Rana GÜL

Nezaret günlerinden sonra zaman zaman uğradığım..!

Kocaman ağaçlarının gölgesinde yalnızlığımı unuttuğum..! Günün her saatinde güneşin yapraklara dokunuşuna şahit olduğum bir yer.

Toprak renginin, yeşl bir örtüye dönüştüğü cennetten bir köşe..!

Çeçenistan parkı..!

Yaprakların hışırtıları arasında, kuşların cıvıltısını dinlemek insana dinginlik veriyor. Tavus kuşunun yürek hoplatan sesi ile çocuk sesleri çığlık çığlık..! Kadifeden döşenmiş oyun parkı ana baba günü gibi..!

Arena’sında canlı müzik performansının olduğu alanda yer bulmak zordur. Arena’ya gelip de müziğe tempo tutmayan, şarkılara eşlik etmeyen de neredeyse de yoktur..!

Elleri havayi, gülücükleri baygın, konuşmaları ortama uygun olan avare gönüller. Huzur ve mutluğa alkış tutmakta, geceleri eğlendire durmaktalar..!

Senin cenazenin varlığı, düğün evini hiç ilgilendirmemekte..!

Tepeden çekim yapan yıldız böcekleri..! Semaverden, demliklere inen odun kokulu çaylar..! Akülü arabaya binemediği için ağlayan sarışın, mavi gözlü çocuk..! Onu ağlamasına aldırış etmeyen kızgın bir anne..!

Bunlardan bana kalan derin içlenmeler..!

*

Melül melül yürüyüp, kalabalıktan uzak duran bir aileye takıldı gözlerim. Baba’dan yoksun, boynu bükük, dört kişilik bir aile..!

Bir masa buldular önce, közlenmiş mısır ve içecek bir şeyler sipariş ettiler. Masaya gelen siparişler uzun süre öylece kaldı.

O muydu değil miydi diye tereddüt ettim..?

Yavaşca masaya yaklaşıp, Ahsen hanım dedim. Bakışlarını bana doğru çevirdi.

Eva abla, dedi.

Yerinden kalkması ile bana sarılması bir olmuştu. Gözleri hafiften bulut bulut olmuş, gamzelerinde ağır tonajda bir hüzün birikmişti. Onları park tarafında ki kamelya’ya davet ettim.

Çocuklar, “parkta oynayabilir miyiz, anne dediler.”

Ben, hemen araya girip tabiki oynayabilirsiniz; ama gelince mısırlarınızı bulamazsınız, ha dedim. Maksadım Ahsen hanım’la baş başa kalıp dertleşmekti.

Ahsen hanım, durgun ve de dalgındı. Daha konuşmaya başlamadan, gözlerinden bulgur bulgur  yaşlar yuvarlanmaya başlamıştı.

Eşim, 24 Temmuz’da gözaltına alındı, akabinde de tutuklandı, dedi.

Sadece dinliyordum..!

Eşim tutuklandıktan sonra ev sahibi geldi. Evimi boşaltın dedi; apartmanın içinde bağırdı, çağırdı. Öfkesinden apartman titredi diyebilirim.

Beyefendi bağırmayın, bağırmanızı gerektirecek bir şey yok dedikçe o daha çok celallendi. Ne kadar zehri varsa kustu üzerimize..!

O zaman bize toparlanmamız için bir- iki hafta müsaade edin, dedim. Yarına evimi boşaltmış olun..! Yoksa bütün eşyalarınızı sokağa dökerim, dedi.

O da eşim gibi bir polisti, bu kadar düşmanlık nedendi..? Kin ve nefret ne içindi..?

Evimizde duramadık çıktık buraya geldik, Eva abla dedi. Yarına evi boşaltmamız gerek ama nasıl yapacağız, nere gideceğiz bilmiyorum.

Çaresizim..!

Üzülme, Ahsen hanımcım dedim. Derdi veren Allah muhakkak dermanını da verir. Her müşkülün bir çözümü vardır. Rabbim bir kapıyı kapatınca öbürünü açar, dedim.

Sağol Eva abla, seni görünce öylesine rahatladım ki dedi.

Bu arada semaver çayımız gelmişti, yanında da közlenmiş mısır vardı. Fakat biz mısır sipariş etmemiştik ki, dedik.

Efendim, şu masada ki beyefendi gönderdi, dedi.

Bu Cemile hanımlardı..! Tanıdık simalar görmek çok güzeldi.

*

Çok geçmeden kamelya’mıza Cemile hanımlarda teşrif etmişti. Kalabalık bir aile olmuştuk.

Derdi derumumuzu Salih abiye de anlatmıştık. Salih abi, Cemile hanımın eşi ve eşlerimizin de devresiydi.

Bir-  iki kişiyi arayıp ev var mı diye sordu.

Sonra bir dakika dedi bizim apartmandan birisi taşınacakt. Eğer birilerine söz verilmediyse orayı tutarız, iyi de olur dedi.

Bir anda hepiiz heyecanlanmıştık. Olumsuzlukların üst üste galip geldiği bir durumda, bu haber bir zafer çığlığı gibi olmuştu.

O arada Beste hanımı görmüştük. İki çocuğu ile mecnun gibi geziniyor, gözleri ile leylamsı bir masa arıyordu. Baba’dan yoksun bir aile daha..!

Sokakta ki babasız aileleri görünce onlara karşı ayrı bir muhabbet hissediyorum.

Onu da kamelyamıza davet ettik. Bizi görünce çok mutlu olmuştu. Eva abla, Ahsen hanım, kız Cemile sende mi burdasın demeden de edememişti.

Nedense bugün herkes soluğu burada alıyordu..!

