3 Kasım 1986 günü, “Bu Gizlilik Niye?” manşetiyle yayın hayatına başlayan bir gazete vardı. Bütünüyle siyah beyaz bir gazeteydi, sonra logosu kırmızı oldu. Bir süre sonra da renkli çıkmaya başladı. 1 Milyonun üzerinde tiraja ulaştı, ülkenin en çok satan gazetesi oldu. Sayısız ödül aldı. 35 Ülkede 10 farklı dilde, 2 farklı alfabede yayınlandı, 10 farklı ülkede basıldı.

Tam 30 yıl sonra, bir mart ayında gazeteye kayyım atandı. Yayın hayatına “Bu Gizlilik Niye?” diye başlayan gazetenin, gizli bir el tarafından susturulmadan önce son sözü; “Anayasa Askıda” oldu. Zaman Gazetesi’nden bahsediyoruz. İşte o gazeteye ait uzun künyenin en alt satırında şöyle yazıyordu; “Gece Sorumlusu: İbrahim Karayeğen”.

İbrahim Karayeğen, darbe girişiminden bir gün sonra gözaltına alındı. Halen Silivri Cezaevinde tutsak.

“16 Temmuzda gözaltına alındığına göre, ya Akıncı Kışlası’nda, ya da köprüyü tek taraflı kapatan askerlerin arasında yakalanmıştır.” diye düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Karayeğen, darbe girişimi sonrasında, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada; “Kend
ine emanet edilen silahı, millete çevirenlere lanet olsun” paylaşımında bulundu.

“İdam Edilecekler!”

Ancak ‘cadı avı’ çoktan başlamıştı. Darbe gecesinin sabahında, siyasal iktidara yakın medyada savaş tamtamları çalmaya başladı; “İdam edilecekler!”, “Gördüğünüz yerde linç edin”, “Darbecilere zemin hazırlayan alçak gazeteciler” başlıkları altında gazeteci listeleri yayınlanmaya başladı. Bu listelerde İbrahim Karayeğen’in ismi de vardı.
Yurt dışına çıkmaya karar verdi ama mümkün olmadı. Atatürk Havalimanı’nda, pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine götürüldü. Yapılan üst aramasında, darbe girişimiyle özdeşleştirilen 1 Dolar’lardan çıktığı yalanı medyaya servis edildi.

Fiziki ve Psikolojik İşkence

Günlerce kendisinden haber alınamadı. Emniyette fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldı. 8 Gün sonra adliyeye çıkarıldı. Yaşadıklarından dolayı, savcılık ifadesi sırasında bayıldı.

Savunma yapması gereken avukatı terk edince, kızı Zeliha Esra Karayeğen sosyal medya hesabından bir paylaşımda bulundu; “Babam şu an Çağlayan Adliyesi’nde yapayalnız. Avukatı terk etti. Elinizden bir şey geliyorsa lütfen yardımcı olun. Hiç suçu olmayan bir insan, darbeye teşebbüsle yargılanıyor.” dedi.

Karayeğen, 24 Temmuz günü İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimi tarafından tutuklandı ve Silivri Cezaevine gönderildi. Savunmaya katılan avukat, “Karayeğen’in gözaltında yaşadıklarının izlerini yüzünde görerek ürktüğünü” dehşetler içinde anlattı ama onun yaşadıkları çok sonra ortaya çıkacaktı.

Tek Kişilik Hücrede 6,5 Ay

Ali Sirmen, “Bir Eski Cumhuriyet İçin” isimli kitabında, 12 Eylül dönemi Sağmalcılar Cezaevi anılarını anlatırken; “İnsan tecritten çıkıp koğuşa gittiği zaman, tahliye olmuş gibi hissediyor.” diyor. 2016/2017 Türkiye’sinde İbrahim Karayeğen o tecritte tam 6,5 ay tutuldu. Gazetecilik yapmaktan başka suçu (!) olmayan bir insan, 6,5 ay boyunca tek kişilik hücrede kaldı.

Zulüm onun şahsıyla da sınırlı kalmadı. Karayeğen’in tüm malvarlığına mahkeme kararıyla elkondu. Dışarıda kalan ailesi, açlığa mahkum edildi. Hatta, cezaevi görüşünden Karayeğen’in adına kayıtlı arabalarıyla dönen eşi ve çocuklarını polis durdurdu. “Araç hakkında elkoyma kararı olduğunu” söyleyerek, anne ve çocukları arabadan indirdi, araca elkoydu. O güne kadar aileye, araçla ilgili bir elkoyma kararı olduğu tebliğ edilmemişti. Karayeğen’in eşi ve çocukları
evlerine otobüsle dönmek zorunda kaldı.

Savcı Karayeğen’i ‘Yazar’ Sanıyor

İbrahim Karayeğen tutuklandıktan yaklaşık 9 ay sonra nihayet, iddianame ortaya çıktı. 30 Gazeteci hakkında hazırlanan iddianame sadece 64 sayfaydı. Daha ilginç olanı ise; iddianamede, Karayeğen’le alakalı tek bir paragraf, hatta tek bir satır dahi yoktu. Karayeğen’in ismi sadece bir yerde geçiyor ve orada da ‘Zaman Gazetesi yazarı’ olarak ifade ediliyordu. Yani, iddianameyi hazırlayan savcı muhtemelen Karayeğen’i ‘yazar’ sanıyordu.

