Rana GÜL

Yine mi o kâbuslar yavrum..? Yine o günlere mi gittin, yine o günleri mi hatırladın..?

Hiç unutmadım ki anne..! Hiç aklımdan çıkmıyor, hiç unutamıyorum ki..!

Gözlerimi kapatınca kendimi nezarette buluyorum. O kadın polisi, baronun vazifelendirdiği o avukatı, psikolojik baskı yapan o komseri hatırlıyorum.

Bizi zehirlemek için önümüze koydukları o berbat, kokmuş yemekler..! Adliye’de ki altın sarısı harflerle yazılan “Adalet mülkün temelidir,” yazısı gözümün önünden gitmiyor.

Adalet..! Kimin mülkünün temeliymiş..! Diyorum.

Uyuyamıyorum, anne..!

Kapının zili, çalmaya görsün polis geldi sanıyorum. Evdeki kapılar sanki nezarete açılıyor. Avizedeki ampuller; ruhumu sokan akrep gibi..! Karakolda ki, nezarette ki florasanları anımsatıyor.

Duvarlara yüzümü dönemiyorum, uyuyamıyorum anne..!

Bir gece yarısı çoluk çocuk evimizden alınıp götürüldük. Evde sekiz polis arama yapıyor. Binamızın etrafı sarılmış, olay yeri inceleme ekipleri tetikte bekliyor, namlular üzerimize doğrultulmuş vaziyette.

Ya Allahtan korkun diyorum..! Ben bir ev hanımıyım, eşim ise öğretmen..!

Ne için tüm bunlar..? Bugüne kadar kime ne zararımız dokunmuş..?

On gün boyunca sorguya çekildik, psikolojik işkenceye maruz kaldık. Suçumuzun ne olduğunu bile bilmiyoruz..?

On dört gün sonra mahkemeye çıkarıldık..!

Hastane ile adliye arasındaki çürümüşlüğe şahit oldum, nezaretlerde ki kokuşmuşluğu gördüm, anne..!

Avukatlardaki vicdansızlık, memurlarda ki tutarsızlık pes dedirten cinstendi..!

Nezaret ile adliye arasında yaşananların adı “zulüm”..! Cezaevlerinde yaşanan dramlara ise soykırım demek kifayetsiz kalır..!

Bir OHAL ile hayatımızı alt üst ettiler. KHK’lar ile bir vampir gibi kanımızı emiyorlar.

Eşim kaç aydır içerde..! Dayanılacak gibi değil anne..!

Hanım kızım, güzel kızım devamlı bunları düşünüp durma. Hadi birazcık dinleniver yavrum..!

Anasının kuzusu, ben buradayım, yanındayım yavrum. Kerem’de burada merak etme..!

Dinlenmeliyim..! Gözlerimi kapatıyorum..!

Yorgunluk, halsizlik arası uykuya geçiş yapmaya çalışıyorum..? Polisler eşliğinde hastane ve karakolda buluyorum, kendimi..!

Kayın validem, kayın babam, on yedi yaşındaki görümcem, evindeki misafir arkadaşı, büyük görümcem ve eşi de gözaltında.

Şok yaşıyorum, Anne..! Baba..! Abla..! Sizin ne işiniz var burada, diyorum.

Emniyet müdürü denilen

şahsiyet(!) geliyor. Üç buçuk yaşındaki oğlumu görünce; bunu bir yerlere bırakmayacaklarsa yuvaya verin.

Sonra da bunların hepsini nezarete tıkın, diyor.

Hayııır..! Kereeeemmm..! Oğlumu vermem diye bağırarak uyanıyorum, irkiliyorum.

Annem üstümü örtüyor, Ayetel Kürsilerini okuyor hissediyorum..! Tekrar dalıyorum.

Oğlumuzu zar zor mahalle muhtarına emanet ediyoruz. Devletimizin merhametini unutmayın diyorlar.

Gece 05: 30 gibi bay ve bayan ayrı ayrı nezaretlere alınıyoruz. Sabah tekrar hastaneye götürülüyoruz.

Hastane olayı tam bir düzmece..!

