8 Ağustos 2016 tarihinde saat 23.00 da evimden gözaltına alındım. Dört erkek memurla birlikte emniyete götürüldüm. Üst araması yapıldı, üstümden çıkanları bir kağıda not ederek bana imzalattılar. Sonrasında polis merkezinde nezarethaneye yerleştirdiler.

14 Ağustos günü akşam üzeri TEM şubeye götürüldüm. Orada iki saat boyunca biri bayan dört memur hepsi bir ağızdan bana sorular sormaya başladılar. Bu esnada avukat yoktu.

Ben 2011 ile 2014 yılları arasında yurt idareciliği yapmıştım. 2014 yılı Kasım ayında ayrıldım dememe rağmen benden sürekli isim söylememi istediler. Ben de bulunduğum yıl içerisinde tanıdığım isimleri söyledim. Israrla bunları bildiklerini ve ısrarla bağırarak ve çocuğum üzerinden baskı kurarak başka isim vermemi istediler. Oysa bildiklerimi anlatmıştım. Sonra beni tekrar nezarethaneye getirdiler.

Üç günde bir doktor kontrolüne götürdüler. Doktorla hiç yalnız kalmadık. Her seferinde yanımızda bir erkek memur vardı ya da doktor nezarethaneye gelerek parmaklıklar arkasından “Darp var mı? Bir şeyiniz var mı?” diye sorarak elindeki kağıda not ederek muayene ediyordu.

On gün sonra yani 24 Ağustos’ta beni tekrar alarak KOM şubeye götürdüler. Bir memur gelerek isnad edilen suçlamaları söyledi ve konuşmami istedi. Ben de hakkımdaki suçlamaları kabul etmedim. Bu sırada yine yanımda avukatı yoktu. Avukat talep ettiğimde, bunun mülakat olduğu söylendi. Sorgu esnasında sürekli bağırıp çağırdılar, masayı yumrukladılar ve küfürler ederek hakaret ettiler.

Bu şekilde üç saat bağırdıktan sonra beni bir bayanla yüzleştirdiler. Bayanı bir ya da iki defa görmüştüm. Sonrasında üç yaşındaki kızımı yanıma getirdiler. Kızımı on yedi gün aradan sonra gösterdiler. Kızım kucağımdayken de sorgum devam etti. Kızım çok korktu ve kucağımda uyuyakaldı.

Kızımı gönderdikten sonra benim sorgum devam etti. Bu sorgu bayan memur olmadan beş memur ile gece saat 03.30 a kadar devam etti. Bu esnada da bağırıp çağırmalar, masaları yumruklamalar ve sık sık hakaretler devam etti. Belli aralıklarda da üzerime yürüyerek beni daha çok korkutmaya çalıştılar. Yine bu sorguda avukat yoktu.

Kaldığım nezarethanede ağustos sıcağında havalandırma olmadan kimi zaman üç kişi kimi zaman on kişi kaldık. Sadece iki öğün yemek verildi. Yirmi günlük gözaltı sürecinde yatacak yer olmadığı için çoğu zaman uykusuz kaldım. Çok ciddi sağlık problemlerim olmasına rağmen kimseye derdimi anlatamadım.

26 Ağustos günü tekrar KOM’a götürüldüm. Koridorda bir saat beklettikten sonra tekrar iki farklı memur tarafından sorguya alındım. Bu sorguda da yine bayan memur yoktu. Bu sorgu da avukatsız bir şekilde 23.00 a kadar sürdü. Sonrasında gece 01.00 de bir avukat geldi ve saat 03.00 a kadar ifadem alındı.

İfademde özgeçmişim, hangi yıllarda yurtta çalıştığım, mal varlığım, darbeyi kimin yaptığı, gazeteye ya da herhangi bir dergiye abone olup olmadığım soruldu. Eşimle nasıl tanıştığımı sordular.

