Erdoğan ‘Kartlis Deda’ya karşı [Konuk Yazar: Mehmet Nedim Yılmaz]

Avantajlı coğrafi konumu sayesinde Gürcistan, Kafkasya’da çıkarları bulunan büyük devletlerin ve bölgesel aktörlerin her zaman ilgi odağında olmuştur. Gürcistan, Nisan 1991’de bağımsızlığını kazanmasından bu yana Batı blokunda yer almak için çaba sarf etmiştir. Ancak bu gidişattan rahatsız olan Rusya, 2008 Ağustos ayında beklenmedik bir askeri müdahale ile Gürcistan’ın Batı serüvenini sekteye uğramıştır. (1) Bununla birlikte, Gürcistan savaş sonrasında, Batı ile ilişkilerini derinleştirme yönündeki çabalarını arttırmıştır. (2) Bu yönde kaydedilen ilerlemenin de etkisiyle Gürcü hükümeti, Avrupa değerlerine bağlılıklarını her fırsatta yinelemektedir.

Ancak, çalkantılı ve öngörülemez iç politikası nedeniyle Gürcistan’ın uzun soluklu bir demokrasi kültürünü ne ölçüde içselleştirebileceği ise belirsizdir. Zira uzun bir süredir Gürcistan’da ikamet eden öğretmen Mustafa Emre Çabuk’un tutuklanmış olması bu belirsizliğe örnek teşkil etmiş ve esasen demokratik değerlere bağlılık konusundaki taahhütler ile mevcut uygulamalar arasında fark bulunduğunu göstermiştir.

MUSTAFA ÖĞRETMENİN TUTUKLANMASININ ARKA PLANI

2002 yılından bu yana Gürcistan’da yaşayan Mustafa öğretmen, tutuklandığı ana kadar Gürcü makamlarının izni çerçevesinde öğretmen olarak çalışmaktaydı. Bu ülkede bulunduğu on beş yıl süresince, Türkiye-Gürcistan ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik birçok sosyal ve kültürel programa imza attı. Ancak, Türkiye’nin iade talebi doğrultusunda, hem de bu talebi destekleyen hiçbir hukuki belge bulunmamasına rağmen, 24 Mayıs’da Gürcü makamlarınca tutuklandı. Mustafa öğretmen, Gülen Hareketiyle ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle “teröre destek” vermekle suçlanıyor. Tutuklamanın Başbakan Binali Yıldırım’ın Gürcistan’ı ziyaret ettiği günün ertesinde gerçekleşmesi ise büyük bir “tesadüf”ün ötesinde ilişkileri hatırlatıyor bize.

Oysa ki Mustafa öğretmen, kısa bir süre öncesine kadar Gürcistan’daki Türk toplumunun en saygın üyeleri arasında yer almakta, hatta Tiflis’teki Türk Büyükelçiliğince de düzenlenen programlara dahi davet edilmekteydi. Hatta 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının patlak vermesi öncesinde, Mustafa öğretmenin okulu ya da Gülen Hareketiyle bağlantılı bir başka kurum, Türkiye’den gelen üst düzey resmi yetkililerin ana uğrak noktalarından biriydi.

(1) Gürcistan’ın yaklaşık yüzde 20’sine tekabül eden ayrılıkçı bölgeler Abhazya ve Güney Osetya’nın savaş sonrasında Rusya ve güdümündeki birkaç ülke tarafından tanınması sonucunda Kafkasya’da ilave bir donmuş ihtilaf daha ortaya çıkmıştır.

(2) 1999 yılından bu yana Avrupa Konseyi üyesi olan Gürcistan, halihazırda Avrupa Birliği (AB) ile vize serbestisine ve serbest ticaret anlaşmasına sahip. Gürcistan’ın NATO üyelik süreci de pozitif yönde ilerliyor.

ERDOĞAN’IN GÜLEN HAREKETİNE DÜŞMAN KESİLMESİNİN SEBEBİ

17-25 Aralık yolsuzluk skandalı nedeniyle hükümet üyeleri, bazı bakanların çocukları, Halk Bankası genel müdürü ve aralarında İran asıllı Reza Zarrab’ın (Rıza Sarraf) da bulunduğu bazı işadamları rüşvet, yolsuzluk, kara para aklama ve altın kaçakçılığıyla suçlanmakta; bu suretle İran’a uygulanan uluslararası yaptırımların delindiği iddia edilmekteydi. Hatta, İçişleri Bakanının oğlu ile Halkbank genel müdürü ve işadamı Reza Zarrab’ın evlerinde Polis tarafından yapılan aramalarda, yüklü miktarda nakit para ayakkabı kutularının içine saklanmış halde bulunmuştu.