Savcı tam bir sahtekâr..!

Tüm basın hastane bahçesinde hazır ve nazır. İsimlerimiz servis ediliyor, boy boy resimlerimiz çekiliyor.

Hastaneden ters kelepçe takılarak çıkarılıyoruz. Merkez karakola götürülüyoruz.

Nezarette, görümcemle aynı odaya düşüyoruz.

Bir komser geliyor tatlı dilli, güler yüzlü..! Siz bizim bacılarımızsınız, ne biliyorsanız anlatın bakalım diyor.

Biz ne biliyormuşuz ki, ne anlatalım, diyorum. Daha suçumuzu bile bilmiyoruz..?

Anlatın, anlatın da..! Ne anlatalım komserim..?

Bu gördüğün iki kişi de ev hanımı..! Patik örüp, mantı açıyoruz.

Tatlı dilli, güler yüzlü komser; atın bunları nezarete, deyip gidiyor.

Nezaret, boğucu bir yer..

! Her tarafı kir, toz, pas içinde..!

Görümcem, dört aylık hamile ve panik atağı var..! Devamlı olarak neden alındık, şimdi ne olacak ne yapacağız..? Sürekli kendi kendine konuşuyor, fenalık geçiriyor.

Teselli etmeye çalışıyorum.

Merak etme canım bizim bir suçumuz yok, buradan çıkacağız diyorum. Üç gün bu nezarette kaldıktan sonra çıkıyoruz. Ama başka bir nezarete geçiyoruz.

Evet bak gördün mü çıktık deyip, gülüyoruz.

Yeni nezarethanemiz çok gürültülü bir yer. Gelenin, geçenin haddi hesabı yok. Eski nezaretimizi mumla arıyoruz..! Burası yol geçen hanı gibi bir yer, gelip geçen herkes bizi görüyor..!

Yaşlı kadınlar, eli yeni kınalı gelinler..! Kucağında kundakları ile gelen anneler, hamile kadınlar..! Nezaretlerden nasiplenenler arasında..!

Uyumak imkânsız..! Yirmi dört saat kamera kaydı var, florasanlar bir haydut gibi tepemizde..!

Kayın validem, kayınbabam ve on yedi yaşındaki görümcem yirmi dört saat sonra serbest  bırakılıyor. Kerem’i de muhtardan gidip alıyorlar.

Ailem bana ulaşamayınca atlayıp geliyor. Hastanelerde, karakollarda bizi arıyorlar. Perişanlık diz boyu..!

Bir hafta sonra görümcemin ifadesi alınıyor, denetimli olarak serbest bır

akılıyor. Tek başıma kalıyorum. Duvarlar, kameralar, paslı demirler arkadaşım oluyor. Soğuk, beton zemin ve tepem de salınıp duran florosan lambası da yoldaşım.

Ağlıyorum..! Ağlıyorum..!

Ağlayarak uyanıyorum..! Annem baş ucumda saçlarımı okşuyor. Sarılıp, kokluyor beni.

Annem, teşekkür ederim sana diyorum. Sen olmazsan ben ne yapardım diyorum.

Hanım kızım, melek kızım, yavrum diyor..! Acını tam bilemem, seni tam anlayamam ama derdine ortak olabilirim, diyor.

Eğer rahatlayacaksan yaşadıklarını anlat bana kızım diyor.

Anlatıyorum, ağlayarak dinliyor..!

Görümcemden sonra bir müddet yalnız kaldım. Yalnızlık çok zor, kolun kanadın kırılıyor.  Parmak izi alınacak dediler, yedi sekiz erkeğin olduğu yere götürdüler. Saatlerce beklettiler, sağa dön, sola dön fotoğrafımı çektiler.

Utanç verici bir durumdu..! Sonra ifademi almak için KOM şubeye götürüldüm.

Uzunca bir bekleyiş..! Sorgulanma..!

Bu suçları işlendin mi diye soruyorlar..!

