“Kelebekler buradan Kanada’ya kadar uçabilir mi Mustafa amca?” diye sordu çocuk, şehrin sonbaharında, bulutlu bir akşam, şoför bir yandan şehrin yoğun trafiğinde ilerlemeye çalışıyordu. Bir yandan da küçük kızın sorularına cevap vermeye çalışıyordu. “Yok uçamaz zaten onların çoğunun bir günlük ömrü var. Neden sordun kızım?” dedi. “Kanada’da bulunan babamın yanına kelebek olarak gidebilir miyim diye sordum.” dedi küçük kız.

Mustafa amca annesini doktora götürüyordu. Annesi ve çocuklar sekiz ay önce çok zor şartlar altında Türkiye’den başka bir ülkeye geçebilmişti. Eşinin iltica başvurusunun kabulünden sonra işlemlerini bitirip bir an önce kendilerini Kanada’ya götürmelerini bekliyorlardı.

Eşi de yaklaşık bir yıl önce bir şekilde Kanada’ya gidip iltica başvurusunda bulunmuştu. Bir yandan resmi işlemleri takip ediyor, bir yandan da kendisinin ve çocuklarının geçimini temin edebilmek için ne iş olursa yapmaya çalışıyordu. Bazen dolmuş şoförlüğü yapıyor, bazen temizliğe gidiyor, bazen de arkadaşları ile ev boyamaya gidiyorlardı.

En son ikamet edilen bir evi boyama sırasında evdeyaşayan Kanadalı aile kendi aralarında İngilizce konuşuyorlar.

Bir de boya yapanlara acıyan ifadeler kullanıyorlar bu konuştuklarını çalışanların anlamadıklarını zannediyorlardı. Boyacı ne anlasındı ingilizceden! Halbuki boya yapan ingilizce dahil birkaç dili anadili gibi konuşabilen bir akademisyendi. Bu hadiseyi orada boya yapan bir arkadaşı telefona çekmişti. O da bu videoyu şu anda başka ülkede geçici ikamet eden ailesine göndermişti. Eşi ve çocukları bu videoyu seyredince önce gülmüşler sonra da uzun uzun ağlamışlardı.

Mustafa amca çocuğa, “Senin doğum günün yarınmış neler hazırlıyorsun bakalım?” dedi. Çocuk “Biz doğum günlerimizi Kanada’da kutlayacağız. Çünkü babama kavuştuğumuz gün bizim doğum günümüz olacak.” dedi. Mustafa Bey bir yandan hastanenin otoparkına arabayı park etmeye çalışıyor bir yandan da gözlerine hükmeden gözyaşlarını durdurmaya çalışıyordu.

Mustafa Bey önceden geldiği ülkede daha sonra gelen bayan ve çocuklarını küçük bir daireye yerleştirmiş ve her şeyleri ile ilgilenmeye çalışıyordu. O bölgede yaşayan Türk ailelerinde tam bir kardeşlik yaşanıyordu. Herkes her şeylerini paylaşıyordu.

En sonunda eşinin iltica mahkemesi günü gelmişti. Hakim duruşmanın üç saat süreceğini ve sıkıldığında mola isteyebileceğini söyledi. Duruşma üç molada bitti. Hakim babacan bir tavırla soruyor, o da hayat serüvenini gayet açık bir şekilde anlatmaya çalışıyordu. Sonunda duruşma bitti. Hakim kararını verdi. Kararında gerekçeleri ile birlikte ilticanın kabul edildiğini söyledi. Hakim dosyaları topladı. Bilgisayarı kapattı ve”Size özel bir şey soracağım ve bu artık kayıtlara geçmeyecek.” dedi.

“Benim sizin gibilerle yaptığım bu kaçıncı duruşma, dikkatimi çeken bir şey var. Sizin arkadaşlarınız hep ciddi, efendi ve kültürlü kişiler. Neden ülkenizde durmadınız, nasıl buralara kadar geldiniz?” Durdu durdu ve zembereği boşalmış bir saat gibi hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Kendi ülkesinde tertemiz insanların, terörist deyip çoluk çocuk perişan edildiği yerde, dünyanın öbür ucunda dini farklı, dili farklı olan bu insanların tavrı çok duygulandırmıştı.

Mahkemeden çıktı. Kışın çok soğuk geçen bu ülkede bu mevsimde bile tatlı bir serinlik olduğu yemyeşil parkta, bir bankın üzerine oturdu. Duygu seli içinde idi bıraksan tekrar ağlayacaktı. Bu arada yemyeşil otların arasından bir kelebek uçtu ve dizlerinin üzerine kondu. Kelebek kaçmıyordu, Allah Allah dedi içinden.

Mustafa Bey Hastaneparkına arabayı park ettikten sonra, “Haydi kızım, haydi çocuklar muayene saatimiz gelmiştir.” dedi. Bu arada çocuk “Mustafa amca!” dedi. “Buyur kızım!” “Mustafa amca, keşke kelebekler Kanada’ya gidebilse idi.” dedi. Mustafa Beyin az önce güçlükle geri gönderdiği gözyaşlarını artık tutamamış damlamaya başlamıştı. “Gider kızım gider, Allah isterse gider.” dedi. Yavrucağız ellerini çırparak “Yaşasın!” dedi bu arada yavaştan yağmurda yağmaya başlamıştı. “Yağmur yağıyor.” dedi Mustafa Bey gözyaşlarına gizlemeye çalışırken. Sanki bütün kainat bu kutlu hüzne eşlik edip, ağlıyordu….