Rana GÜL

Dile kolay..!

On bir ay üzerine eşim mahkemeye çıktı.

Üniforması ile görmeye alışık olduğum, gülüşüne aşık olduğum..! Sevdiğim, evlendiğim insan, duruşma salonuna elleri kelepçeli olarak getirildi..!

Beraberinde nice rütbeli emniyet mensubu..!

Hepsi bu ülkenin ender yetiştirdiği insanlar..! Eğitimli, donanımlı, görevlerinde uzman ve tecrübeli şahsiyetler.

Jandarmalar eşliğinde bir çıkmaza doğru yürüdüler..! İki dudak, iki parmak arasında olan karanlığa doğru yürüdüler..!

Adalet’in olmadığı bir ülkede yargılanmak için yürüdüler..!

Bu yürüyüş esnasında eşimle bir kaç saniye olsun göz göze geldik. Sevgimizi, aşkımızı gözlerimizde aradık solmayan bir gül gibi taptazecikti..!

Çocukların elleri elerimde, “anne bak babam geliyor, diyorlardı.” Bense aylardır içimde biriktirdiğim yağmurlara yakalanmıştım. Avuçlarımda ki ter ise, çocukların küçücük yüreklerinde oluşan dalgaların ıslaklığıydı.

Yürek sahilim ıpıslaktı..! Gözyaşlarımda o sahilin bir müdavimi. Hüzün, çargâh makamından sesleniyordu. Acılar, üst perdeden giriş yapıp kederime eşlik ediveriyordu.

Eşimin tebessümü yetişiyordu imdadımıza; “ağlamak yok, üzülmek yok Aybeg hanım, der gibi oluyordu.”

Güven veren tebessümü, içerdeki karamsarlığı gölgede bırakıyordu. Gülücükleri, ümitsizliği yırtan bir ışık demeti halinde akın ediyordu gönlüme. Varlığı, hayatımızda her dem yaşama sevincimiz oluveriyordu.

Biliyorum ki bugün buradan bize bir tahliye çıkmaz. Çünkü kararlar vicdanlar ile değil cüzdanlar ile verilmekteydi.

Pişman mısın dersen hayır..! Üzülür müsüm dersen herkes kadar..!

Utanılacak hiçbir şeyim, sizleri utandıracakta hiçbir fiilim olmadı.

Namusum ve şerefimle vatanıma, milletime hizmet ettim. Hiçkimse de vatanseverliğimizi sorgulayamaz. Her şeyin bir kurgudan ibaret olduğu bu mahkemeler de bizi asla ve kat’a mahkum edemez. Er geç aklanırız, temize çıkarız.

Tebessümünden sonra kafasını çevirip yerine geçti.

Sana hep inandım ve de inanmaya devam edeceğim, yiğit adam demiştim.

*

Mahkeme de karar açıklandıktan sonra eve döndük.

8 yıl 3 ay vermişlerdi.

Çocuklar bir kenarda ağlıyor, ben bir kenarda inliyordum.

Çaresiz, ümitsiz bir haldeydik.

Tükenmişlik sendromu, tüm hücrelerimizde etkisini göstermekteydi. Yerimizden kalkmaktan aciz, önümüze bakmaktan da yoksunduk.

Bu kelimelerle nasıl anlatılır inanın bilmiyorum.

*

Eşim tutuklandığı günden beri baba ocağında kalıyorduk. Babam, “REİS” hayranı bir zevat..!

Fikren hiçbir ortak paydamız yok ama..! Akrabalarımız bir kızına bile sahip çıkmadı, demesinler diye bize kol kanat gerdi.

Maddi durumu çok iyi, benim gibi on aileye bakabilir. Çevresi desen çok geniş, hatırı sayılan, sözü geçen birisi..!

Yalçın, 8 yıl 3 ay ceza alınca bize karşı olan tavrı birden değişti..!

Söylenmeye başladı..!

Dosyası da hayli kabarıkmış da, dosyasında yok yokmuş da..! Bir adam öldürmediği kalmışmış da gibi sözler etmeye başladı.

Akılsızmış..! Herkes senin ismini vermiş, sende ver iki kişinin ismini de kurtul..! Yok..!

Ne işin var senin F..ö ile..!

Daha neler neler..! Dil oynayınca damak kesen cinsten.

*

Bir gün beni karşısına aldı, bak kızım dedi.

Bugüne kadar sorgusuz sualsiz sizlere baktım. Fakat bundan sonra dediklerimi yapmazsanız kendinize başka bir yer arayın, dedi.

Aslında söyleyeceklerini bilmek için kâhin olmaya gerek yoktu. Çünkü on bir aydır ha bire söyleniyordu, bir bahane arıyordu.

