Sevgili oğlum, tosunum…

Tosunum diyorum çünkü en son senden ayrıldığım güne kadar sana “Tosunum” diye seslenirdim.

 

Farklı bir duygu, insanın oğluna mektup yazması. Farklı bir duygu, insanın oğluna cezaevinden mektup yazması. Farklı bir duygu, insanın cezaevinden, başka bir cezaevindeki 1 yaşındaki oğluna mektup yazması…

 

Görünüşte bir mektup belki bu sadece. Aslında tarihe düşülmüs bir not. İleride bir gün baba-oğul okuduğumuzda bu mektubu; “Bunlar da yaşanmış mı, bunları ben mi yaşadım?” diyeceksin belki… Evet oğlum sen yaşadın, biz yasadık ve yaşıyoruz.

 

Bugün senin doğum günün. Birinci yaş gününde, ilk doğum gününde  yanında olamamanın hüznü içimde. Sen belki kutladın bugün  doğum gününü, annen ve arkadaşlarıyla, cezaevinde.

Cezaevinde bir bebeğin birinci yaş gününü kutlaması ne kadar olabilecekse, o kadar oldu.

 

Seni bıraktığımda 7 aylıktın oğlum. Kahkahaların hala kulaklarımda. Sırt üstü yatarken, sağa sola dönemeyişlerin, tembel hallerin gözümün önünde…

 

5 ay geçmiş, koskoca 5 ay. Aslında  bir insan ömründe 5 ay çok kısa bir süre ama oğlundan bebekken ayrılan bir baba için uzun bir süre. 5 ayda çok büyümüşsün, annenin yazdıklarına göre. İlk önce yattığın yerde dönmeye başlamışsın, sonra oturmaya, sonra kelimeler, sesler çıkarmaya; “mama”, “aba”, derken, “baba” demişsin, babanın resmine bakarken. Belki de babanı özlemiş, onu çağırmışsın, anlamamış çevrendekiler. Babanı görmeden, “baba” demek düşmüş senin de bahtına…

 

Sonra emeklemeye başlamışsın. Saçların uzamış durmadan. Fotoğrafların geldi, bu ayrı kaldığımız 5 ay içinde; her seferinde değişmiş, büyümüşsün. Ama ben gözlerimi her kapattığımda aklımda, 7 aylık halin var hep. Seni bıraktığım halinle kaldın aklımda hep. Kader ortağıyız oğlum aynı zamanda seninle. Ben 30 yaşında, sen 7 aylıkken tanıştın nezarethaneyle, adliyeyle, cezaeviyle.

 

Tabi bir de annen var; dünyanın en güzel, en fedakar, en şefkatli  annesi.

Tüm zorluklara katlanan ve inşallah, “Cennet anaların ayakları  altındadır.” hadisinin müjdesine muhatap olan bir anne. Ve sen bu noktada, dünyanın en şanslı bebeğisin.

 

Yaşıtların evlerinde oğlum; istedikleri oyuncaklarla oynarken, senin oyuncak alman bile yasak. Yaşıtların beşiklerinde, sıcak odalarında yatarken sen, annen ile aynı yatağı paylaşıp, şu soğuk günlerde ısınmaya çalışıyorsun.

 

İlk adımlarını atmaya hazırlandığın  şu zamanlarda, ayaklarının altında  halı bile yok. Halı olsa, hareket edecek alan yok. Ama olsun, bu yokların ortasında her şeyi gören  Rabbim var. Lâl kesilmiş yığınlara  inat, mazlumun iniltisini duyup, cevap veren Rabbim var. Sanma ki sana yaşatılanlardan, yaşadıklarımızdan şikayetçiyim, asla. Sabır ve tevekkül  halindeyim. Ama sabır acıya mani değil;

“Hüznümü ve kederimi Rabbime şikayet ediyorum.”

 

İyi ki doğdun oğlum, doğum günün kutlu olsun. Sağlıklı olman yeter, beklerim biraz daha. Katlanırım, geçer bu günler bir şekilde. Hayırlı bir evlat olman tüm duam. İstikametten ayrılmayasın her daim. Rabbim senin gibi günahsızların yüzü suyu hürmetine, tüm ayrı düşürülenlenleri kavuştursun. Allah’a emanet ol oğlum.

 

Seni çok  seven baban…..