Engin Deniz

Masal serimize yine bir tekerleme ile başlayalım.

*

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde; var varanın, sür sürenin..!

Baykuşu çok bir viranenin..! Destursuz ve geçmez para ile dükkânıma girenin..! Babamdan

kalma eski postun arkasına sinenin..! Benim dikiğimi, sökenin; arasına pire, bit sokanın..!

Ufacığı manda gibi, büyüceği toklu..! Geven dudaklı, kirpi sakallı, katır tırnaklı forslu morslu..!

Kimin oğludur bilmem bu laz oğlu..!

Yangının, hokkabazın, cambazın; kuklanın, maşanın ve gölgenin..!

Bizi yurttan sürenin, açlığa, sefalete mahkum edenin..! Sabunları, mikroplara teslim edenin..!

Odun yar ve su taşı; kav çak, ateş yak diye akıl verenin..! Açlık için; yemlik, madımak ye diye uzaktan ahkâm kesenin..!

İnekler mozik mozik çoban kızı süt sağar..! Kaz kafasın kaldırmış, kazandan bize bakar..!

Fare takla tukla..! Heyecanlı kereta..! Yürüyen çuvalların bari birini sakla..!

Fare ambarda keyfi ipekten, başakların kabukları düşer delikten..!

Ayakları gözükür eşikten, kendisi gelir yemenden..! Somunu kapınca kürekten, gözleri

büyük büyük çörekten, dişleri iri iri oraktan..!

Tavanda şeker meker, gözlerime toz döker..! Kırmızı da geçince, maliye’de off çeker..!

Tavanda bir patırtı, somunda bir çatırtı..! Aldım tüfeği avlu’dan, yah ettim yaba’ylan..!

Derken efendim, baldıranlığa daldı uyanık fare; kurudur diye..!

Boz eşek attı çifteyi; geri dur diye..! Ben tuttum kuyruğundan hayduttur diye..!

Kalktı sıçradı kürek sapına, gözünü dikmiş sabi hakkına..!

Dokuz kat ile sarılı pekmez küpüne, dumulup gitti uyanık fare..!

Sözü burda keselim, iş kötüye gitmeden biz masala geçelim..!

*

Tekerlemeler, çocukların en sevdiği şey..! İki defa, üç defa anlattıkları oluyor.

*

“YANGIN’ın,” ülkedeki muhaliflerden kurtulmasının tek çaresi neydi, diye sorunca;

Büyük bir yangın çıkarmaktı, dedi Beyda.

Peki, bu yangın çıkmışmıydı, çıkarılmışmıydı..!

Evet, baba..! Önceki masalımızda çıkmıştı..!

Hatta “YANGIN,” bunun için Şahlar, Çarlar, Prensler ve krallarla toplantılar yapmıştı,

Onlara yalvarmış, yakarmış, ne olur beni bu işten kurtarın demişti.

Onlar da; bak git, senin kurtuluşun yok, senin çok kirli işlerin var demişlerdi,

Hiç mi yok..! Bir ümit bile de mi yok..! Barin bana bir şans verin..!

Hiç yoktan şu muhalifleri sustarayım, onlardan kurtulayım demişti,

“YANGIN,” çok çaresizmişmiş..! Kıpkırmızı, bir kor gibiymişmiş..!

Sonra; O konsey, loca yada baron, her ne zıkkımsa şey demişlerdi,

Muhalifleri, düzmece bir oyunla susturursun, demişler.

Bunu kimler demiş, Beyda hanım.

Ne bilim baba; YANGIN’ın, gidip diz çöküpte yalvardığı, ağlayıp zırladığı,

‘Şahlar, Çarlar, Prensler ve Krallar, demiş herhalde..!

Ama; bunun bir oyun olduğu ortaya çıkarsa; “hiç kurtuluşun olmaz,” demişler.

Bizde seni tanımayız; seni de “görmedik, duymadık, bilmiyoruz deriz, demişler.”

YANGIN; olumlu bir cevap alınca heyecanlanmış, “merak etmeyin,” demiş

“Onlara, öyle bir oyun oynayacağım ki hiç kimse kurtulamayacak, demiş.”