Beste hanımın derdi de bizimle aynıydı, kaldığı lojmanı on beş gün içerisinde boşaltmasını istemişlerdi.

*

Temmuz ayında ev bulmak zordu..! Bir de mimlenmeye gör, olacağı varsa da olmuyordu.

Allah’tan Cemile hanımların apartmandaki ev işi olmuştu.

Ahsen hanımla, Beste hanım mecburiyetten aynı eve taşınmak zorunda kaldılar. Fazlalık eşyalarını salona koyup yerleşiverdiler.

Ahsen’in altıncı sınıfa giden iki kızı, on ikinci sınıfa giden bir oğlu. Beste’nin de beşinci sınıfa giden bir oğlu ile on birinci sınıfa giden bir kızı vardı.

İkisi de ev hanımıydı, iş- güç yok veeşleri de tutuklu. Birikim deren yok denecek cinstendi. Aileleri ise sırtlarını dönmüştü..!

Hazıra da dağ dayanmazdı..!

Aynı evde kalmak maddi olarak tasarruflu olsa da her iki aile içinde yıpratıcı oluyordu.

Yaklaşık üç ay kadar, kader ortaklığı yaptılar. Birbirlerine maddi manevi destek oldular.

Geçim derdi için bir yandan da iş bulup çalışmaları gerekmekteydi..!

*

İlerleyen günlerde hem Beste hemde Ahsen için birer iş bulduk ve başladılar. Bu arada bize kol kanat geren Salih abimiz tutuklandı.

Derken, Cemile’ye de bir iş bulduk.

Benim oturduğum apartmanda bir ev boşalmıştı, orayı Ahsen için kiraladık. Beste de mevcut eve yerleşti.

Hem evleri düzene girdi, hem hayatları..! Hem de ellerine bir kaç kuruş geçmeye başladı.

Haftanın yedi günü sabah yedi, akşam yedi çalışıyorlardı. On beş günde bir, bir gün izin hakları vardı. O da yerlerine birisini gönderme şartı ile..!

Asgari ücret..!

Sigorta yok..!

Yoğunluk dersen çok, yorgunluk dersen o biçim.

Ama şikayet ve sitem yoktu. Bir iş bulup çalısabildiğimize bile şükrediyorduk.

Kadın halleri ile tempoya ayak uydurmaya, ailenin yükünü omuzlamaya çalışıyorlardı.

Rabbim onların yüzlerinden olacak bana da bir iş nasip etti. Bende hafta içleri çocuk bakıcılığı yapıyor, hafta sonları da onların yerine vardiya’ya gitmeye çalışıyordum.

Birbirimize tutunarak zorlukların üstesinden gelmeye çalışıyorduk.

*

Hepimiz komser eşiyiz..! Kimimiz kafeterya da, kimimiz avm de, kimimiz butik mutfaklarda çalışıyoruz.

Beylerimiz 24 Temmuz 2016’dan beri tutuklu..! Hayat zor mu diye soracak olursanız, hiçte kolay değil diyebilirim..!

Açık görüşlere otobüs tutup gidiyoruz. Bazen cezaevi yönetimi tarafından görüş gününüz bu hafta değildi, deyip engelleniyor.

Ayların özlemini, hasretini bir tuz gibi yüreğimize bastırıp. Görüşemeden, dönüyoruz..!

Bir otobüs dolusu kadın, çoluk- çocuk, hayal kırıklığına uğruyoruz. Düğüne gider gibi geldiğimiz yoldan, cenazeye gider gibi dönüyorduk.

Herkesin yanağında menderesler çizerek akan gözyaşı..! Çocukların halini anlatmayayım, yürek dayanmaz.

İçlenerek uyuyup, ağlayarak uyanıyorlar. Anne, rüyamda babamı gördüm, babama sarıldım, diyorlar.

*

Hey gidi günler hey demeden edemiyoruz;

Huzur vardı, neşe şu memlekette

Sevgi vardı, saygı büyük küçükte

Endişe, gam, tasa yoktu kimsede

Eskiden eskiden çok çok eskiden

Zaman gününü gün edenler için akıp gitse de..! Hayat, bize yokuş yapmakta her gün biraz daha tecrübe kazanıyor.

Dün eşimin arkadaşlarından tahliye olanlar vardı. Birinin şekeri vardı, beynine vurmuş. Diğeri beyin ameliyatlıydı, en ağır ilaçlar bile ağrısını hafifletmiyordu. Bir diğeri ağır psikolojik travma geçirmekteydi. Bir diğeri..!

Ülke alabildiğine kasvetli ve sıkıcı, ayakta durabilmek ise haylice zor zanaat..!

On bir ayın üzerine ceza alarak, tahliye olanların özgürlüğü ise ortada.

Eşlerimizin özgürlüğü ya mezarlıkta dikilen bir taş ile ya da hastane köşülerin de verilen bir ilaçla mı olmalı..!

Bunu bize reva görenlere duamız; Allah’ınızdan bulun. Yaşattıklarınızı yaşamadan can vermeyin. Ölüm sizler için kurtuluş olmasın, şeklinde oluyor.

*

Parkı çepeçevre saran yeşil örtüde şampanya renginin tonlarıni ve kızıla çalan fırça izlerini görmek mümkün..! Yeşilin tonları ise aralarda kaybolmakta..! Hatta dolu dizgin uzaklaşmakta.

Sizin oralarda da böylemi bilmem..?

Doğa hızla moda rüzgarına ayak uydurmakta Çeçenistan Park’ında..!

Zulüm de moda gibi şuan..!

Ülkede ki herkes zalimin rüzgarına ayak uydurmakta..?

Ne diyelim;

Kış olur, bahar gelir, yaz olur elbet,

Bu işin sonu inanıyoruz ki selamet.