Eşim bundan yaklaşık 15 ay önce  gözaltına alındı ve fabrikadan bozma bir yerde tutuldu. Tuvalet ihtiyacını karşılamasına bile çok geç izin verildiği için, gözaltındayken hiç su içmemiş. Bu yüzden, tutuklandıktan sonra hapishanede rahatsızlandı. Böbrekleri susuz kalmış.

Acılar içinde kıvranmasına rağmen, gardiyanlar önce revire götürmek istememişler. Koğuştakilerin ısrarla  kapıyı tekmelemeleri üzerine zoraki olarak gelmişler ve ambülansla hastaneye götürmüşler. Eşimin cezaevinden getirildiğini öğrenen d

oktor, şikayetini dinlemeden, yüzüne bile bakmadan dönüp gitmiş. “Uyuşturucu müptelasıdır” demişler ve morfin iynesi vurdurtmuşlar.

Hapishane yönetimi ne bize, ne de avukatımıza haber vermedi. Bütün bunları ben cezaevi  görüşünde eşimden  öğrendim.

Acil olarak kullanması gereken  ilaçları, ancak haftalar sonra eşime  ulaştırdılar. Benim de eşime ilaç  götürmeme izin vermediler. Avukatımız hapishane savcılığına  şikayet etti de, ondan sonrailaçlar düzenli gitmeye başladı.

24 kişilik koğuşlarda 45 kişi  kalıyorlar. Bazıları, yatak olmadığı için yerde yatıyor. 2 ayda bir açık  görüşümüz var.

İlk zamanlarda telefon ve mektup hakkımız bile yoktu. Diğer adli suçluların ayda bir, aileleriyle görüşmelerine izin veriliyor. Onların  her türlü sosyal haklardan yararlanmalarına izin verilirken; Cemaat soruşturmalarında  tutuklananlar, bu imkanlardan mahrum bırakılıyor.

Bunca sıkıntı ve psikolojik baskıya bir kaç ay önce, bir yenisi daha eklendi. Cemaat soruşturmalarında  tutuklanan kişiler, hüküm giymiş  adli suçlularla  aynı koğuşlara kondu. Cemaat üyeliği iddiasıyla tutuklu 15 kişi, adli suçlardan hüküm giymiş 31 kişiyle aynı koğuşta kalıyor. Bu durum kanuna aykırıymış.

Üstelik aynı koğuşta kalan insanlardan bir kısmı ayda bir açık görüş yapabiliyorken, diğerleri ancak iki ayda bir açık görüş hakkına sahip olabiliyor. Bu kadar da değil; adli suçlardan hüküm giyenler, hapishanede top oynama gibi sosyal haklardan  yararlanabiliyorlar ancak Cemaat tutukluları bu haklardan mahrum ediliyor. Eşim diyor ki; “En çok  canımı acıtan, bir buçuk yıldır biz toprağa ayağımızı  basmazken,  onlar bizim yanımızda gidip geliyorlar.”

İçerdeki masumlar mağdur… Dışardaki biz ailerler mağdur…Kendi yurdumuzda garip kaldık!.. Kendimizi savunmaya kalksak; “Mağdur edebiyatı  yapmayın” deniyor. Ülkemizde  maalesef vicdan merhamet kalmamış!..