Hücrede oluşan hayaller

Süha BERK
Hücremde gezip, dolaşan,

Bana benden daha yakın,

Bir o kadar da yabancı olan

Hayalin var..!
Deniz yosunu saçların var dökülen

Yoksul bakışların var zengin takılan

Sen varsın uzaktan uzaktan avlanan

Yalnızlığım var; Taksimde, beyoğlunda sallanan

Bir yatağım var, bir küçük dünyam..!
Yazılmamış kelimeler, cümleler var

Her şey düğüm düğüm burada

Ay ışığında yakılan kınalar var

Güneş ışığında yapılamayan düğünler

Acılar var sürü sürü, gözyaşı var yağmur yağmur

Söyleyemem nedenini,

Zaten cevabı da ya yoktur, yada bir eksiktir
Burası çıkmaz bir sokak gibi,

Bir tarafında granitten duvarlar var,

Bir tarafında mermeritten camlar,

Yer de bazalttan döşemeleri var

Bağırsam da kimseye duyuramam sesimi

Beni görmeyen yarasalar var
Gönül birazcık fermansız burada,

Karşılıksız ve yalansız cümleler var..!

Pak ve safi sözlere karşılık

Beklenilen cevaplar amansız

Sorular karmaşık, cevapsız burada
Denizin orta yerinde gibisin burda

Sahipsiz ve kimsesizsin

Bir o tarafa bir bu tarafa

Gece güneşsiz, gündüz aysız

Rüzgarın uğultusu olur kulaklarında

Deniz havası bozar ayarsız

Yıldızları koynuna doldura doldura

Dalgalaravura vura gelir gibi olursun

Yorgun, argın ve mecalsız kalırsın..!

Bir yatağın olduğunu anlarsın, bir küçük dünyan
Geldiğin yer sarp kayalıklardan bir hücre

Dönülen yer ise engin bir deniz olur

Parçalanmak mı istersin boğulmak mı.?

Ölüme açılan bir koridor gibi olur her yer

En çetini olsun, diye feryat edersin

Önce parça parça olayım

Boğulayım diye de bir ipucu verirsin gardiyanlara

Kapansın kapılar bir şıngırtıyla bir bir

Dökülsün ilaçlarım filikalardan sahillere
Ayağımdaki zincirler titanyum parlaklığında

Esarete karşı mavi balinalar mezarımı kazadursun

Ekinoks tarihleri mezar dikitlerim

Biri ayak ucunda biri kaşımda olsun

Med cezir toprağıma vursun dalgalarını

Senden uzak, kimsesiz bir mezarlık olsun

Şeffaf bir toprak örtüsü sarsın her yanımı

Ilgıt ılgıt esen rüzgar okşasın saçlarımı hücremde

Güneş dokunsun olmayan ellerime

Alyanstansa, Oltu taşı yüzüğüm konsun başucuma

Sonu yok bu gidişin, resmi yok gölgemizin

Bir yatağım olsun kelepçeli, bir küçük dünyam..!
Geride bir hakikat kalsın..!

Kayalıklar ve engin deniz,

Parıldayan yakamozlar, bir gümüş yüzük

Tahtalara kazınmış İskitçe bir isim

Frenkçe her şeyi tamamlayan bir anıt olsun
Üstünde sadece o olsun

Sönsün koridorların ışıkları yavaş yavaş
Hücremde gezip, dolaşan,

Bana benden daha yakın,

Bir o kadar da yabancı olan

Sade bir hayalin olsun..!

Ve ben olayım gözlerini kapatıp sonsuzluğa uzanan

Ve bir yatağım olsun, bir küçük dünyam..!
Ölmek üzre olan bir hastayım

Beden esir, hayallerimde bile yastayım

Ölüp ölüp dirilmek yok burada

Er olanlar bir kez ölür, kanısındayım..!

Bir yatağım olsun iğne iğne batan,

Bir de tabuttan farksız küçük bir dünyam..!
Ülkemden ses veriyorum, cezaevinden

Bırakın artık tüm hayaller özgür olsun..!

Tüm kadınlar, tüm çocuklar iyi olsun..!

Ak ve kara, aydınlık ve karanlık, “iyi ve kötü”

Tüm ihtişamıyla ayrılsın birbirinden;

Zalimlerin kapısını da tıklatan bir “Adalet” olsun…!”

Doğruluk, dürüstlük rublesi dönsün vicdanlarda

Tüm renkleriyle yargılansın “adi suçlular”

Hücreleri gökkuşağı renklerle tezhip edilsin

Divanları kuş tüyünden olsun, kırılmasın umutları
Yeni bir dünya kurulsun yeniden

İçinde bol miktarda “sevgi,” “huzur,” “mutluluk” olsun

Barış olsun ahkâm kesen cellatların dilinde

Savaşlar olmasın, soykırımlar, işkenceler

Bir yatağım olsun bazalt döşemelerde,
Bir küçük dünyam,
Yaz kızım;

Hak, hukuk, adaletin olmadığı;

İnsafın, merhametin, şefkatin kalmadığı

Bu sağır, bu kör, bu topal, bu dilsiz ülkede

Bu da bir mahkumun hikâyesi olsun.