Farkında Olmalı İnsan; kendisinin, hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı. Farkı fark etmeli; fark ettiğini de fark ettirmemeli. Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli; anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda 1 metrekarelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.

Şu çok geniş görünen dünyanın ahirete nispetle, anne karnı gibi olduğunu fark etmeli. Henüz bebekken “dünya benim dercesine” avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu; ölürken de aynı avuçların “her şeyi bırakıp gidiyorum işte” dercesine apaçık kaldığını fark etmeli ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.

Baskın yeteneğini fark etmeli Azrail’in, her an sürpriz yapabileceğini. Nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan. Ölmeden evvel, eşref-i  mahlukat olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı. Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli. Eşine “Seni çok seviyorum” demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli. Fark etmeli, ömür dediğin üç gündür; dün geldi yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.

Evet canım ailem, 2017 yılı bitmek üzere. Öyle ümit ediyorum ki bugünler, ayrı kaldığımız son günlerimiz olacak inşallah. Ümit ediyorum, rüyalarımda hep birlikte olduğumuzu görüyorum. 2017 yılı bitiyor 2018 yılı memleketimiz, ailemiz ve sevdiklerimiz için hayırlı uğurlu ve bereketli olsun inşallah.

Bundan sonraki hayatımızda ömrümüzün, birbirimizin kıymetini bilelim, birbirimizi hiç üzmeyelim sevelim, ibadet yörüngeli bir ömrümüz olsun inşallah.

Kendimizi tekrar bir gözden geçirelim; hatalarımızı eksikliklerimizi fark edelim. Allah’a daha iyi kul olabilme yollarını arayalım. Kuran’ı okuma, anlama, anlatma, yaşama konusunda Peygamber Efendimiz’i örnek alalım.

Acaba bir yılımız nasıl geçti? Muhasebemizi yapalım inşallah. Şairin dediği gibi; “Yine bina-yı ömrümden bir taş düştü”, dua edelim birbirimize. Canım ailem sizleri çok özledim. Tekrar birlikte olmayı özledim ama öyle ümitliyim ki, ayrılığımız sona erecek ve bu hasret bitecek inşallah. Rabbim halimizi görüyor ve biliyor.

İnsanın masum olması çok güzel bir duygu; inanılmaz rahatlık veriyor. Rabbim kim bilir, şer gibi görünen zorluklar karşısında, ne güzellikler, ne hayırlar gizliyordur. Bizim için hayırlı olanı O bilir. Biz sadece sabredelim, bu imtihandünyasında kaybetmeyelim.Canım ailem, biliyorum ki zahmet rahmetin içinde gizlenmiştir. Hiç zahmet ve sıkıntı olmasaydı güzelliğin, huzurun kıymeti bilinir miydi? Üstelik çile insanı olgunlaştırır, şeffaflaştırır, nuraniyete mazhar eder. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Emirdağ Lahikası’nda; “Ey nefsim, başına gelen bela ve musibetlerin altında kaderin adaleti var. İnsanlar senin yapmadığın bir işle sana zulmediyorlar fakat kader senin gizli hatalarını binaen o musibet eliyle seni hem terbiye, hem hatana kefaret ediyor. Zahiri musibetler altında ve neticesinde inayet-i  İlâhiyenin tatlı neticeleri var. İnsanlar seviyelerine göre bela ve musibetlere imtihan edilirler. Hz. İbrahim’in ateşe atılması, Hz. Yusuf’un kuyu ve zindana atılması, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi gibi. Andolsun biz sizi deneyeceğiz ki, içinizden sabredenleri bilelim.” diyor.

Canım eşim, hiç beklemediğimiz ummadığımız bir zamanda başımıza gelen meşakkatleri sabırla karşılamalıyız; çile ile yoğrulmayı kaderimiz bilmeliyiz. Yunus Emre’nin dediği gibi; “Bu imtihan dünyası uzun bir menzil”, ana karnından mezara oradan da ahirete. Ne güzel söylemiş Yunus Emre; “Bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular var.”

Değimi ki her şey Rabbimizden değmez mi çekilen

sıkıntıya? Aşıkpaşa da şöyle der; “Gelse Celalinden cefa,

Yahut Cemalinden vefa

İkisi de cana safaKahrın da ho, lütfun da hoş.”

Kitapta bir hikaye okumuştum, çok hoşuma gitti seninle de paylaşmak istiyorum. Askerler Bağdat’ta bir meydanda bir gencin üst tarafını soyarak 100 değnek cezası uyguluyorlar. Etrafta kalabalık toplanmış, genç ise o kadar değneği yedikçe hiç tepki göstermiyor, feryat etmiyor. Ceza bitiyor, herkes uzaklaşıyor. Olayı izleyen bir adam gence yaklaşıyor; “Bu kadar sıkıntıya katlandın, askerlerin onca dövmelerine gık bile demedin, merak ettim nasıl dayandın diyor. Genç; “Kalabalığın içinde sevdiğim vardı” diyor. İşte canım ailem, Allah’ı seven insan da sevgisinin gereği olarak, eziyet sıkıntı ve belalara katlanır.

Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi var; “Cennette bir takım köşkler vardır ki, onların ne üstlerinden atıldıkları bir yer, ne de altlarından onları tutan bir direk vardır. Ya Resulallah onların  sahipleri nasıl girerler? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; onlar kuşlar gibi köşklerine girerler çıkarlar” buyuruyor. “Ya Resulallah bunlar kimlere aittir? Allah Resûlü; hastalıklara, ağrılara , belalara düçar olan ve bu hallere sabreden kimseler içindir.” diye buyuruyor.

İnşallah canım eşim, biz bir imtihan oluyoruz, sonsuz ahiret saadeti için bazı sıkıntılara katlanacağız. Rabbim şöyle diyor; “Siz dünyaya ait şeyler istiyorsunuz. Allah Celle Celâlühü ise sonsuz hayatı kazanmanızı istiyor.”

İnşallah biz bu imtihanı kazananlardan oluruz. Zaten sonrasında, dünya hayatının mutluluğu beraberinde gelecektir. Yeter ki sabredelim, Sevgili’nin hatırına bütün sıkıntılara katlanılır. Rabbim de bizi, bu dünyada beraber eylediği gibi, yarın ahirette de cennetinde de Efendimiz Hz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in komşusu olarak beraber eyler.

Canım ailem, bu yazdıklarım bize ümit olur sevgimizi artırır, sabrımızı kuvvetlendirir, bir güç ve dayanak olur diye yazıyorum. İnan hapis hayatımızın sonu çok güzel olacak. Yeter ki biz birbirimize sımsıkıya bağlanalım, aşamayacak zorluklarımız olmayacak inşallah. (…)

Rabbim imtihanı kazananlardan eylesin. Bizi birbirimizle imtihan etmesin. En karibuzzamanda kavuşmamız duası ile En Emin’e emanet olun….