28.07.2016 günü, babamın umreden dönüşünden 15, lanet darbe olayından 13 gün sonrası idi. İlkokul mezunu olan 65 yaşındaki babam, esnaf emeklisi bir insan. Dünyada dikili bir ağacı bulunmayan, kirada oturduğu evinde gece boyunca ibadetle meşgul olan babam, sabahın ezanıyla namazını eda etmişti ki, kapı zili çaldı. Zulüm ev aramasıyla başladı, babamın kelepçelenip götürülmesiyle dünyamız karardı.

10 gün boyunca gözaltında tutuldu. Avukatlara koştuk, “ne olur yardım edin” diye. Kapılar bir bir yüzümüze kapandı; “biz o dosyalara bakamayız. Bizi de yakarlar vs.” En son, dosyamıza bakmak istemeyen bir avukatın yönlendirmesiyle, vücudunun yarısı felçli ve görme engelli (Daha sonra vefat etti, nur içinde yatsın.) bir avukat ile tanıştık. Hemen ilgileneceğini söyledi ve ilgilendi. Para pul konusuna hiç girmedi bile. O haliyle gitti, gözaltındaki babamı buldu. Bir boşluk anında cep telefonu ile; “Babanı buldum yanımda” dedi. “Telefonla görüşmen yasak ama ben hopörlerden konuşacağım, o da seni duyacak” dedi. Açtı telefonu, onun sayesinde babamın sesini duydum. Çok kısa, iyi misin fasılları ve ihtiyaçlarını sordum. Çamaşır vs. dedikten sonra, çok uzatamadan kapandı telefon.

Atladık arabaya. İhtiyaçları verip, “belki anlık da olsa görebiliriz” diyerek, gözaltında tutulduğu yere koştuk. Ama heyhat, daha gözaltı merkezinin sokağına gelmiştik ki, ellerinde ağır silahlı polisler…

Görebildiğim kadarıyla, 25 civarı polis vardı. Aracıma öyle bir baktılar ki, korktum. Ellerim havada teslim olur gibi araçtan indim. Bu vatanın evladı olduğumu, sadece çamaşır getirdiğimi söyledim. Namlular üzerimdeydi, “Allahım ne oluyor?” derken, bir polis; “çantayı yere bırak” dedi. Geldi, kontrol etti, aldı ve “git şimdi burdan” dedi. Bırakın babamı görmeyi, binayı bile göremeden ayrıldık. Daha sonradan öğrendik; eşyalar ulaştırılmamış.

Avukatımız aracılığıyla, 10.gün mahkemeye çıkacağını öğrendik ve koştuk adliye kapısına. O gün haftasonu olduğu için adliye kapalıydı. Bizleri mahkemeye almadılar, saatlerce dışarda bekledikten sonra, akşam geç saatlerde tutuklanma haberi geldi.

Otobüslerle sevk olunacaklardı. Koştum otopark kapısına, “bari sevk sırasında göreyim” diye. Otoparkın içinde otobüse bindirdiler. 8-10 Araçlık bir konvoy halinde caddeye çıktıkları sırada, bizi yola bile yaklaştırmıyorlardı. Onları görmemizi bile çok gördüler. Ama görmüştüm artık babamı; cam kenarında, en arka koltukta, elleri demir kelepçeli. Artık hiç bir kuvvet tutamazdı beni. Koştum, araçların arasına daldım ve 30 yaşıma kadar söylemediğim, ne bileyim söyleyemediğim; “seni seviyorum” cümlesini, Allah bana BAĞIRTA BAĞIRTA, trafiğin içinde koşarken söyletti.

Bir yandan ona sevdiğimi söylerken, bir yandan da alkışlıyordum. O ise kelepçeli ellerini kaldırıp, ‘güçlü ol’ işareti yaptı ve el salladı. İnanın sevk aracında belki 20 kişi vardı, hepsi bizden daha güçlü görünüyordu. İman güçleri yüzlerindeydi. Ben onları süzerken escort araçları, anons taciz derken, artık kopma zamanı geldi. Sadece bakakaldım arkalarından, hüzünlüydüm ama GURURLUYDUM…

