Şimdi sizlere okutacağımız bu yazı,masumiyetin hapsedildiği  cezaevinden ….. ilinden,masum bir tutsaktan gelmiştir. Ülkenin dört bir tarafında, cezaevlerini kapasitelerinin çok üstünde dolduran zalim hükümetin zulmünün sadece bir yansımasıdır.

İste burası Medrese-i Yusufiye

Dört duvar kapkara ve soğuk. kimsesizliğin ve çaresizliğin son noktası. bağırsan sesini duyan yok sanki hiç yokmuşsun gibi. Gündüz acı tebessümlerle geçirdiğin, geceleri hıçkırıklara boğulduğun yer. Tüm dertlerden feragat etmiş gibisin lakin öyle bir hasret ve özlem var ki anlatılmaz sadece yaşayan anlar.

Acaba dersin eşim… ailem.. kardeslerim… arkadaşlarım… kocaman acabalar kafanda ne oldu, nasıl olcak ne durumdalar?.. kendini geçen saatlerin içinde bulursun.

Soğuktur zemini ve seni yatarken rahatsız eder. Öyle dizayn etmişler ki tutsakta olsan yaşama hakkın olmamalı. Yatakları pis, kapı pencereleri paslı, sağlıklı girsen hastalıklı çıkacağın bir yer.

Evet burası yaşaması o kadar kötü bir yer ki düşmanının bile kalmasını istemezsin ama bir o kadar da güzellik var ki yaşanan tüm mağduriyet ve olumsuzluklara rağmen burası medrese-i yusufiyedir.

İlk girdiğinde seni yüzleri nurlu, ellerinde tesbih, ağızlarında zikir olan yaşları 23 ile 60 arası olan insanlar karşılar. Sözde mahkum!bedeni mahkum ama ruhları ve kalpleri özgür.

Seni öyle karşılarlar ki sen üzülme, sıkılma, kafana takma diye saatlerce seninle muhabbet ederler ve bu muhabbet beklentisiz ve bir o kadar içtense burası medrese-i yusufiyedir..

Ağlarsın hıçkırıklara boğulursun ve etrafa kulak verdiğinde anlarsın ki başkalarının derdine ağlayan insanlar bunlar. Hepsi kendi derdini unutmuş senin derdinle dertlenip ağlıyor. İşte bu ağlamaları saf ve riyasızsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

12 kişilik kapasiteli koğuşta 25 kişi kalıyordur. Hepsi yerde yatmak ve kendi nefsi yerine kardeşinin nefsini tercih etmek için kıyasıya yarışa giriliyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir…

Gece yatarken hıçkırıklarla “Allah nidalarıyla” uyanıyorsan namazlar gözyaşısız geçmiyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

Hemen hemen her sabah güne güzel rüya ile uyanıyorsan ve içinde dert kalmıyorsa Allah sana yetiyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir…

Ellerini kaldırır dua dua yalvarırsın tam “tahliye” diye dua edecekken duraksıyorsan buradan ayrılmak Allah ve Rasulünden ayrı kalmak gibi geliyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir…

Gönlü dünyaya sığmayan insanları 60 metrekare bir alana hapsetmişlerdir. Lakin o yüce gönüllüler her sabah avluda “bizi buradan kurtaracak Allah” diye ümitle haykırıyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

Dışarıda hiç farkında olmadığımız Allah’ın lütfukuşları beslemek için günde iki vakit pencerenin önüne ekmek su konuyorsa, yağan yağmur altında sırılsıklam olasıya kadar namaz kılınıyorsa “rahmet rahmet iniltileri” eşlik ediyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir…

Sıcak su kısıtlıdır. Sırf arkadaşlarının hakkına girmemek için banyoyu soğuk su ile yapıyorsan, öncelik her zaman arkadaşlarınsa işte burası medrese-i yusufiyedir…

25 kişiye 15 kişilik yemek verirler ve sen bu yemeği adaletli dağıtma adına şekilden şekile giriyorsan hatta bir öğün yemek hakkından feragat ediyorsan işte burası medrese-i yusufiyedir..

İsim isim mutfak nöbetçisi vardır. Lakin mutfakta nöbetçinin kim olduğunu anlamıyor herkes bir işin ucundan tutuyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

Dışarı ile alakalı konuşacakken “biz dünyadayken” diye başlıyorsa burası sana cennetten bir bahçe olduysa işte burası medrese-i yusufiyedir..

Çöp poşeti seccaden oluyorsa, küçük meyve suyu şişesi wc maşrapan oluyorsa tek kullanımlık köpük tabağı bir hafta kullanıyorsan ve bu sıkıntılar içinde tek istediğinin alınan Kur’an’ın sana verilmesi ise ve bunu haykırıyorsan sevk olmuşsundur bomboş yeni bir koğuşa geçmişsindir burası da sana ilk günden medrese-i yusufiye olmuştur..

Dışarıda yediğin yemekten içtiğin suya kadar hiç birinin şükrünü eda edemezken burada günlerce kuyu suyuna ve temel ihtiyaçlarının bir kısmının karşılanmasına saatlerce tekrar tekrar şükrediyorsan yeni koğuşa geçmişsindir burası medrese-i yusufiyedir..

Saatini alırlar vermezler. Sen yeni koğuşta saatsiz anı yaşamaya başlarsın. Herşey belirsizdir güneşin geliş açısına göre saat belirliyorsan gece namaza kalkıp saatlerce sabah ezanını bekliyorsan işte burası medrese-i yusufiyedir..

Her akşam çaya inerken “yok mu infak yapacak olan” diye soruluyorsa her günün sadakası veriliyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

En önemlisi de hiçbirşeyin geçemediği duvarlar ve demir parmaklıklarda keder ve hasret çok rahat geçiyorsa işte burası medrese-i yusufiyedir..

Ne olursa olsun her türlü acıya sıkıntıya özleme rağmen burası bize medrese-i yusufiye oldu.

Biliyorum ki ben ve benim gibi olan bütün arkadaşların hepsinin gömleği arkadan yırtılmıştır. Bize itham ettikleri ve teklif ettikleri şeylerden zindan daha hayırlıdır. Elbet vakti gelince Rabbim müsaade edecek çıkacağız.

Gönlümüz sabır ateşiyle yansada Rabbim onu ümit ve rahmet denizinde muhafaza ediyor. Yani damlayı deryanın içinde süsleyen inşallah en yakın zamanda dışarıda Yakupları Yusuflarına kavuşturacak. Buradan ne zaman değil nasıl çıkacağın ve rıza-ı ilahi adına kosturacağın en önemlisi.

Biliyorum ki hem denize hem balığa hem geceye hükmeden bir “Zat” var ve inşallah bizi en garibuz zamanda salihi selamete çıkaracak

Dua ile…