Rana GÜL

Bir Yusuf’un gönüllere ab-ı hayat bahşeden şiirimsi mektubunu sizlerle paylaşmaktan şeref duyuyorum.

EFENDİM (s.a.v)

Günlerden bir bayram günüydü..!

Sen mescidine giderken üzgün bir çocuk görmüştün.

Tüm insanlığı güldürmeye talip olan Efendim,

Bu tablo karşısında çok mahzun olmuştun.

O çocukla alakadar olmuş, onun hüznünü gidermiştin.

Ve demiştin ki: “İster misin, senin baban ben olayım. Annen Aişe olsun, Fatıma kız kardeşin, Ali de amcan olsun..!”

O yetim çocuk çok mutlu olmuştu, yüzünde güller açmıştı.

EFENDİM (s.a.v)

Bugün bizimde öksüz ve yetim bırakılan. Okullarda, kurslarda sen teröristin oğlusun diye tecrit edilen.

Sokakta oynamasına bile müsaade edilmeyen yavrularımız var.

Onlara da: “İster misin, senin baban ben olayım. Annen Aişe olsun, Fatıma kız kardeşin, Ali de amcan olsun..!” der misin.

EFENDİM (s.a.v)

Sen ki ümmetinin her kesiminden haberdarsın,

Sen ki ümmetinin her derdiyle hemhalsın,

Sen ki ümmetinin en küçüğünden, en büyüğüne kadar dert ortağısın.

Ümmetinden küçük Zeyd üç ya da beş yaşlarındaydı. Zeyd’in çok bağlandığı, çok sevdiği, adını “Umeyr” koyduğu küçük bir kuşu vardı.

Sen ki Zeyd’i her gördüğünde “Umeyr’in babası” anlamında ona “Ebu Umeyr” diye hitap ederdin.

Bir gün Zeyd’in kuşu ölmüştü. “Umeyr’in” ölümü ” Ebu Umeyr’i” çok üzmüştü. Kuşun öldüğü günlerde, Zeyd’in evine gitmiştin. Zeyd’in kederli hali, merhametli kalbini çok etkilemişti.

Onu neşelendirmek istemiştin, saçlarını okşamış yanağını öpmüştün. “Ebu Umeyr’i” huzur ikliminde rahatlatmış ona taziyede bulunmuştun.

EFENDİM (s.a.v)

Bugün bizimde taziyelerimiz var.

Bir bayram öncesi cezaevindeki babasını ziyarete giderken trafik kazası geçiren küçük Betül Seda’mızı kaybettik.

Küçük Furkan’ımızı tedavisine müsade  edilmediği için kaybettik.

İstanbulda on üç gün işkence altında inim inim inletilen Gökhan öğretmenimizi kaybettik.

Altı- yedi aylık hamile olan Ayşegül Öztürk ablamızı bebeği ile birlikte toprağa verdik.

Sinop cezaevindeki Nurhayat ablam cezaevinin ağır koşulları altında ikiz bebeklerini kaybetti.

Cezaevinde felç geçirmesine rağmen tahliye edilmeyen ağır ceza hakimi Mustafa Erdoğan abimizi kaybettik.

Ve nice ismini sayamadıklarım..!

Onlar içinde taziyeye gelirmisin..?

EFENDİM (s.a.v)

Uhud çetindi, imtihandı..!

Uhud münafikla müminin birbirinden ayrıldığı yerdi.

O gün, bir çok sevdiğin gibi amcan, süt kardeşin Allah’ın Arslanı

Hz.Hamza’nı da ahirete yolcu etmiştin..!

Medine’ye dönünce herkesi; şehit olan yakınlarına ağlıyorken görmüştün.

Hz.Hamza’nın evinin önünde ağlayanı olmadığını görünce çok üzülmüş

Bugün Hz.Hamza’mın ağlayanı yok demiştin..!

Bunu duyan sadakat ehli sahabelerin, önce Hamza için, sonra kendi yakınları için ağlamıştı.

EFENDİM (s.a.v)

Bugün bizimde Hz.Hamza Efendimiz gibi seni seven,

Sana sadık, sana bende şehitlerimiz var..!

Onların da ağlayanı yok..!

Onlar için de, bu asrın Hamza’larının da ağlayanı yok der misin..!

EFENDİM (s.a.v)

Günlerden birgün..!

İrşad ve tebliğ için bir kabile sizden irşadcılar istemişti.

Sizde onlara sahabe – i güzin efendilerimizden irşad ehlini tahsis etmiştiniz.

Onlar emanete ihanet etmişti, irşad ehlini şehit etmişlerdi.

Bu haber sana ulaşınca çok üzülmüş, çok mahzun olmuştun.

Kırk gün boyunca sabah namazında o zalimlere “Kunut” okumuştun.

EFENDİM (s.a.v)

Bu asırda da senin nam-i celili Muhammedi’nin

Dünya’nın dört bir tarafına ulaşmasını dert bilen irşad ehli ağabeylerimiz.

Cemal Uşak ağabeylerimiz, Mustafa Kayapala ağabeylerimiz,

Hüseyin Pembe ağabeylerimiz, Aydın ağabeylerimiz şehit edildi.

Bu asrın irşad ve tebliğ ehlini

şehit eden zalimlerede “Kunut” okurmusun..!

