Darbe girişimi sonrasında başlatılan nefret operasyonları yüzbinlerce yuvayı matemhaneye çevirdi. Bazı kadın ve çocuklar da var ki, onların maruz kaldıkları zulüm, tahammül sınırlarının çok ötesinde. İnsanlık tarihi böyle bir zulüm gördü mü? Onu da kestirmek kolay değil. İki çocuk annesi S.’nin çocuklarıyla birlikte yaşadıkları da bu türden bir mağduriyet.

Önce Baba Gözaltına Alındı

Öğretmen olan S. İzmir’de yaşıyordu. 15 Temmuza kadar çocukları ve eşiyle birlikte mutlu bir hayatları vardı. Darbe girişiminin ardından önce eşi gözaltına alındı. Hiç tanımadığı birinin iftiraları yüzünden tutuklandı ve hapse atıldı.

Babaları Gözaltına Alınan Çocuklar Psikolojik Travma Geçirdi

İddiaya göre bu gözaltı sürecinde polisler aileye öyle kötü davrandılar ki, S.’nin dört yaşındaki oğlu travma geçirdi. Küçük çocuk “baba” kelimesinden başka bir şey söyleyemez hale geldi. Öncesinde çok hareketli ve sevecen bir çocuk olan S. şimdi sadece “baba” diyor ve sürekli ağlıyor.

Dokuz yaşındaki M.’de ondan çok farklı değil, o da annesinden başka kimseyle konuşmuyor. Okulunda bile çok mecbur kalmadıkça tek bir söz söylemiyor. Öğretmen ve arkadaşları ise bu duruma anlam veremiyor.

Aile bu hale gelince S. Hanım’ın yarı felçli olan yaşlı babası Bursa’dan gelerek, onlarla birlikte kalmaya başladı. Kızına ve torunlarına destek olmak için İzmir’e gelen yaşlı adam, bir yandan da ağır hastalıkları dolayısıyla tedaviye başladı. Haftada bir kaç gün hastaneye gidiyor, tedavilerini düzenli olarak takip etmeye çalışıyordu. S. ise babasının gelmesiyle bir nebze olsun rahatlamış, çocuklarının yaşadıkları travmayı atlatabilmeleri için çaba göstermeye başlamıştı. Hayatlarındaki  her şeyin yavaş yavaş düzeleceğini ümit ediyordu.

Bu Kez de Dede Gözaltına Alındı

Bu ümitli bekleyiş ancak birkaç ay sürdü. Bir sabah yine erken saatlerde kapı yine ısrarla çaldı. Edinilen bilgiye göre bu kez de S.’nin babası gözaltına alındı. Aile bir kez daha yıkıldı. Çocuklar aynı şoku bir kez daha yaşadılar.

İzmir’den Bursa’ya götürülen yaşlı adama, otuz beş yıl önce yaptığı bir yardımdan dolayı, “terör örgütüne finans sağlama” suçu isnat edildi. Oysa ki yaşlı adamın kendisi bile o yardımı çoktan unutmuştu. Yarı felçli olan yaşlı adam on gün gözaltında tutuldu. Çok ağır hastalıkları ve yarı felçli olması dolayısıyla mahkemece tutuklanmadı, ev hapsi verildi. Sadece evinde yaşayacak evinden dışarı çıkamayacaktı.

Bursa’daki evine gelen yaşlı adam bir süre bekledikten sonra bir dilekçe yazdı. Bu dilekçede, rahatsızlıklardan dolayı İzmir’deki bir hastanede  tedavi gördüğünü belirtti ve ev hapsi cezasını İzmir’de bulunan kızının evinde çekmeyi talep etti. Dilekçenin ekine, o güne kadar almış olduğu tedavilerin raporlarını, randevu kağıtlarını ve tetkiklerini koymayı da ihmal etmedi. Buna rağmen talebi gerekçesiz bir şekilde reddedildi.

Polisler Kapıyı Üçüncü Kez Çaldı!

Babasına, yanına gelmesi için izin verilmeyen S. bir kez daha çocuklarıyla baş başa kaldı. Bir yandan cezaevindeki eşine moral desteği vermeye çalışıyor, bir yandan da çocukların  rahatsızlıklarının tedavileri için çaba sarf ediyordu. Çocukları psikiyatrik tedaviye başlamışlardı. Ancak onun ve çocukları çilesi bunlarla da sınırlı kalmadı.

İddiaya göre, bir kaç gün önce S.’nin İzmir’deki evinin kapısı çok erken saatlerde, yine bildik bir şekilde çaldı. Polisler bu kez de S.’yi gözaltına almak için gelmişlerdi. S. çocuklarının durumunu, eşinin cezaevinde olduğunu, çocuklarının  tedavi gördüklerini ve yanlarında kalacak kimse de bulunmadığını izah etti ama sonuç değişmedi.

Polisler çocukların önce babalarını, sonra dedelerini alıp götürmüşlerdi ama, hiç biri onları annelerinin götürülüşü kadar sarsmamıştı. Gözyaşları içerisinde evde yalnız kalan çocuklara, bir süre komşulardan biri baktı. Daha sonra da Samsun’dan babaneleri yanlarına geldi.

“Benim Yavrularım Bu Ülkenin Çocukları Değil mi?”

Aslında yaşlı babanenin de kendisine göre sıkıntıları vardı. Eşi kanser tedavisi görüyor, o da eşine refakat ediyordu ama çocuklar kimsesiz kalınca onların yanına geldi.

Yaşlı kadın şimdi iki torununa sahip çıkmaya çalışıyor. “Bu minik bedenler bu kadar acıya nasıl dayansın, benim yavrularım bu ülkenin çocukları değil mi?” diye ağlıyor.