✏Akif Bedir✏

 

Zehra hanım, günün yorgunluğunu atmak ve kocasıyla  üç beş kelam etmek için çay demlemişti. Yaşları elliye dayanmıştı. Kocası diyanette memur, kendisi de özel bir okulda temizlik elemanı olarak çalışıyordu.  Hayattaki en büyük zevkleri karşılıklı oturup çay içmekti. Üç çocukları vardı. Onların masraflarına bir de ev kredisi eklemişti. 25 yıldır omuz omuza veriyor, ellerine geçene şükrediyor, çarkı döndürmeye çalışıyorlardı.

 

Çaylar yudumlanırken bir yandan da televizyon seyrediyorlardı. Zafer hoca, çay bardağı elinde, televizyondaki son dakika haberine bakakalmıştı.

 

Zehra hanım, yere düşen  bardağın sesiyle irkildi. “Ne yaptın Zafer hoca, çay lekesi çıkmıyor, biliyorsun?” diye yakındı.Zafer hocanın yüzü bembeyaz olmuştu.  Zehra hanım kocasının yüzüne baktı; “İyi misin?” dedi. Zafer hoca, “Ortalık fena karışmış, Allah sonumuzu hayretsin”dedi.

 

Halıdaki leke; her gün ev ev, köy köy, şehir şehir yayıldı.  Önce Zehra hanımın temizlik elemanı olarak çalıştığı özel okul, terör bahanesiyle kapatıldı.

 

İki maaşa göre belli bir düzen kurmuşlardı. Oturdukları evin  kredisi, çocukların masrafları vardı.  Şimdi bunları nasıl yapacaklardı? Bu şoku atlatmanın yollarını ararlarken  ikinci bir şokla daha da yıkıldılar. Yeni çıkan khk ile  Zafer hoca da işinden uzaklaştırılmıştı.

 

Büyük kızlarını yeni evlendirmişlerdi, düğün borçları vardı. Küçük kızları üniversitede okuyordu. Onun da sabit bir gideri vardı. Oğulları Emir üniversiteye hazırlanıyordu.  Dershaneler ve  etüt merkezleri teker kapatılıyordu. Özel dersler ateş pahasıydı. Sanki geleceğe ait bütün şarteller indirilmiş koyu bir karanlıkta önlerini göremez hale gelmişlerdi.

 

Karanlıkta kendilerini, deniz ortasında bir kayıkta bulmuşlardı.  Kayıklarına vuran her dalgayla hayalleri de bir bir sulara kapılıp gidiyordu.

 

Halılarına bulaşan leke alınlarında toplanmış, lekeyi gören eş dost cüzzamlı gibi onlardan kaçar olmuşlardı.

 

Zafer hoca bu fırtınadan en az zararla çıkabilmek için kanatlarını germiş ailesini korumaya çalışıyordu.

 

Kayıklarına vuran son dalga en şiddetli olanıydı. Sabah kapıya dayanan polisler zillerine acı acı basmış, geminin kaptanını alıp gitmişlerdi.

 

Zehra hanım artık evin hem babası hem de anasıydı. Karanlık bir gecede, fırtınalı bir denizde  küçük bir takada üç çoc

+uğuyla beraber kalmıştı. Zehra kaptan takasını batırmadan yüksek dalgalarla mücadele ediyordu.

 

Zafer hocanın yokluğunda  Zehra hanım  çocuklarının da desteğiyle  yeni ve zor hayat şartlarıyla mücadele edebiliyordu.  Görüş günlerinde kocasından aldığı moral ilaç gibi geliyordu.

 

Ancak, “bugün bitiyor, yarın bitiyor” derken aylar geçmiş, mahkemeler başlamıştı. Her mahkemede kavuşma üç ay daha erteleniyordu. Çile üç ay daha uzatılıyordu. İlk günlerde içine düştükleri karanlık bir türlü bitmiyordu.

 

Zehra hanım eski yaptığı işi yaparak evini geçindirmeye çalışıyor temizliğe gidiyordu. Hem evin ihtiyaçlarını karşılıyor, hem de kafasını dağıtıyordu.

 

Çile bitmiyordu. Oğlu Emir babasının yokluğunda iyice değişmişti.  Babası diyanette görevliydi. Onu hapse atanlar da dindardı. Bu nasıl bir şey diyor, dine diyanete ait her şeyi sorguluyordu. Zehra hanım eski okulundan tanıdığı, dışarda unutulmuş ya da sırasını bekleyen birkaç öğretmenden Emir için yardım istedi.

 

Zehra hanım yaşadıklarından sonra, bedenen de yıprandığını farketti.  Eskisi gibi çalışamıyordu.

 

Takası giderek su alıyordu, batmak üzereydi. En son temizliğe gittiği evin mutfağında yerleri silerken, karnında şiddetli bir ağrı hissetti.

 

İşi daha bitmediği için dayanıp çalışmaya devam etti. Ödemesi gereken faturalar vardı. Dayanıp işini bitirmeliydi. Acı içinde temizliğe devam etti. Yerleri silip ayağa kalktığında başı döndü. Mutfak masasına tutunmaya çalıştı ama başarılı olamadı ve oracığa yığılıverdi.

 

Hastaneye kaldırıldı, ertelediği sıranın ona hiç gelmediği kadın hastalıklarından bir rahatsızlığı vardı. Ameliyat olduktan sonra doktorlar ısrarla, dinlenmesi gerektiğini söylüyorlardı ama Zafer’i gelene kadar evin döndürülmesi gerekiyordu. İhtiyaçlar bitmiyordu. Kendini çok çaresiz hissetmeye başladı.

 

Zehra hanımın durumunu öğrenen  birkaç eski arkadaşı ziyarete geldiler. Onların halılarında da çay lekesi vardı. Halden anlıyorlardı.  Destek olmaya çalışacaklarını söylediler. Bu teselli bile ona yetmişti; acısını paylaşan üç beş  insan hala etrafta vardı.

 

Emir de yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Bu zor zamanda Zehra hanımı mutlu eden bir şey daha vardı.  Yakında anneanne olacaktı.

 

Fakat bazı şeylerin tamiri imkansızdı. Bozulan pikolojisi bir  iki güzellikle düzelecek seviyeyi çoktan geçmişti. Şimdi de “torunum kime dede diyecek” diye ağlıyordu. “Zaferim torununun en güzel günlerinde yanında olamayacak” diye ağlıyordu. Ağaçtan bir yaprak düşse sokakta bir kedi yavrusu görse ağlıyordu.

 

Yaşadıkları Zehra hanımda kalıcı izler bırakmıştı. Zehra hanım kendini on yıl yaşlanmış hissediyordu.

 

“Aç Allahım kapıları aç” diyor. Her kapı zili çaldığında, ameliyatlı haliyle, “Zaferim geldi” diye kapıya koşuyordu.