Antalya L Tipi Ceza İnfaz Kurumu’na ‘hapishane’ ibaresinden başka bir tanımlama bulmak gerek. ‘Bir çeşit Guantanamo’ ya da ‘toplama kampı’ denebilir ama asla bir ‘hapishane’ değil.  Kurumun internet sitesine baktığınızda, Birleşmiş Milletlerin ‘Minimum Cezaevi Kuralları’ ve Avrupa Konseyi’nin ‘Avrupa Cezaevi Kuralları’ ilkelerine uygun hareket edildiği ifade ediliyor. Fiili durum ise hiç öyle görünmüyor.

İşkence Var, Doktor Yok

Tutuklu yakınlarından edinilen bilgiye göre, Antalya Cezaevi’nde tutuklulara ağır işkenceler uygulanıyor. Özellikle polis ve asker olan tutuklular, gardiyanların sözlü sataşmalarına ve fiziki işkencelerine maruz kalıyor. Şiddet görmüş olan insanlara kasıtlı olarak ilaçları verilmiyor. Tutuklular doktor kontrolüne ancak 45 günde bir çıkabiliyor. Doktorun yazdığı ilaçlar da çoğu zaman verilmiyor ya da 45 güne varan gecikmelerle veriliyor.

Uyuyacak, Namaz Kılacak Yer Yok

Cezaevi yoğunluğu ise en büyük sorun. 18 kişilik koğuşta 47 kişi kalıyor. Bir çok tutuklunun kendine ait yatağı bile yok. İnsanlar nöbetleşe olarak uyuyorlar, en zaruri ihtiyaçlarını bile karşılayamıyorlar. Namaz kılacak yer dahi yok. Hal böyleyken cezaevi yönetimi, tutukluların hücre kısmında namaz kılmasına da müsade etmiyor.

Sıcak su olmayışı da en büyük sorunlardan biri. Çoğu zaman hiç sıcak su olmuyor, nadiren sıcak su geliyor. 45 kişilik koğuşa sıcak su sadece 25 dakika veriliyor.

Telefon ve Mektup Yasak

Hizmet Hareketine yönelik operasyonlarda tutuklanan kişilere telefon ve mektup hakkı verilmiyor. Hırsızlık, adam öldürme ve cinsel taciz suçlarından dolayı cezaevinde bulunan kişilere tanınan haberleşme hakları cemaat operasyolarında tutuklananlara verilmiyor. Pembe oda hakkı da tamamen kısıtlanmış durumda.

Avukat Müvekkiliyle Görüşemiyor

En büyük sorunlardan biri de avukat görüşmelerine ilişkin. Antalya Cezaevi’nde birden fazla müvekkili olan avukatlara, her hafta müvekkillerinden sadece biriyle görüşme olanağı veriliyor. Onlarca yıl, hatta müebbete varan ceza istemleriyle yargılanan tutuklular, bazen aylarca avukatlarını göremiyorlar. Tutukluların savunma hakları bariz bir şekilde ve kasıtlı olarak ihlal ediliyor.

Cezaevi yönetiminin uyduğunu iddia ettiği Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi ilkelerini yeniden gözden geçirmesinde fayda var. Çünkü uygulamaları daha çok ‘Guantanamo ilkeleri’ni anımsatıyor.