Onları, cayır cayır, canlı canlı yakacağım diye höykürmüş,

YANGIN çok kararlıymış, baba..! Gözleri, fıldır fıldır dönüyormuş

Birde, benim gazabım, rahmetimin önüne geçecek, demişmiş,

Ben varsam onlar da var, ben yoksam onlarda yok, demişmiş.

Madem, onlar beni eleştirdiler, küçük düşürdüler; ben onlara ne yapacağımı bilirim, demiş

Ahan buraya yazıyorum; onlara su bile yok, ölümlerden ölüm beğensinler, demişmiş.

Ağzından ateşler püskürtmüş, gözlerinden lavlar çıkartmışmış

Başı duman dumanmış, kocaman dişlerini de gıcırdatıp durmuşmuş, baba..!

Ben bile çok korktum söyleyim dedi, Beyda hanım..!

*

YANGIN; kararını çoktan vermiş, onayını da yüksek baronlarından almıştı

Ülkede, çok büyük bir yangın çıkaracakmış..! Kurtuluşu bu yangın’daymış.

“BÜYÜK BİR YANGINDA KİMSE KURŞUN DELİĞİ ARAMAZMIŞ,”

Bu söz YANGIN’ın çok hoşuna gitmişmiş,

Öyle bir yangın çıkarmalıymış ki; yangın’ın alevleri göklere yükselmeliymiş,

Bulutların, etekleri tutuşmalıymış; yağmurlar korkudan tir tir titremeliymiş,

Denizler buharlaşmalı, göller kurumalıymış; dere, çay, akarsular kaçacak delik aramalıymış,

Sisler bu ülkeye yaklaşamamalı; ırmaklar, nehirler mümkünse akmamalıymış

Yangının ateşinden, alevlerin kıvılcımlarından çıkan ışık hüzmelerinden

Güneşin bu ülkede doğup battığı bile belli olmamalıymış,

Nasıl bir oyunmuş ki bu, baba..! Bu çok korkunç bir oyun değil miymiş, baba..!

Bu bir kehanet miymiş, baba..!

Korkunçmuş demek, yeterli olmuyormuş gibi, kızım..!

Çünkü; YANGIN, bir volkan, bir yanardağ gibiymiş..! Bu haliyle patladığını düşünürsen,

Anlatılanların kehanet olmadığı anlaşılırmış..!

*

Beyda, dudaklarını ısırmıştı. Derya’yı öylesine içten kucaklayıp bağrına bastırmıştı ki. Ülkedeki

her şeyin artık bittiğini, orada yaşayan insanların bir daha baharı göremeyeceğini düşünmüştü.

Olacaklardan haberi olmayan o, insanların karanlık günleri çok yakındı..!

Bol alevli, ateşli günler onları bekliyordu..! Yangın günleri..! Çocukların, küçücük gözlerinde

kocaman bir korku tüneli açılmıştı. Baba, baba ne yapcaz, diye üst üste sorular sormuşlardı..!

Masala kendilerini öylesine kaptırmışlardı ki, gülmüştüm. Unuttunuz mu demiştim, bu bir

masal. Masallardaki kahramanlar gerçek değildirler. Şimdi devam edelim demiştim.

*

YANGIN, “ACIMAK YOK, ACIRSANIZ ACINACAK HALE DÜŞERSİNİZ.” sözü ile

Düzmece oyununun işaret fişeğini yakmıştı.

İleride, nobel ödülü alabileceğine kesin gözüyle bakılan bu oyunun

Yönetmeni, senaristi, kurgusu, montajı, şantajı; YANGIN’a aitmiş,

Baş aktörleri “ATEŞ ve DUMAN’mış”

“Ateş,” kıta ordularının komutanıymış; “DUMAN,” ise kata kulli işlerin mihmandarı

Ayrıca oyunun ilerleyen bölümlerinde figüran olarak kullanılacak olan;

YANGIN’ın, paşmaklık arazilerinden gelen gelirlerle besleyip büyüttüğü

“Kapı Kulu Askerleri’de” görev yapacakmış,

Kapı Kulları; sokaklarda, mahallelerde kuş uçurtmayacak sivil olarak bulunacaklarmış,

Oyunda, hiç bilinmeyen, duyulmayan “turan taktiği” uygulanacakmış..!