Muhterem savcımız iddianamesinde, Karayeğen ve diğer gazeteciler hakkında, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası talep etti. Anlaşılan, gazete künyesinin son satırındaki “Gece Sorumlusu: İbrahim Karayeğen” ibaresi, darbeye teşebbüs ve terör örgütü üyeliği suçları için yeterli bir delil sayılıyordu.

Olanlar komik, ancak yaşananlar çok trajikti. Ağustos ayında, ‘cadı avı ‘nın sadece İbrahim Karayeğen’in şahsıyla ilgili olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. 21 Yaşındaki kızı Zeliha Esra Karayeğen, iş başvurusu için evrak almak üzere gittiği Emniyette gözaltına alındı.

21 Yaşındaki Kızı da Tutuklandı

Zeliha Esra Karayeğen, kardeşinin kullandığı telefon hattında bylock programı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. O telefonu küçük kardeşinin kullandığını anlatmaya çalışsa da onu dinleyen olmadı.

18 Ağustos günü yapılan mahkemede, tutuklama gerekçesi olarak belirtilen hususlardan diğer biri de; Bankasya hesabına yatırılan para oldu. İbrahim Karayeğen 2014 yılında evini satmış ve her bir çocuğu için, eğitim ve okul masraflarından kullanılmak üzere aynı miktarda parayı Bankasya’ya yaptırmıştı. Bu para da 21 yaşındaki Zeliha Esra’nın tutuklanma gerekçelerinden diğeri oldu.

Eşinden sonra kızının da tutuklandığını öğrenen anne Karayeğen”; “Ben bunu İbrahim’e söyleyemem.” diyerek gözyaşlarına boğuldu.

“Hakkımda Yazılmış Tek Bir Satır Yok”

19 Eylül 2017 günü gazeteciler hakkında açılan davanın ilk duruşması yapıldı. Burada savunma yapan Karayeğen; “Bu iddianame sayesinde hukuk tarihine geçtim. Askeri darbeye karışmakla, hükümeti silahla devirmeye çalışmakla suçlanıyorum, hakkımda 3 kez ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. Ama iddianamede benimle ilgili tek bir paragraf, hatta tek bir satır yok. Bir insanı darbecilikle suçluyor, hayatı boyunca hapiste kalmas
ını istiyor ama onun bu suçu nasıl, kiminle işlediğini
tek bir satırla bile yazmıyorsunuz. Ben 3 defa ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıp hakkında bir satır bile yazılmayan bir mağdur olarak hukuk tarihine geçtim. Adım iddianamede sadece bir defa onda da yanlış geçiyor. Savcı beni Zaman yazarı sanıyor, ama ben yazı işleri gece nöbetçisiyim.”

“Ben gazeteciyim. 12 yıldır Zaman’da gece editörlüğü yapıyorum. Gece editörünün gazetede hiç etkisi yoktur. Görevi teknik bir görevdir. Gazetenin yayın politikasında yetki ve sorumluluğu yoktur. “Neden Zaman’dan ayrılmadın” diye insafsız bir soru sorulabilir. Binlerce gazetecinin işsiz gezdiği ülkede nasıl iş bulacaktım? Zaman devlet tarafından kabul edilen bir yayın kuruluşu. Gazete kayyuma geçtikten sonra ben gazetede çalışmaya devam ettim. Çünkü benim gazeteyle bağım iddia makamının iddiasının aksine örgütsel değil profesyoneldir. Darbeci olduğuma dair bir tek somut kanıt varsa en ağır cezaya razıyım.” dedi

“Kuytu Köşelerde Darp Ettiler”

Kendisine yapılan işkenceyi; “Beni alıp Vatan Emniyet’te nereye götürdüklerini bile bilmediğim kuytu köşelerde darp ettiler. ‘Bana artık adalet yok, adalet biziz’ diye bağırdıkları hala
kulaklarımda çınlıyor. Bazen o seslerle geceleri uyanıy
orum.” diyerek anlattı.

Bu sözler, salonda bulunan herkesi şok etti, bir tek mahkeme heyeti hiç şaşırmadı. İşkence iddialarına ilişkin kayıtlara giren bu sözlerin ardından, savcılığa iki satır yazı yazıp, soruşturma açılması talimatında da bulunmadı.

İşin doğrusu, bu iddialara Türk medyası da şaşırmadı. Bir gazetecinin, 6,5 ay tek kişilik hücrede tutulması, emniyet sorgusu sırasında darp edilmesi ve ağır hakaretlere uğraması, basında hiç bir şekilde yer almadı. İddianamede adı bile zikredilmiyorken, 3 kez ağırlaştırılmış müebbetle yargılanması, haber değeri taşıyan bir konu olarak bile görülmedi.

O gün yapılan duruşmayla ilgili bir yazı yazan Adem Yavuz Aslan şu ifadelere yer verdi; “(Duruşmayla ilgili) Beni en çok düşündüren bölümlerden birisi kadim dostum İbrahim Karayeğen’in birkaç cümlesiydi. Üniversite yıllarından tanıdığım İbrahim Karayeğen uzun yıllardır Zaman’ın gece editörüydü. 6.5 ay tek başına bir hücrede tutulmuş ve işkence görmüş.”

“İbrahim Karayeğen’in işkence gördüğüne dair sosyal medyada haberler görmüş ama açıkçası ihtimal vermemiştim. Çünkü İbrahim Karayeğen i
şkence yapılamayacak kadar naif, nazik birisidir.”

O ‘naif ve nazik’ adam bugün halen Silivride tutsak. 3 müebbetlik suçunun tek delili ise; gazete künyesinin son satırı…

 

Kıvanç Deniz