Rana GÜL

Gideceğim yer hayli uzaktı..!

Ziyaret edeceğim kişi de eşimin meslekten tanıdığı, bir devresinin eşiydi. Eşim bir isim versem  gidip ziyaret edebilirmisin, dediğinde..!

Bilmem ki demiştim..!

Bu cevap aynı zamanda gitmesem de olur mu, anlamını da içeriyordu.

Yakın bir arkadaşımın, can dostumun eşi deyip gözlerimin içine bakmıştı..! Bu da aslında gitsen çok iyi olur anlamına geliyordu.

Heyecanlanmış, strese girmiştim..! Birazda nasıl olacak gibisinden paniklemiştim..!

O da benim için, eşinden aynısını isterdi, diye devam etmişti. Devremle burada da beraberiz. Bir sıkıntısı var ama bana anlatmıyor..!

Bir kaç kez de sordum, söylemedi..!

Geçen hafta ki konuşmamızda; eşim çok huzursuz, çok mutsuz, bayağı da bir kilo vermiş, dedi.

Ne oluyor, dedim..! Bilmiyorum, dedi.

O yüzden gitmelisin, ne oluyor öğrenmelisin canım, demişti.

Karar vermem zor olsa da tamam demiştim. İlçe’ye ilk gidişim çok sıkıntılı olmuştu.

Katı, sıvı, gaz hali deneylerine maruz kalan bir buz kütlesi gibi halden hale girmiştim.

Acaba bana ne der ki; kızar mı, bağırır mı, çağırır mı diye de hayli endişelenmiştim..?

Benim de eşim tutuklu, değil mi..? Boşver kızarsa kızsın, demiştim..!

Nefsime rest çekmiştim, otobüse binip o gidiş gitmiştim..!

*

Bu üçüncü gidişim olacaktı..! İyi ki de gitmişim.

Yoksa, kendimi hiç affetmezdim, affedemezdim. Pencere kenarına oturmuştum, geliyorum kardeşim deyip yine ilçe’nin yolunu tutmuştum.

Yol uzun..!Bitirmem gereken tefriciyelerim, zikirlerim beni beklemekte. Çantamdan tesbihimi çıkarıyorum. Hasreti, özlemi, kardeşliği zikirlerin arasına katık yapıp çekmeye başlıyorum.

Bir yandan da Ceyda hanımı ve kızı Cevheri düşünüyorum. Zikirlerle karışık gözyaşları bamteline dokunuyor. Ağlama hissi ile yüreğimde dev dalgalar oluşuyordu.

Sabır, bu fırtına öncesinde bir set oluveriyordu.

Zor Allahım, zor..! Yaşananlar çok zor, dayanılacak gibi değil..!

Allahım..! Sen rahmansın, rahimsin hiç kimseye kaldıramayacağın kadar da yük yükmezsin, diyordum..!

Cevher liseyi yeni bitirmiş genç bir kızdı. Babası tutuklanınca günlerce odasından çıkmamış, yemeden, içmeden kesilmişti.

Neden anne, neden demiş günlerce..! Babam bir komser değil mi..? Neden tutuklandı..?

Evimiz neden didik arandı..?

Ceyda hanım bilmiyorum kızım. Babanın bir suçu yok çıkıp gelecek inşaallah, demiş.

Günler geçmiş, ne bir gelen olmuş ne de bir giden..!

Cevher’de iyice bunalmış..!

Bir gün annesine dönerek; babam kıldığı namazlardan dolayı tutuklandı, değil mi demiş..?

Annesi; o, nasıl söz kızım demiş..?

İyilikten maraz doğar anne..! İyilik yaptığı kim varsa, kimler varsa şuan hepsi aleyhinde birleşmiş durumda..!

Nefret ediyorum her şeyden, herkesten diye çıkışmış..!

*

Okulda bir yıl boyunca öğretmenlerinin psikolojik baskısına maruz kalmış..! Arkadaşları onu aramaz olmuş..! Komşuları onlarla selamı, sabahı kesmişti. Akrabaları ise duygusuz, hissiz..!

Tecrit edilmişler, iyice yalnız kalmışlardı. Onlar için dünya daraldıkça daralmıştı.

Namazlarını olabildiğince aksatmamaya çalışan Cevher namazı niyazı terk etmişti. Bu da yetmezmiş gibi annesine; “sende namazlarını bundan sonra kılmasan iyi olur, demişti.”

Anne, duyuyormusun beni bundan sonra namaz kılma..! Diye tekrarlamıştı.

Herkesin imrendiği kız, güzel yavru bunalıma girmişti. Yavaş yavaş inançla ilgili konuları sorgular hale gelmişti.

İnandığı değerlerin ailesine zarar verdiğini düşünüyordu. “Deizm” bataklığı onu ha bire kendine doğru çekiyordu.

Ceyda hanım çaresizdi..! Kızı gözünün önünde, avuncundan kayıp gidiyordu. Çaresizlik içinde ne yapabilirim diye kıvranıp duruyordu.

Bol bol Kuran-ı Kerim okuyordu. Mealdeki güzel mesajları ara ara seçip dile döndüğünce de kızına anlatmaya çalışıyordu. Bir gün şu meal karşısına çıkmıştı;

“Yavrum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.” (Lokmân Sûresi 17)

Bunu kızına okuduğunda celallenmişti..! Anne, bana bunları anlatma, demişti.

Ceyda hanım ağlamaya başlamış. Yavrum, yavrum, yavrum..! Diye bir ney gibi inlemişti.

Balam ne oldu sana..! Rabbimizden başka kimimiz var ki yavrum. Kimin kapısına gidelim, kime sığınalım ki demişti.

O demiyor mu; “Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.” (A’lâ Sûresi 14-15) diye.

Sabırlı olacağız kızım..! Nice şer görünen şeylerde hayır vardır kızım.

Efendimiz (sav); “Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terketmek vardır” (Müslim, Îmân 134) buyurmuyor mu?

Namaz kılma demek çok ağır bir şeydir kızım. Yapma bunu, deme öyle..! Diye yalvarırcasına konuşuyor, surlarla çevirdiği gönül kalesine girmeye çalışıyordu.

Ve sonunda Cevher annesine doğru dönüp; “anne, tamam namazını kıl ama bana bir şey anlatma demişti..!”

*

Otobüs saatler sonra ilçe’ye varmıştı. Ve bende Ceyda hanımlara geçmiştim. Kapıyı Cevher açmıştı.

Hoşgeldiniz, efendim demişti.

Cevher’in bana hoşgeldin demesi bile büyük bir olaydı. Çünkü beni kovmaktan beter etmişti. Onunla karşılaşmayı hiç istemiyordum.

Karşılaşmamak içinde dua ederek gelmiştim.

Öyle deyince Cevher’i kucaklamış, ona sıkı sıkı sarılmıştım. Ellerini okşamış, mis diye öpüp  koklamıştım.

Efendim, kabalığım için özür dilerim, demişti. Bundan sonra gelebilirsiniz ama benimle bir sey konuşmanızı istemiyorum diye de eklemişti.

Sonra da dönüp odasına gitmişti.

Ceyda hanım ağlıyordu, ben ağlıyordum. Ey Dost..! İyi ki varsınız diye kucaklaşmıştık..!

*

Burada kim kahraman siz karar verin..! Kim mazlum siz söyleyin..!

Ve kim zalim..!