Ateş’in sokağa piyon olarak sürdüğü askerleri, “Kapı Kulları” bu taktikle yakalayacakmış

Muhteşem üçlünün; “YANGIN, DUMAN ve ATEŞ’in” planları kusursuzmuş,

Oyunları da hazırmış..!

*

Olay anı herkesin ayakta olduğu bir saatte olmalıymış

Mesela akşam saatleri iyiymiş, herkes işten çıkmış,

Yemeğini yemiş, çayını içmiş olurmuş, zate eksiklikler de anca tamamlanırmış

“YANGIN” emir verince oyun başlatılabilirmiş..! Heyecan doruktaymış..!

“ACIMAK YOK, ACIRSANIZ ACINACAK HALE DÜŞERSİNİZ.” Sözü devamlı tekrar edilecekmiş

Paniğe gerek yokmuş, çünkü; Plan kusursuzmuş..!

“KUSURSUZ PLÂN’ları da” şöyleymiş;

Birincisi:

Ateşin ileri sürdüğü piyonlar önce sokağa çıkacakmış, üç beş tane demir ayak yürüyecekmiş,

Demir ayaklar yürüyünce, yollar 7.7 şiddetinde sallanacakmış, arabalar birbirine girecekmiş..!

Köprüler herk, trafik felç olcakmış..! İnsanlar da buna çok öfkelencekmiş..!

İkincisi:

Buna çok öfkelenen halk, savaşta bile durdurulamayan demir ayakları durduracakmış

Demir ayakların önüne yatacakmış, üstüne çıkacakmış kablolarını kesecekmişmiş,

Kemerleri ile demir ayakları delik deşik edip, ayakkabı bağcıkları zincirleyecekmişler..!

Üçüncüsü:

Silahlı piyonları teslim alacakmışlar..! Yolu sabitleyip, köprüyü trafiğe açacakmışlar..!

Dördüncüsü:

Bütün çöp arabaları ordugahların çıkış kapılarına çöp taşıyacakmış, bol koku olmalıymış..!

Köylüler odun taşıyıp, ot yığacakmış..! Muhtarlar da, harıl harıl çalışacakmış

Beşincisi:

Ülkede ki bütün camilerde selalar verilecekmiş..! Bu çok önemliymiş..!

Çünkü; “yetişin ey ümmeti muhammed din ve devlet elden gidiyor,” intibası oluşturulmalıymış..!

Halk o zaman sahip çıkarmış..!

Altıncısı:

Acıkopterler, yangının ekmek aldığı fırınları, tandırları, soğuk hava depolarını vuracakmış

Ayakkabı dükkanlarını, terzihanelerini yakıp yıkacakmış, malikanesinin kapıları zorlanacakmış

Yedincisi:

Halka gizli gizli mühimmatlar dağıtılacakmış

Sekizincisi:

Cambaz ve hokkabazlar televizyon televizyon, radyo radyo bu olayları vermeliymiş,

Halk devamlı bu yayınları izlemeli, dinlemeliymiş,

Özellikle, dini argümanlar bolca kullanılmalıymış..!

Bu oyunun kazanılabilmesi için bunlar olmazsa olmazlarmış..! “GERİSİ TEFERRUATMIŞ..!”

*

“KUSURSUZ PLAN” tıkır tıkır işleyecekmiş, Yangın, bir vokan, bir yanardağ olacakmış

Oyunu nasıl başlattılarsa öylede bitireceklermiş,

Sonra “YANGIN” jet hızı ile ülkenin en kalabalık şehrine inecekmiş,

Kalabalıklar toplanacakmış, konuşmalar yapılacakmış..!

