Süha BERK

Hayırlı geceler kardeşim..!

Geç oldu biliyorum, saatinde farkındayım.

Canım çok yanıyor, yüreğim yangın yeri..! Bir iki muhabbet ederiz, sözlerinizde bir teselli bulurum diye arıyorum.

Ne olur, kusuruma bakma..!

Yusuf yine ateşlendi.

Her hangi bir şeye üzülmeye görsün. Bakıyorsun ateşi tavan yapıyor.

Yusuf’umdaki ateşin kaynağı stres..! Stresi tetikleyen ise;

Hasret..!

Özlem..!

Yusuf’um bugün çok içliydi, çok hisliydi. Ateşler içindeydi, ağzından çıkan kelimeler ebabil kuşlarının gagalarındaki taşları aratmıyordu.

Vurduğu yerde derin menfezler açıyordu. Dokunduğu yüreği yakıp küle çeviriyordu.

Ateşler içindeydi..!

Önce oyuncağını kucağına aldı.

Yeter artık..! Yeter artık..! Babamız gelsin artık.

Sırtıma biraz masaj yapsın, benimle oyunlar oynasın, bana sarılsın, dedi.

Ateşler içinde hem konuşuyor, hemde ağlıyordu. Yanaklarına yuvarlanan yaşlar kızgın saç üzerine vuran yağmur damlası gibi buhar buhar oluyordu.

Yusuf’um henüz dört yaşında..! Kendi kendine konuşunca sayıklıyor diye düşündüm.

Bir yandan da havale geçirirse diye de endişelenmedim değil.

Anne, babamız gelsin artık, diyordu.

Bende evet yavrum bizde çoközledik, gelsin artık. Gelsin, diyorum.

Sonra doğrulmaya çalışıyor ve bana sarılıyor.

Elleri, yanakları sıcacık; dudakları ateş gibi..!

Yüreği sahile vuran pasifik dalgaları gibi küt küt ses çıkarıyordu.

Anne..!

Keşke bende anneannemle hac’ca gitseydim, diyor. Orada Efendimiz’in (s.a.v) yanına giderdim.

Belki uyanırdı..! O’na sarılırdım. Ve O’na;

Peygamber Efendimiz, babam gelsin diye ben çok dua ediyorum.

Ama sen beni duyuyor musun, duymuyor musun bilmiyorum..! Bunu size sormak istiyorum, derdim.

Yusuf’um hem ağlıyor, hem anlatıyor. Ama nasıl ağlıyor, anlatamam.

Dedim ya çok içli ve çok hisli, diye.

Kederleniyorum kardeşim..! Bende çok üzülüyorum.

Bir yanımda “korku dağları” yükseliyor. Bir yanımda “ümit ovaları” gözünün alabildiği kadar uzanıp gidiyor.

Biliyorum..!

Taş taşlıktan vazgeçmedikten sonra parmaklara yüzük olmazmış. Yüzük olmayı isteyen taş’ta ezilmeyi, yontulmayı göze almalıymış.

Bizlerin bu halide yüzük olmayı dileyen taş misali gibi..! Eziliyoruz, yontuluyoruz. İbrahim’ler gibi ateşlere atılıyoruz, Yusuf’lar gibi kuyulara salınıyoruz.

Nice ocaklardan geçiriliyoruz. Necelerinden daha geçireleceğimizi de bilmiyoruz.

Hangi kervan bizi çeker kuyudan..? Bu ateş, bu yangın nasıl bir gül bahçesine döner bilmiyoruz..?

Sonra Yusuf’umla göz göze geliyoruz.

Annem..!

Annecim, ben uyuyayım sen bekle olur mu, diyor.

Peygamberimiz bizim yanımıza gelirse Yusuf babasını çok özledi, onun için çok ağlıyor.

Yusuf’umu duyar mısın de olur mu, anne..!

Yusuf sağ tarafına doğru dönüyor. Ben ıslattığım mendille baş ucundayım..! Ateşi iniyor, sonra tekrar yükseliyor.

Yüzük olmasını istediğim, dilediğim, Yusuf’umun hareketlerini takibe devam ediyorum.

Babamı görmeye gideceğiz değil mi anne diyor. Ama orası çok uzak değil mi..!

Yusuf’umu açık görüşlere götürüyordum.

Açık görüşlerimiz, çok stresli geçiyordu. Orada çok bekliyorduk, kontroller, aramalar tam bir ızdırap oluyordu.

O konuyu sayıklamaya başlıyor..!

Babamın olduğu yer çok uzun, diyor. Babam’da sanki çok uzaklardan geliyor. Acaba bana yiyecek alırken onu markette çok mu bekletiyorlar, diyor..?

O zaman yiyecek almasın..!

Birde gideceğimiz zaman hava güneşli olsun..! Soğukta, yağmurda bizi çok bekletiyorlar anne..!

Daha neler neler..!

Yürek hasret ve özlemle dolu olunca dil ferman dinlemiyor..!

Ateşi var diyorsunuz..!

Mendili ıslatıp ıslatıp ateşe tutuyorsunuz. Ha düştü ha düşecek diye, bekliyorsunuz.

Ama gel gör ki..!

Yusuf’umun yüreğinde kocaman bir yangın var abla, yangın..! O yangının ateşi ise bizim ıslattığımız mendille söndürülecek gibi değil.

Evet abla..! Yusuf dört yaşında ateşi 40 derecelere kadar vuruyor.

Söyledikleri ise kırk yaşındaki insanı dize getiriyor.

Her şey o an sükut ediyor..!

Ateşler içindeki bir çocuk hasretle, özlemle alev alev yanıyorsa sözün bittiği yerdeyiz, demektir.

Gönül muhabbet istiyordu, abla..! Dua edin inşaallah

Kardeşim, gönümüzün kapıları sizlere her daim açık..! Her zaman ve saatte arayabilirsiniz. Aradığınız için de teşekkür ediyorum.

İnandığım bir şeyi müsade ederseniz sizinle paylaşmak istiyorum. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değildir. Onun gayesi kilimin tozunu almaktır.

Rabbimde bizlere sıkıntı vermekle bizim, tozumuzu alıyordur inşaallah.

Parmaklarda yüzük olmak dileği ile ablam..!

Dualarımız sizinle..!