“İki orta bir sade,

Haydi bana müsade”

Kıymetli Eşim, gene günlerden Cuma…Tesadüf mü dersin, tevafuk mu dersin ne dersin bilemem; bildiğim tek şey, hayatın bize sundukları ve madalyonun diğer yanı…

Sakın cümlelerime kahve ile başlamamı keyifte kürekte zannedip yanlış anlamayasın. Şu an satırlarını karaladığım bu mektup, hatıralar/günlükler/arşivler arasına koyduğum 30.mektup. Ve bu mektubumun aktörü sensin.

Can, aktörlüğünü yaptığın filmde şimdiye kadar sapma açısına dikkat ettiğin için, utandırmadığın için çok teşekkür ederim… Allah muradını kalplerimize duyursun ve saat ibresi istikametinde bize yol

aldırsın inşallah. Sakın ha orada boş şeyler için sabrını bitirme. Daha yapacak çok güzel işlerimiz, kahve molası diyeceğimiz tatlı yorgunluklarımız olacak.

Biricik Sultan’ıma dualarımda hep; “Allah’ım eşimle birlikte olma ya da olmama derdi ile sana dua etmiyorum. Olsa da bu canlar bize emanet. Her yolcu hak bellediği yolda yalnız gidecek madem, o zaman bize “ebed” inşallah diyor, kurtuluş diliyorum.

Ama, Rabbimin bildiğini senden saklayacak da değilim; sen gidince uzaklara, hepten çekilmez oldu hayat. Gerçi diyeceksin “B

en varken de öyleydin, kızların var.” Olsun be dostum, en azından sana çatıyordum. Sen kızdırılsan bile ne kadar kızabilirsin. Gene de Rabbim,  bir an seyyalesi içinde özgürlük nasip etsin hayırlısı ile inşallah.

Evet, sen gittin gideli sanki asır oldu. Öyle dert çekenlere de Rabbim Peygamber sabrı versin. Hep denir ya “sabır istenmez, sabırlı olmanın örneği gösterilir.” Benim sahip olamadığım hasletlerle sen orada vazifeni ifa edersin inşallah.

Bilirsin hep derim, “Beni hayata bağlayan gül yüzlü çocuklarım.” Gene onlarla, bazen kış bazen bahar olup gidiyoruz. Akşamları derde düşüyorum biraz. O da yorgunlukla eriyip gidiyor zamanın potasında.

Sağlık demişsin mektubunda, o işlere 2 yıl oldu biliyorsun hiç bakamadım, imkan yok. Allah ömrümüzü, bu zalimlerin zulmünden dolayı kısaltacaksa, ne yapalım elden bişey gelmez!

“Eyyub gibi ağlamadan,

Ciğerimiz dağlanmadan ,

Çamurlara batmadan,

Bu dağlar  bu tepeler aşılmaz…”