Dinliyorum, baba; buyur de, ne diyeceksen..! Dedim.

Yüzü simsiyah kesilmişti. Birincisi, eşini boşayacaksın..! Dedi.

Dona kalmıştım..

! Her şeyi bekliyordum, herkesten bekliyordum. Ama yüreğime bir hançer gibi saplanan bu sözü, babam olacak adamdan hiç beklemiyordum..!

İkincisi, çocukları alacaksın, götürüp onun ailesine bırakacaksın..! Onun çocuklarının da artık bu evde işi yok..! Dedi.

Birincisini tam sindirememişken ikinci darbeyi indirmişti.

Ağlamak, perişaniyeti ifade edebilir miydi..? Göz pınarlarından süzülen damlalar ateş gibi düşüyordu toprağa..!

Birde bunları çocuklarımın yanında söylüyordu..! Yavrumlarım tir tir titriyorlardı. Dedelerinin bu tavrı, bu çıkışı karşısında şok olmuşlardı. Kızım Bade, boynuma atılmıştı, oğlum Berk ise ayaklarıma sarılmıştı..!

Kızım, yüzümü gözümü öpüyor gözyaşlarımı siliyor. Oğlum, annem deyip ellerime sıkıca tutunmaya çalışıyordu.

Onları bırakacağımdan korkuyorlardı..! Dedeleri ise yuvamızı dağıtmakla meşguldu.

Yoksa seninde bu evde işin yok, o kadar..! Diye de üçüncü kozunu oynamıştı.

Bunları benim babam söylüyordu.

On bir aydan beri bunları söylemek için mi beklediniz, dedim. Senin babalığın bu muymuş, dedim.

Yazık sana, dedim.

Şu çocukların haline bak, benim halime bak, ailemin, yuvamın haline bak..!

Bir de kendi haline bak..! Kendini düşürdüğün hale

bak dedim, baba.

Sevgi ile şefkatle evlatlarımı kucakladım. Canlarım benim dedim..! Korkmayın, ben sizi hiç bırakmayacağım, siz de beni hiç bırakmayın olur mu, dedim.

Cevapları iyice sarılmak, kanatlarımın altına iyice sokulmak şeklinde olmuştu.

Sevgi herkesin lügatinde farklı şekillerde tezahür ediyordu. Anne, baba, çocuklar sevgilerini farklı dillerde ifade ediyordu.

Babamsa hamaset dilini seçmişti. Kendisine yakışmayan bir yola tevessül etmişti.

Para ile güç ile her şeyi yaptırabilirim zehabına kapılmıştı.

Kaybetmişti de farkında değildi..?

*

Babama cevabım, babaannemin yanına taşınmakla oldu. Orada da rahat bırakmadı bizi..!

Babaanneme devamlı baskı yapmaya başladı. Onları himaye edersen sana hakkımı helal etmem, bak demiş.

Yalçınla ilgili neler neler var öğrenmek ister misin..? Demiş

Babaannem, peki bunların tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin..? Diye cevap vermiş.

Hayır! Bir kısmını iddianamesinden okudum, bir kısmını da gazetelerden. Çoğu şeyi de duydum, demiş.

Öyleyse sen bu yazılan- çizilenlerin hakikaten doğru olup olmadığını bilmiyorsun..?

Peki ya Yalçın hakkında bana söylemek istediğin şeyler iyi bir şey mi..? Demiş.

Hayır,

tam tersi..! Ondan nefret

edeceğin şeyler.

Bak oğul..!

Bana birisi hakkında kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olup olmadığından da emin değilsin.

Peki, bana söyleyeceğin şey benim işime yarar mı..?

Hayır, yaramaz.

İyi..!

Eğer bana söyleyeceğin sey dogru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söylüyorsun..?

Benden niye bu gül gibi kızımı sokağa atmamı istiyorsun?

Bre akılsız oğul, bre kafasız oğul..! Ben sana neden itibar edeyim, niçin saygı göstereyim..!

Hadi şimdi git işine bu aileyi de rahat bırak. Gariplerim zaten çekiyorlar, birde sen çektirme..!

Evin var, paran var, malın var, mülkün var..! Eline düştüler diye neden ezip durursun ki..!

Neden ızdırap olursun, azap verirsin. Neden verdiğin her kuruşu başlarına kakarsın ki..!

Vermezsen verme..! Demiş.

Bir baba kızına zulm eder noktaya gelmişse eğer o yol yanlıştır, demişti.

*

Babaannemde babamın ısrarlarına ne kadar dayanabilir onu da bilmiyorum. Ailemden uzakta bir ev bakıyorum, bir iş arıyorum.

Kaderde birilerine bedel ödemek, birilerine de sabretmek düştü.

Rabbim sen bizlere sabır ihsan eyle ..!