Yolsuzluk skandalını kapatmak isteyen hükümet, emniyet ve yargıda toplu ihraç ve tutuklamalara başladı. Yolsuzluk skandalında adıgeçen bazı bakanların istifası ve gözaltına alınan tüm şüpheli şahısların serbest bırakılması sonrasında hükümet sözkonusu yolsuzluk skandalını kapatmayı başardı. Ancak ne gariptir ki, 17-25 Aralık yolsuzluk skandalının ana aktörlerinden olmasına rağmen Türkiye’de aklanan ve muteber işadamı muamelesi gören Reza Zarrab ile Halkbank genel müdür yardımcısı, Amerika’nın İran’a yönelik yaptırımlarını ihlal ettikleri suçlamasıyla ABD’de tutuklandılar ve hala cezaevinde bulunuyorlar.

Benzer bir suçlamayla karşılaşabileceği endişesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan, yolsuzluk skandalının kapatılması sonrasında Gülen Hareketine karşı yurtdışını da kapsayan bir cadı avı başlattı. 15 Temmuz 2016’da meydana gelen ve Erdoğan’a göre “Allah’ın bir lütfü” olan “kontrollü darbe” de, bu cadı avının son aşamasının anahtarı niteliğindeydi. Bununla beraber, darbenin deyim yerindeyse bir tiyatro olduğu yönündeki şüpheler giderek kuvvetlenmektedir. Zira üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen, kimlerin darbeci oldukları ve bu kişilerin var olduğu belirten dış bağlantıları henüz ortaya çıkarılabilmiş değildir.

ERDOĞAN’IN AMACI MUHALİFLERE AĞIR BEDELLER ÖDETMEK

Ancak, darbe sonrasında oluşan ortamdan istifadeyle ilan edilen ve halen yürürlükte olan OHAL döneminde, siyasi, dini veya kültürel altyapısına bakılmaksızın tüm Erdoğan muhalifleri ağır bedeller ödemektedirler. 15 Temmuz sonrasında atılan adımlar göz önünde bulundurulursa, aslında bunun gerçek bir askeri müdahale değil, devlet eliyle tüm muhalif kesimleri susturmak ve devleti dizayn etmek amacıyla geliştirilmiş şeytani bir plan olduğu anlaşılmaktadır.

Zira OHAL’in sağladığı yetkilerle, yaklaşık 140 bin kamu görevlisi ihraç edilmiş, 50 bini aşkın kişi tutuklanmış, aralarında üniversitelerin de bulunduğu 2 binin üstünde eğitim kurumu kapatılmış, 8 bin civarında akademisyenin işine son verilmiş, yaklaşık 150 medya kuruluşu kapatılmış olup, 234 gazeteci hala cezaevinde bulunmaktadır.

Sonuç olarak Türkiye’nin kurumsal kapasitesi ve uluslararası imajı ciddi şekilde zarar görmüş ve Erdoğan’ın arzu ettiği devlet modeli “Yeni Türkiye”nin tesis edilmesine ramak kalmıştır. Belirtmek gerekir ki “Yeni Türkiye” basit bir yakıştırma ya da temenni değil, 16 Nisan 2017 tarihinde düzenlenen tartışmalı referandumda az bir farkla kabul edilen anayasa değişikliği ile kurumsal nitelik kazanan yeni rejimin adıdır. Otoriter bir başkanlık sistemi olarak tanımlanabilecek bu modelde Erdoğan’a olağanüstü yetkililer verilmiştir. Bununla birlikte, Türkiye’de referandum sürecini takip eden gözlemciler, düzenlenişi ve hazırlık süreci bakımından referandumun uluslararası standartları sağlamadığını belirtmişlerdir.

Tüm bu olumsuzluklara ek olarak, OHAL uygulamaları Türkiye’nin sosyal dokusunu zedelemiş ve ülkeyi normal bir düzende yönetilemez hale getirmiştir. Erdoğan da bir açıklamasında bunu açıkça ifade etmiştir: “Ülke huzur ve refaha kavuşuncaya kadar OHAL kalkmayacak!”

Kontrollü darbe, 160’tan fazla ülkede eğitim ve kültür faaliyetleri yürüten Gülen Hareketiyle bağlantılı kişi ve kurumlara karşı Erdoğan tarafından yurt dışında yürütülen cadı avına da hizmet etmiştir. Erdoğan’ın havuç-sopa yaklaşımının sonucunda, Afrika’da, Balkanlarda, Orta ve Güney Asya’da bulunan bazı ülkeler, bu kişi ve kurumlara karşı harekete geçmişlerdir. Erdoğan’ın talebini yerine getiren bu ülkelerin bir ortak özelliği olarak demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi standartlar bakımdan oldukça kötü bir sicile sahip bulunmaları dikkate değerdir. Maalesef manzara budur.