Sonrasında tekrar nezarethaneye götürüldüm. 27 Ağustos günü adliyeye götürüldüm. Savcıya ifademi verdikten bir saat sonra hakimin karşısına çıkarıldım. Hakimin sorduğu soruları tek tek açıklayarak cevapladım. Beş dakika ara verildikten sonra tutukluluğuma karar verildi.

Tutukluluk kararından sonra cezaevine nakledildim. Altı kişilik koğuşta sekiz kişi kalmaya başladık. Cezaevinin olumsuz şartlarından ve yirmi gün süren gözaltı süresinden sonra kendimi çok kötü hissetmeye başladım. Baş dönmelerim ve mide bulantılarım vardı. 5 Eylül tarihinde yaptırdığım tahlil sonucunda 1.5 aylık hamile olduğumu öğrendim. Cezaevinden devlet hastanesine sevk edildim. 6 Eylül günü devlet hastanesinde muayene edildim. Doktorun yanına ellerim kelepçeli bir şekilde komutan ile birlikte girdim. Askerle aramızda perde çekilerek muayene yapıldı. Doktor ile yalnız kalamadım.

Çok bitkin ve halsiz olduğumdan hiç kalkamıyor sürekli yatıyordum. Koğuştaki yemek kokuları, koğuş içindeki tuvaletin kokusu, gider kokuları beni ciddi manada etkiliyor ve bulantılarımı arttırıyordu. Yemek yiyemediğim için yedi kilo birden verdim. Kendi sağlığımdan ve bebeğimin sağlığından çok endişe ediyordum.

Sulh Ceza Hakimliğine yazdığım dilekçelere cevap verilmedi. Almam gereken vitamin, demir ve troit ilaçlarını 1.5 ay sonra alabildim. Çektiğim sıkıntılar neticesinde revire kaldırıldım ve tekrar sevk edildim. Doktor beni görünce çok şaşırdı “Sen hala tahliye olmadın mı?” diye sordu.

Kaldığım koğuşun rutubetli olması ve giderlerdeki koku bir türlü çözülemediğinden yemek yiyemiyordum hiç bir şekilde. Hassas geçen hamileliğimin en önemli üç ayında almam gereken proteini alamıyordum. Defalarca dilekçe yazmama, durumumu izah etmeme rağmen her gün yemem gereken yumurtayı bile haftada bir defa yiyebiliyordum. Koğuşun oksijensiz ortamı ve vücudumdaki elektrik hem beni hembebeğimi ciddi manada etkilemişti. Vücudumda kaşıntılar ve dökülmeler başladı. Sürekli peynir, zeytin, ekmek yiyerek günlerimi geçiriyordum.

Ayrıca üç yaşında bir kız çocuğum vardı. Kızım da anneye en fazla ihtiyaç duyduğu bu yaşında annesiz bırakılarak psikolojisi alt üst edilmişti. Kızım annesi olmadan babasıyla hayata tutunmaya çalışırken eşimin de tutuklanması neticesinde hem annesiz hem de babasız kalmıştı. Kızımın psikolojisinin bozulduğuna dair hastaneden rapor alarak Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazdım ve 13 Aralık’ta tahliye oldum.

Cezaevinden iki ay olmuştu çıkalı. Eşimi cezaevine ziyarete gitmiştim, girişte hakkımda yakalama kararı var diye jandarma beni içeri almadı. Adliyeye gideceğimizi söylediler. Kızım ağlıyor “Anne götürmesinler seni.” diye. Komutan geldi rica ettim en azından eşimle görüştürün diye. Neyse ki görüştürdüler, çıkışta adliyeye gittik. Altı saat adliye koridorlarında bekledik sonra hakim geldi. Görüntülü olarak bağlandık. Hakim sert bir şekilde 11 Aralık’ta tahliye oldunuz fakat imza atmadığınız için sizi tekrar tutuklama kararı var dedi. Ben de imza atmam gerektiğini bilmiyordum bana böyle bir tebliğ.