Babamın yargılandığı davada çok ilginç bir şey var. 60 kişi hakkında, 2015 yılında sözde bir soruşturma açılmış ve ne kadar enteresan ki, 08.07.2016 tarihinde yurtdışı çıkış yasağı konmuş. Kimsenin haberi yok; ne bir savcılık çağırmış, ne bir mahkeme. Yani darbeden bir hafta önce, babam umredeyken. Bize bu kağıt ne zaman mı ulaştı; cezaevi sürecinin 3.ayında. Allahım nasıl bir tuzak…

Neyse 2 ay gibi bi süre sonra açık görüşe gittik.
Zamanımız gelmişti, anlatılacak o kadar çok şey vardı ama önce cezaevinin insanlık dışı aramaları ile tanıştık. Arama, xray, arama, xray… Çocukların bezleri açılıp avret yerlerine kadar bakmaları, annelere ne kadar zor gelmişti. Hele bir ablanın giydiği elbisedeki küçük metal düğmelenin xray cihazında problem yapması. “Elbiseni çıkartmazsan giremezsin” dediler. Abla; “Allah aşkına erkekler gözlerini kapasın, xray den geçeyim” diye feryat etti. Hala kulaklarımda!..

Derken buluşma anı geldi. Büyük bir salonda kapıların açılmasıyla bayram yeri oldu. Herkes sevdiğiyle beraberdi. Babam, o dağ gibi adam geldi. Kucaklaşma fasıllarından sonra; “anlat ki herkese anlatalım” dedim. “Neler oldu gözaltında?” Namazlarını kırık dökük ufacık bir alanda, teyemmümle kılmışlar. Yerlerde yatmışlar.

Polisler babamı bir gece sorgu için, kamera kaydı bulunmayan, bulundukları binanın alt katına götürmüşler. Korkuluksuz merdivenlerden inerken, itmeler ve “aman amca dikkat et düşersin” tehdit ve aşağılamalarıyla…
Sonra başlamış sorgu; onlarca isim koymuşlar önüne, “bu kim bu kim anlat!” “Neyi anlatayım?” demiş. “Anlat işte” demiş ya da “bizim yazdıklarımızı imzala çık kurtar kendini.” Babam, “kimseye iftira atamam” deyince, bir kaç namussuz adam; nur yüzlü babamın, bu yaşına kadar ağzından ufacık bir kötü söz duymadığım adamın yüzüne vurmuşlar. Küfretmişler, tehdit etmişler.

Ne bilsin ki adam, ne anlatsın. Bakmışlar birşey alamıyorlar, plastik ters kelepçe takmışlar. Duvara karşı diz üstü çöktürüp, sabaha kadar bekletmişler. Bir polis, zaten sıkı olan kelepçeyi daha da sıkmış. Sabah elleri kangrene ramak kala açmışlar…

O bunları anlatırken zil çaldı ve gitme vakti geldi. ‘Ayrılır mı et tırnaktan’ derlerdi, ayrıldık. Onlar koğuşlarına dönerken, herkes paramparça oldu. Ufacık bebeğinin kokusuna doyamayanlar, babasının kucağından inmeyen küçük kız çocuğu…Sesi yankılandı; “ben babamla kalıcammm!..” O kız çocuğunun her kapalı görüşte, “babam camı niye açmıyor?” diye babasına küsmesini unutamıyorum. Orada ciğerim yandı kül oldu.

20’li, 30’lu yaşlarda gencecik insanlar, bir kumpasın mağdurları… Pırlanta gibi parlıyorlardı. 33-35 yaşlarında genç bir adam vardı. Bebeği 1 aylık iken itirafçılar (iftiracılar) yüzünden cezaevine düşmüş. Her görüşe geldiklerinde, görüyorduk anne ile bebeğini. Ta ki, tutukluluğun 12. ayına kadar. O kadının kalbi bir ziyaret günü durmuş, artık o stres yükünü kaldıramamış, vefat etmiş. Hem de bir ziyaret gününde. Cezaevindeki eşini ziyaret edeceği günde!..

Sonra ne mi oldu; 2 gün sonra o genci serbest bıraktılar. Herhalde onu salınca vicdanlarını temizleyeceklerini düşündüler. ULAN MADEM BIRAKABİLİYODUNUZ NE TUTTUNUZ ADAMI!..

Kafanızı şişirdim, hakkınızı helal edin. Yazarken o günleri tekrar yaşadım, babam gözümün önüne geldi. Onlar size çok dua ediyorlar, lütfen biz de onlara, ne kadar mazlum varsa dua edelim. Saygılar…