By Lock kullandın mı..? Yaı içerisinde kod isim kullandın mı..? Neden kod isim kullanıyorsunuz..? Kimleri tanıyorsun, şunu tanıyor musun, bunu tanıyor musun..? Bize isim ver seni çıkaralım yoksa uzun bir müddet bu diyarın baş konuğu olarak kalırsın, diye tehditler.

ByLock’u ilk sizden duyuyorum. İsmim zaten var, neden kod isim kullanayım ki. Kimseyi de tanımam, bilmem..! Kendi halinde bir ev hanımıyım, diyerek sorularını cevapladım.

Her gelen böyle diyor. Tutuklanınca pişman oldum, diye mektup yazmaya başlıyorlar.

Son pişmanlık fayda etmez biliyorsun, diyorlar.

orum, hiçbir şey demiyorum. Sorgu bitince, normal ifademin alımı için beklemem gerektiği söyleniyor..!

Avukat gelecekmiş..! O zaman bu neydi, diyorum. Bu anormal sorguymuş, çok kötü oluyorsun..!

Lavaboya gitmek istedim..! Bürocu olarak çalısan bir kadın polise seslendiler. Yanıma gelir gelmez bağırıp çağırmaya başladı.

Sen ne hakla, ne yüzle meyve istersin..? Burayı ne zannediyorsun kızım, demeye başladı.

Günlerdir aynı yemekleri veriyorlardı. Aç kalmamak için yemeye çalışıyorduk. İçlerine ne katmışlarsa ishal olmuştuk. Rica minnet parasını biz ödeyelim diyerek meyve istemiştik.

Ne var bunda dedim, isteyemez miyim? Sende bir bayansın beni daha iyi anlaman gerekmez mi?

İsteyemezsin, diye yine bağırmaya başladı. Resmen çığırtkanlık yapıyordu, birilerinin gözüne girmeye çalıştığı belliydi. Daha çok bağırman gerekir dedim, yoksa burada büro memuru olarak kalırsın.

Derken iri yarı bir polis memuru geldi. Senin elini kolunu kırar, ağzını burnunu dağıtırım, dedi. Üstüme yürüdü. Size çok yüz verdik dedi.

Ne vermişlerse, ağızları hep aynı..? Meymenetsiz, nursuz bir adamdı.

Meyve meselesi olay oldu, küçük bir ricamız en tepeye kadar çıkmış. Çok büyüttüler, acısını da  iyi çıkardılar. Keşke istemeseydim, dedim.

Çok kötü olmuştum, dalma yarmasına da hiç cevap vermedim. Lavaboda elimi yüzümü yıkadım, dönerken kadın polis enseme hızlıca şaplattı. Böyle bir şey hiç beklemiyordum, gözlerim karardı, dizlerimin üzerine düştüm.

Allah’a havale ettim, yine sustum.

Kızım, o kadını görsen tanırmısın dedi, annem. Unutulur mu dedim..! Annem o biçim ağlıyordu.

Avukat gelince durumu avukata anlattım..! Sonra komsere anlattım. İkisi de  duvardan farksızdı.

Sen suçlu çıkarsın dediler. Onlara hiçbir şey olmaz..!

Yine sustum.

Her gün bir doktor geliyordu. Darp izi, yara izi var mı diye uzaktan bakıp gidiyordu. İçeri yanımıza girmeye korkuyordu. İmza atıp dönüp, gidiyordu.

Herhalde girersem bir daha çıkamam diye düşünüyordu.

İshal olduğumu söyledim, laç yazdı. Reçete de kapalı alanda kalmaktan dolayı oluşan bakterilerin önlenm

esi için yazıyordu.

Kimi kandırıyorlarsa..? Hukuksuzluk, vicdansızlık diz boyu..?

İfadeye geçmeden önce etkin pişmanlıktan yararlanmam ve itirafçı olmam için psikolojik baskı yaptılar.

Bir tane kağıt uzattılar, “F..Ö” üyesi olduğunu kabul ediyorsan bunu imzala dediler. Üstüne bir de isim istediler.

Etkin pişmanlıktan yararlanmak için delil niyetine gerekliymiş.

Hayatım boyunca hiçbir terör örgütü ile işim olmadı, kabul etmiyorum, dedim. Sen yandın, bittin dediler.