EFENDİM (s.a.v)

Mekke yaşanmaz hale gelince, Ashabının ardından

Sende, sadık dostun Hz.Ebubekir efendimizle “hicret yoluna” düşmüştün.

Zalim had bilmezdi, hicret’te zordu.

Yollar hem çetrevelli, epeyce de uzun, çöl ise amansızdı.

Öyle bir an olmuştu ki; sadık dostun yakalanacağız, Efendime zarar verecekler diye endişe etmişti.

Yâ Resûlallah;”

“Beni öldürseler gam çekmem, ben nihâyet bir ferdim. Amma, Allah göstermesin, sana bir zarar ve ziyan verecek olurlarsa bu, bütün ümmetin helâkine sebep olur.”deyince

“Üzülme, Allah bizimle beraberdir” demiştin.

Hz. Ebû Bekir Efendimiz; “Yâ Resûlallah;”

“Onlardan birisi eğilip de ayaklarının dibinden bakıverse, bizi görür.” deyince

Yine emîn ve mütevekkil bir şekilde şöyle konuşmuştun:

“Yâ Ebâ Bekir, iki kişinin üçüncüsü Allah olursa, sen âkibetin ne olacağını sanırsın..!

Yakalanacağımızı mı zannedersin?”

Sonra da Hz. Ebû Bekir Efendimizin rahatlaması, feraha kavuşması için Cenâb-ı Hakka duâ etmiştin.

EFENDİM (s.a.v)

Bu asırda da Anadolu’lusu, Trakya’lısı, Antakya’lısı..!

Yurdu- yuvası, ovası – obası -otağı hizmet alanı yaşanmaz hale getirilince yollara düşenlere..!

Asrımızın hicret yolcularına, Sevr’e sığınanlara, Sevr yolunda olanlara,

Ferahlığa kavuşmaları için dua edip,

Üzülmeyin..! “Allah sizinle beraberdir.” der misin.

EFENDİM (s.a.v)

Günlerden birgün..!

Çok sevdiğin KÂBE’ de en çok sevdiğin, gözünün nuru namaz’ını ikame ederken,

Zalim bunu fırsat bilmiş üzerine işkembe koyma hadsizliğinde bulunmuştu.

Kimsecikler sahip çıkmamıştı daBinbir üzüntü ile “Anamız, baş tacımız, sana en çok benzeyen Hz.Fatıma Annemiz” koşmuş, yetişmişti.

Çok mahzun olmuş, çok ağlamıştı.

Sen onu teselli etmiştin. “Mahzun olma yavrum, Allah babanı zayi etmeyecek, Allah bu dini tamama erdirecek,” demiştin.

Bu asrın Fatıma’larına, Yusuf’larına da; “Mahzun olmayın, Allah sizin annelerinizi, babalarınızı da zayi etmeyecektir.” dermisin.

EFENDİM (s.a.v)

Mekke zordu, imtihan büyüktü, boykot günleriydi..!

Kız alıp vermek, ticaret yapmak imkansızdı.

Ekmek, su yasaklar arasındaydı..!

Yardım için girişimde bulunanlar cezalandırılmaktaydı. Açlık, sefalet had safhadaydı.

Ebu Cehiller, her köşeyi tutmuştu. Sana inananlar ölüme mahkum edilmişti.

Ashabından Hz.Habbab bir gün huzurunaçıka­rak;

“Yâ Re­sû­lal­lah! Çektiğimiz şu işkencelerden kurtulmamız için Allah’a dua etmez misin?” demişti.

O gün hem ibret, hem de müjde dolu şu cevabı vermiştin:

“Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir taraklarla bütün derileri, etleri soyulup kazınırdı da bu işkence yine onları dinlerinden döndüre­mezdi. Testereyle tepesinden ikiye bölünürlerdi de, yine bu işkenceler onları dinlerinden geri çeviremezdi.

Allah, elbette bu işi ( bu dini ) tamamlayacaktır ve bütün dinlerden üstün kılacaktır.

Öyle ki hayvanına binip San’a’ dan Hadramut’a kadar tek başına giden bir kimse, Allah’tan başkasından korkma­yacak. Koyunları hakkında da kurt saldırmasından baş­ka hiçbir endişe duyma­yacaktır.

Fakat siz acele ediyorsunuz demiştin.

EFENDİM (s.a.v)

Bu asırda da, erkeği ve kadınıyla, yaşlısı ve genciyle

Çocuğu ve bebesiyle türlü türlü işkencelere maruz kalanlara..!

Medrese-i yusufiyelerde ızdırap duyup, sana el açıp yakaranlara,

Sevr yolunda bir ümitle bekleyenlere, Cebri lütfi hicret edenlere,

Dünyanın dört bir tarafında “Arakanda ki müslüman kardeşlerimiz” başta olmak üzere bizler gibi bütün mağdur, mazlum inananlara da..!

Hem ibret, hem demüjde olarak;

“Allah sizi zayi etmeyecek. Fakat siz acele ediyorsunuz,” dermisin.

EFENDİM (s.a.v)

Benimki de hadsizlik..!

Sen hep dedin, hep de diyorsun,

Bu felaketler ve helaketler asrında, bu ifritten dönemde..! Biz ancak bugünlere kadar ulaşabildik..!

Bizi bize bırakma efendim, bizi zalim idarecilerimizin insafına bırakma, bizi darda koyma EFENDİM..!

Gayri medet EFENDİM..!

EFENDİM (s.a.v)…!