Yazan | Mağdur

Hukuksuz soruşturmalar ve gözaltılar, tüm hızıyla devam ediyordu. Elli bine yakın tutuklunun her birinin sessiz feryatları yürekleri dağlıyordu. Yaşam mücadelesi, özellikle tutuklu yakınları için gün geçtikçe zorlaşıyor.

OLSUN GAADEŞ YÜRÜRÜM İÇİM YANAYO

Eşim hiç tanımadığı iki kişiyle ilişkilendirilerek gözaltına alınmıştı. “On aylık bebeğimiz emzikte, annesinden ayırmayın!” dememize rağmen Ankara Emniyetinde dört gün gözaltında tutuldu. Sonrasında da adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Eşimle beraber biri hamile ve diğeri kanser hastası olan iki bayan daha vardı gözaltında. Bir tanesi, çocuğu emanet edecek kimsesi olmadığından komşuya bırakmak zorunda kalmış!

SAVCI HAMİLE VE KANSER BAYANI TUTUKLANMASI İSTEMİYLE MAHKEMEYE SEVK ETTİ

Savcı, kanser ve hamile olan bayanlar için adli kontrol talep etmemiş, tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk etmişti. Eşime adli kontrol şartıyla serbestlik verildiğinde diğerlerinin kararı açıklanmamıştı henüz. Onlar boyunları bükük bir halde bize sevinirken biz onlara ağlıyorduk, hiç sevinemedik bile kendi halimize !

Şimdi üç ay geçti, o çocuklar hala hem annesiz hem babasız ! Biz o gözaltında tanık olduğumuz bayanları tanımıyor olmamıza rağmen onları arkada bırakmanın acısıyla hüzünlüydük.

Eşimin alındığı gün anneannem vefat etti. Savcıya cenazem olduğunu, Kayseri’ye cenazeye katılabilmem için mahkeme gününü bilirsem ona göre hareket edeceğimi söyledim. Bana net bir şey söylemedi. Her an çağırırlar diye cenazeye de katılamadım, acım katlandı, bu olay daha da üzdü beni !

O gün Savcı’ya “İki küçük kızım var, biri emzikte, bense çalışıyorum, çocuklara bakamam, adli kontrole razıyım.” dedim.

Öyle mi bilmiyordum “Adli kontrol hakimin bileceği iş.” dedi ve eğdi başını.

Bebeği annesini emmek üzere Emniyet’e götürdüğüm gün emniyetin nizamiyesinde yaşlı bir amca ve bir teyze dikkatimi çekti. Nöbetçi memurlara bir şeyler için yalvarıyor gibiydiler. Başka bir mağduriyetin olduğunu anladım ve yardımcı olmak için usulca yanaştım yanlarına.

AFYON’DAN GELDİK YOL İZ BİLMEYİZ

Teyze, Afyon şivesiyle “Gaadeş ben  TEM ne demek bilmeyom, nasıl giderim vs..” diyordu. Ben de “Oraya araba kalkmıyor, buradan size tarif edeyim o zaman, kendi arabanız var mı?” dedim. Arabamız yok, dediler.

“Olsun gaadeş, yürürüm içim yanayo!”dedi. Yaşlı Amca ise arkada iki gözü iki çeşme ağlıyordu. “Burada kimseniz var mı ?” dedim. “Yok otobüsle Afyon’dan geldik, yol iz bilmeyiz.” dediler. “Biraz vaktiniz varsa bebeğin işini halledelim, sizi ben götüreyim.” dedim ve işlerimi halledince yolda onların hikayelerini dinledim.

Teyzenin oğlu, yaşlı Amcanın torunu, kendisi Akademi mezunuymuş. Daha göreve başlayamadan atılanlardan olmuş. Akademideki ihraçlardan sonra sene kaybını gidermek için İstanbul Hukuk Fakültesinin iki sınıfını birden tek yılda okumuş. Fakat sözde suçun işlendiği yer Ankara olduğu için İstanbul’da gözaltına alınıp Ankara’ya getirmişler.

Yolda onlara TEM şube veya başka bir yerden bilgi alamayacağımızı, dosyalarda gizlilik kararı olduğu için onlar bize ulaşıncaya kadar evlatlarından haber alamayabileceklerini anlatmaya çalıştım.

GAADEŞ YAKTIN YÜREĞİMİ ETME BİR YOL GÖSTER

Teyze “Gaadeş yaktın yüreğimi, etme bir yol göster !” dedikçe kolum kanadım kırılıyor ağlıyordum. Yaşlı Amca ise ağlayarak “Oğlum ben kendi derdimi unuttum, senin bebeğe acıyorum, bu nasıl bir zulüm Allahlarından bulsunlar!” diyordu.

TEM şubeye gittik fakat makul bir cevap alamadık. Teyze, memurlara “Gaadeş bu nizamiyenin önünde yatarım, oğlum bulunana kadar da gitmem buradan.” diye ağlıyordu.

“Bir hafta hiç cevap gelmeyebilir, buralarda sefalet yaşarsınız, sizi terminale bırakayım, Afyon’a dönün.” dedim. Zaten Amcanın dizleri rahatsızmış ve saatler süren koşuşturmaca Amcayı çok yormuş. “Amca seni bu halde yollarda süründürüyorlar ya, Allah bunları görüyor elbet.” diye ben ona acıdıkça o da benim bebeğe bakıp bakıp ağlıyordu.

“Yol boyu Afyon’a gidene kadar eşine ve kızlarına dua edeceğim, kendi torunumu unuttum.” diyordu. İnşaallah onların duasıyla ertesi gün eşim serbest kaldı. İki gün sonra da teyze beni aradı. Oğlundan hala haber alamadığını söyledi ve benim eşimi sordu. Ben de “Çıktı çok şükür !” dedim.

“Oğlumun acısını biraz dindirdin gaadeş, bari eşin kurtulmuş çok şükür !” dedi. Teyzeyi nasıl teselli edeceğimi bilemedim, o an telefonu nasıl kapattığımı hatırlamıyorum ve saatlerce ağladım.

Zaman kurak ve çorak olabilir ama bu zamanın bağrına ekilen cennetlerden daha kutsi gözyaşları, yarını cennetlere çevirecektir inşaallah…