Bir akşam vakti arkadaşımın komşusundan bir telefon geldi. “Çabuk gelin Ayşe hanımı alıp götürdüler.” diye. Apar topar çıktım. Evlerine geldim, kapıyı çaldım, uzunca çaldım. Çocukların ağlama sesleri vardı. Sonunda kayin validesi kapıyı açtı, açtı ama kendinde değildi, ağlıyordu. Odaya doğru koştum, yerde yatan bebeği aldım kucağıma, içim parçalandı, annesini arıyordu. Bebeği sakinleştirdikten sonra olayı anlattı teyze.

Polisler aslında kocasını arıyordu bulamayınca gelini alıp götürdüler. Kocan gelsin seni öyle bırakırız demişler.

Bir de altı yaşında kızı vardı Ayşe hocanın. Onu göremeyince odasına gittim, yatağının içine girmiş sesiz sesiz ağlıyordu. Onları öyle görünce  bırakamadım.

Sabah Ayşe hanımın ailesi geldi fakat emniyette gittiklerinde görüştürmediler. Bebeğin emmesi gerekiyordu, çocuklarını göstermediler. Tam iki hafta böyle sürdü.

İki hafta sonra serbest bıraktılar. “Kocan geldi artık seninle işimiz bitti.” demişler.

Ayşe hoca eve geldi bitkin, konuşamıyor, zayıflamış. Biraz dinlendikten sonra anlattı.  Yemek vermemişler. Sadece sabahları bayat simit ve soğuk çay vermişler. Çocuklarını artık göremezsin diye baskı yapmışlar. Ne biçim annesin böyle anne mi olur diye küçük düşürücü sözler söylemişler. Bitkin solmuş bir şekilde kalmıştı ve sütü kesilmişti.

Eşi yedi aydır hala içerde. Kendisi ihraç, tek başına çocuklarını idare etmeye çalışıyor. Ne yazık ki bu masum insanların yaşadıkları zulmün küçük bir kısmı.