Olmayan bir şeyi kabul edemem, dedim. Ayrıca bana baskı yapıyorsunuz, mahkemede bunları ifademe eklerim deyince sustular.

Sonra avukat normal ifademe geçti..?

By Lock kullandın mı, sohbete gittin mi..? Bank Asya’ya para yatırdın mı, dershaneye gittin mi..? Gazeteye abone oldun mu, Fetullah Gülen’in kitaplarını okudun mu..?

Böylece nyle suçlandığımı on gün sonra da olsa öğrenmiş oldum.

İfademi verdikten sonra hep tedirgindim. Acaba bana ne yapacaklar diye korkuyordum..?

Böyle işte anne..! Zoraki insanları suça bulaştırmaya çalışıyorlar.

Eşimin, ifade verme esnasında yaşadıkları da tam bir ızdırap..! On bir saat boyunca duvara dönük olarak bekletmişler.

Konuşmak isteyen varsa sandalye’ye oturabilir, demişler. Kimse oturmayınca eşleri ve çocukları

ile tehdit etmişler. Yuvaya veririz, bir daha göremezsiniz, demişler.

Adalet anlayışları bu..! Hak- hukuk anlayışları bu..! İnsanlıkları bu kadar..!

Şantaj..! Tehdit..!

On dördüncü gündü..! Adliyeye götürmek için bizi nezaretten aldılar. Önce TEM şubeye götürdüler. Otobüse binerken uzaktan da olsa eşimi gördüm. Birbirimize hasretle, özlemle el salladık. İki büyük otobüs ve hayli miktarda polis vardı.

Herkes bir polis düşüyordu, benim şansıma da bana vuran polis düşmüştü.

Hastane..! Adliye..!

Sizler adliyenin bahçesinde bekliyordunuz. Biraz rahatlasamda kendimi tutamayıp ağladım.

Adliyenin nezaretine götürüldük, her yer dolu..! Yer olmayınca on beş tane jandarmanın olduğu odaya koydular.

Sigaradan duman altında olmak bir yana..! Taciz altında olmak, değer verilmemek bir yana..!

Yer yokmuydu, dedim..! Bu kadar mı insansınız, siz dedim..!

Nezarette yer açmışlar, oraya aldılar.

Diğer nezarethaneleri mumla aratıyordu. Kötü kelimesi çok hafif kalıyordu.

Namaz için karton istedim, çöp poşeti verdiler.

Mahkemeye çıktık..! İlk gözüme çarpan şey;

Altın sarısı harflerle adalet mülkün temelidir yazısı oldu..!

Hastane, karakol ve nezaret süreci..! Polis memurları emir eri o

luşları..! Doktor’ların rol yapışları..!

Avukat ve komserin kraldan ziyade kralcı oluşları..! Jandarma esliğinde adliyeye gelişimiz..! Adliye nezarethanesi ve mahkeme..!

Çürümüşlük, ta bir tükenmişlik hakim..!

Kokuşmuşluğun olduğu yerde de adalet beklemek beyhude dedim..!  Nasıl oldu bilmiyorum, yedi kişi denetimli serbest bırakıldık. Eşim ve yirmi iki kişi tutuklandı.

Mutluluk ve hüznü bir arada yaşadım..!

Eşim ocak 2017’den beri tutuklu..! Kırk kişilik koğuşlar, yasaklarla dolu cezaevi..!

Tek tip kıyafet uygulaması için tüm tişörtler toplatılmış. Giyecek tişortü yok, kargo ile gönderdim ama ulaşmamış.

Siyasi arenada söylenen her söz buralara zulüm olarak yansıyor.

Sıcak su yok..! Pet şişelere doldurdukları suyu, güneşte ısıtmaya çalışarak duş ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlar.

İçme suları,yemekleri sıkıntılı, mekanları rutubetli.

İnsanlık ölmüş be anne..! Zulmeden insanlardan merhamet dileniyoruz.

Rabbim bu zulmü tez zamanda bitirsin ve adaletini tecelli ettirsin inşaallah..!