Kehanet söylemleri açıktan açığa dillendirilecekmiş, halka teyit ettirilecekmiş:

“Bunu yapanları biz çok iyi biliyoruz,” diyecekmiş,

“Buna cesaret eden hiç kimse kurtulamayacakmış,”diyecekmiş

“Onları, cayır cayır, canlı canlı yakacağım diye” höykürecekmiş,

“SUKUNETİ SAĞLAMA KANUNLARI ÇIKARACAKMIŞ”

“İSTİKBAL MAHKEMELERİ KURULACAKMIŞ”

“GÖLGE,” gölgelerin gücü adına adaleti temin edecekmişmiş

Kukla ve maşalarına bu işi çözmeleri için emirler verecekmiş

Ve bunu yapanlar, bunun bedelini çok ağır ödeyeceklermiş

*

Peki baba düzmece oyunları ve kusursuz planları işe yaramış mı..!

Evet..! Her şey aynen dedikleri gibi olmuş..! Ancak asıl planları bundan sonraymış..!

Bu oyunlarının ilk perdesiymiş..! Öyle bir yangın çıkarmışlar ki alevleri göklere değmiş..!

Nasıl yani baba..!

Bulutların, etekleri mi tutuşmuş; yağmurlar korkudan tir tir titremiş mi..!

Denizler buharlaşmış, göller kurumuş mu; dere, çay, akarsular kaçacak delik mi aramış..!

Sisler ülkeye yaklaşamamış; ırmaklar, nehirler akmamış mı..!

Nasıl yani baba..!

Güneşin, bu ülkede doğup battığı da mı belli olmamış,

Ya insanlara ne olmuş baba..! Bu gerçekleşmesi imkansız bir kehanet değil mi..!

Bu masalda olsa yapılması imkansız bir olay değil mi, baba..!

Susmuştum..! Ama sonuçta bu bir masal kızım, demiştim.

Derya, çok kötü bir masal demişti. Yangını sevmiyorum, diye de eklemişti.

Her şeyi, herkesi yok etmeyi düşüneni kim sever ki..!

Sadece ve sadece kendisini düşünenleri kimse sevmez, demiştim.

*

“Kusursuz planla” birlikte ülkede kırk gün kırk gece düğünler yapılmış..!

Şölenler tertip edilmiş, toylar düzenlenmiş; obalar, otağlar şenlenmiş..!

Arsızlar, azgınlar, mezarlıklarda ıslık çalan şak şakçılar gırla giderken,

Halk coşup eğlenirken..! Besleme “kapı kulları,” muhaliflere bilenmeye başlamış

Muhteşem üçlünün; “YANGIN, DUMAN ve ATEŞ’in”

“KUSURSUZ PLÂNLARI DA” bu arada  devreye girmiş;

Oyunlarının ikinci, üçüncü perdesi arenalarda sahne yapmaya başlamış..!

Muhaliflere yönelik operasyonlar başlamış

Haydutlar, haramiler iş başındaymış..! Vicdansızlık, insafsızlık, izansızlık had safhadaymış..!

Yangın her evi sarmaya başlamış, ateş her ocakta cayır cayırmış

Duman her bacadan kara kara yükselirmiş..!

Müthiş bir paranoya, müthiş bir hazımsızlık varmış..!

*

Gözyaşı durmak, dinmek bilmezmiş..! Analar ney gibi inim inimmiş..!

Bebeklerin çığlıkları feryat figanmış..!

YANGIN ise; bu yangın bize Allahın bir lütfü diye, höykürüp dururmuş..!

Şahlar, Çarlar, Prensler, Krallar YANGIN’dan dolayı çoook gururluymuş..!

Oyun, yüz yılın oyunuymuş..! Yangın ise yüz yılın oyuncusuymuş..!

*

Baba muhalifler kim..! Neden YANGIN bunlara kötülük ediyormuş..! Hııımmm…

Bu muhaliflerden biri de “GÖZYAŞI” adı verilen bir zatmış..! Kim baba “GÖZYAŞI” mı..?

O da kimmiş, baba..! Bu dünyaca sevilen, sayılan bir alimmiş..!

İstersen masalı burada makaslayalım, onu da sonra anlatalım..!

*

Devam edecek…