayıp ona dokunamadığı için ağlayan. Annesine küsen.

Ya Arif! Son sınıfa gelmişti. Nihayet ailesine bir yardımının dokunacağının hayallerini kurmaya başlamıştı. Sonra kara bir bulut gelip yuttu hayallerini. Tüm arkadaşlarının arasında onurunu hiçe sayarak alıp götürdüler. Yıllarını verdiği okulunu bir çırpıda sildiler. Ne gam! İçerde annesinin komşulara oğlunun doktor olacağını anlatınca nasıl gururlandığını anımsayıp tebessüm etti. En çok anacığının zoruna giden oydu. Ha bir de gökyüzünü özlüyordu. Gökyüzüne özgürce bakabilmeyi. En sevdiğimiz renkti maviydi. Değil mi ki maviyi sevişimiz  kuşlardandı. Kuşlar değil miydi küçücük bedenleriyle  Ebrehenin ordusunu yıkan.

Sait yıllarca Allah’ı anıp anımsatmaktan başka hiçbir derdi olmayan. Önemli adam kabul etmişler kendilerince ve ona göre muamele etmişler. Günlerce haftalarca tek kişilik hücreye mahkum etmişler. İbrahim’in (AS) düştüğü ateşi bir gül bahçesi eyleyen Allah Sait’in zindanını da elbet öyle eyleyebilirdi.

Anlatılacak yüzlerce hayat var böyle.  Hangisine üzüleceğinizi bilemezsiniz.