15 YIL BOYUNCA YASALARA AYKIRI İCRAATI OLMAYAN BİRİ MUSTAFA ÖĞRETMEN

Mustafa Öğretmenin hukuksuzca tutuklanmasına dönecek olursak, tutuklamasına karar verilen ilk mahkemede Gürcü hakim, Mustafa öğretmenin Gürcistan’da yaşadığı on beş yıl boyunca yasalara aykırı bir faaliyetinin bulunmadığını belirterek, tutuklama kararının Türkiye’nin iade talebi doğrultusunda alındığını açıklamıştır. Ancak, giderek otoriterleşen ve Batılı değerlerden uzaklaşan bir ülkenin talebi üzerine alınan tutuklama kararının, Gürcistan’ın Batı’ya ve kendi halkına yönelik demokrasi taahhütleriyle bağdaşmadığını da açıkça ifade etmek gerekir.

Diğer tarafından, Gürcistan’da ve yurtdışında yerleşik bazı STK’ların, Mustafa Öğretmenin haksız bir şekilde tutuklanmasına karşı toplumsal bilinci uyarmak amacıyla ortaya koydukları çaba memnuniyet vericidir. Sağduyulu Gürcü halkı da STK’ların bu çağrısına olumlu yanıt vermiş ve geçtiğimiz hafta düzenlenen gösteride, Mustafa Öğretmenin serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Hatta bu amaçla online bir imza kampanyası dahi başlatılmıştır.

Mustafa Öğretmenin özgürlüğüne kavuşması bakımından Gürcü Adalet Bakanı Tea Tsulukiani de ümit kaynağıdır. Zira hukuk alanında parlak bir kariyere sahip olan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde on yıl boyunca avukat olarak görev yapan Bakan Tsulukiani’nın, mahkemelerin siyasi baskıya maruz kalmaları durumunda, Gürcü yargısının bağımsızlığını ve şerefini koruması beklenmektedir.

AB VE NATO ÜYESİ OLARAK DEMOKRATİK OLGUNLUK SINAVI VERİYOR

Gürcistan’ın üyesi olmayı hedeflediği AB ve NATO gibi kuruluşların ülkeler değil, değerler üzerine kurulu yapılar oldukları cihetle, Gürcistan’ın Mustafa öğretmenle ilgili olarak hukukun üstünlüğü prensibine uygun hareket ederek, bu kuruluşlara üye olabilecek demokratik olgunluğa sahip bulunduğunu ispat etmesi gerekmektedir.

Gürcistan, birinci ticaret ortağı Türkiye’ye karşı kendini bir açmazın içinde görüyor olabilir. Ancak Gürcistan, insan hakları ihlalleri, işkence ve zulüm nedeniyle dünyanın yakından takip ettiği bir ülkeden gelen taleplere ihtiyatla yaklaşmalı ve Mustafa öğretmenin iade talebini reddetmelidir. Aksi takdirde Gürcistan bir diktatöre karşı kendini zor durumda bırakabilecek bir taviz vermiş olacak, bu durum da yeni talepler-tavizleri doğurabilecektir.

Gürcü makamlarının göz önünde bulundurmaları gereken bir diğer husus ise, Erdoğan’ın benzer talepleri demokratik ülkelerce dikkate alınmazken, Somali, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Myanmar ve Malezya gibi demokrasisi zayıf ve az gelişmiş ülkelerin Erdoğan’ın taleplerine boyun eğdikleri gerçeğidir.

KARTLİS DEDA (GÜRCÜ ANA)

Tiflis’i ziyaret edenler şehre nazır bir tepede bulunan Gürcü Ana heykelini hatırlayacaklardır. Gürcü karakterinin sembolü sayılan heykel, sağ elde bulunan şarapla misafirperverliği, sol eldeki kılıç ile de bağımsızlık aşkını ve düşmana karşı korkusuzca savaşı simgeler. Bu vesileyle Gürcü dostlarıma şunu hatırlatmak isterim; Mustafa Öğretmen 15 sene önce bu ülkeye bir dost olarak gelmişti, 2008 yılındaki savaş dahil, bu 15 yıllık süre zarfında sizlerin misafiri olarak yaşadı ve eğittiği gençlerle Gürcistan’ın geleceğine önemli katkıda bulundu. Şimdi ise Gürcü halkının kendinden bekleneni yaparak, bu zor durum karşısında Mustafa Öğretmeni yalnız bırakmayacaklarından şüphem yoktur. Bu, demokratik olgunluk ve evrensel hukukun da gereğidir.