Akif Bedir

Rüzgarın önünde bir yağmur bulutu gibi hapishane hapishane gezdiriliyordu  mühendis Ahmet bey. Rüzgarın sahibini bildiği için halinden çok şikayet etmiyordu.  Alışmıştı zaten, üç hapishane dört koğuş değiştirmiş bu beşinci koğuş olacaktı.

İnsanlar için barınacak binalar yapıyor, mesleği icabı hayata farklı açılardan bakabiliyordu. Plan proje olmadan ince hesaplar yapmadan dikilen binalar, en küçük sarsıntıda yıkılıyordu. Öncelikle binalar sağlam zeminlere yapılmalıydı. Oysa üzerinde yaşadığımız dünya ve bütün yıldızlar boşluktaydı. Belli bir planda hareket ediyordu. Milyarlarca yıl dağılmadan, çarpışmadan bunlar nasıl oluyordu.

Bütün bu soruların cevabını bulmuştu. Kainatın da bir mühendisi vardı. O razı olduktan sonra  bütün dünya küsse bir ehemmiyeti yoktu. Her şey O’nun izniyle oluyordu.

Allah, bu mükemmel kâinatı sebepsiz yaratmamıştı. Ömrünü bu gerçeklere adamıştı. Adamıştı ama adanmanın da bir bedeli vardı.

Tahliye olmayı bekliyordu ama tutuklandıktan altı ay sonra büyük bir fay kırılması yaşandı. Hukuka çıkan bütün yollarda büyük göçükler oluşmuştu.  Bedenen özgür olmak için biraz daha beklemesi gerekecekti.

Ahmet bey, elinde bütün dünyasını sığdırdığı çantası, hapishane koridorunda ilerliyordu. Yanında iki gardiyan vardı. Bu beşinci koğuşu olacaktı.

Rüzgarın  nereye savurduğunun artık bir önemi yoktu.Yeterki içini boşaltacağı yanık bir yürek bulunsun. Yaşı 65 olmuştu. Dünyadan da bir beklentisi yoktu.

Derdi dünya değildi ki dert etsin. Fikirlerine kelepçe  takamıyorlardı.

Gardiyanlar bir koğuşun önünde durdular. “Yeni sarayıma geldim” diye düşündü. Kapı açıldı. Gardiyan “Babalık yeni koğuşun burası Allah kurtarsın” dedi. Ahmet bey bir iki adım atıp içeri girdi. Ardından kapı tekrar kilitlendi.

İçerisinin kahvehaneden farkı yoktu. Televizyon açıktı ve onun dünyasında hiç yer almamış hoş olmayan görüntülerle sonuna kadar açılmış ses bütün koğuşu boğucu bir hale getirmişti. Dumandan  göz gözü görmüyordu. Semt pazarı gibi insan kaynıyordu. Cehenneme düştüğünü düşündü.

Ahmet bey için şimdiye kadarki şartları en zor koğuş bu olacaktı. Yirmili yaşlarda birçok genç vardı. Hepsi de birbiriyle küfürlü konuşuyorlardı.

Bir öğretmen “Abi hoşgeldin” diyerek elindeki çantayı aldı. İkinci kata çıktılar. Kendi yatağını göstererek burada dinlenin dedi. Yatakhanedeki mahkumlar dayanına geldi. Tanışma faslından sonra  aşağıdaki  gençlerin darbede sokağa çıkarılan erler olduğunu öğrendi.

Koğuştaki 28 er devamlı kavga ediyor ve hep küfürlü konuşuyorlardı. Bu koğuşun, maddi manevi sağlığını bozacağını düşündü. Çantasından kağıt kalem çıkartıp bir dilekçe yazdı. Koğuşun şartlarını anlatıp değişiklik talebinde bulundu.

Akşam yatağa uzandığında Rabbim benim durumumu biliyor, O’nun izni olmadan bir yaprak bile yere düşmüyorsa benim buraya gelmemin de bir hikmeti olmalı, dur  bakalım diye düşündü.  Yazdığı  dilekçeyi yırttı.

“Abi dilekçeyi vermeyecek misin?” diye sordu öğretmen.  “Hayır kalıyorum” dedi. Artık Ahmet beyin tek derdi, 28 tane maneviyattan uzak  bu gençlerle  bir yolunu bulup irtibat kurmaktı. Ama erler darbenin sorumlusu olarak diğer mahkumları gördüğü için irtibat kurmak çok zordu.

Askerlerin içinde Emre isminde iri yarı bir genç vardı, onların lideri gibiydi.

Hepsine bağırıyor çağırıyor, dediğini yaptırıyordu.

Birkaç gün sonra Ahmet bey abdest almak için birinci kata inmişti. Askerler de  mutfakta  münakaşa ediyorlardı.  Abdestini alıp merdivenlere yöneldi. Mutfağın önünden geçerken Emre elindeki tabağı tartıştığı bir askere fırlattı. Tabak  askeri sıyırıp Ahmet beyin alnına isabet etti. Sendeleyen Ahmet bey tam düşerken iki asker kollarına girdi. Merdivenlerde biraz oturdu. Yüzünü yıkadılar. Emre de çok mahcup olmuştu. Alttan alttan Ahmet beye bakıyordu. Ahmet bey “Bak Emre yaşım 65 ,gücüm yok seni döveyim, seni Allah’a havale ediyorum” dedi.

Biraz toparlanınca Ahmet beyi ikinci kata çıkardılar. Diğer koğuşlardan da olayı duyanlar ziyarete geliyordu.

İkinci gün Emre yukarı çıktı.  Ziyaretçilerin dışarı çıkmasını istedi. Ziyaretçiler çıkınca “Baba bana beddua ettin kötü oldum,  geri al, özür diliyorum. Sen ellerini kaldırınca bittim.” dedi. Ahmet bey beddua etmediğini Allah’a havale ettiğini söyledi. Emre “onu da yapma”dedi. Ahmet bey de, ” O zaman her gün yanıma geleceksin yarım saat sohbet edeceğiz.” dedi. Emre şartı kabul etti.  Tekrar helal edip etmediğini sordu, Ahmet bey de “bakarız” diyerek Emre’yi yolladı.

Emre her gün Ahmet beyle sohbet etmeye  başladı. 20 gün sonra Ahmet beye “Baba ben Kur’an okumasını bilmiyorum, öğretir misin?” dedi.  Ahmet bey koğuştaki öğretmenlerden birine,  Emre’ye Kuran öğretmesi için rica etti.

Emre bütün askerlere cüz aldırdı. Her gün bağıra çağıra, “sen neredesin, sen nereye geldin, şeddeye geldin mi?” diyerek, öteki askerlerin de Kur’an  öğrenmesine vesile oldu.

Koğuşun havası değişmişti. Bütün askerler namaza başlamıştı.  Emre’nin fırlattığı tabak, tam yerine  isabet etmişti. Beşinci ayın sonunda askerler birer hatimlerini tamamladı.

Bu arada mahkeme erlerin darbe teşebbüsünde suçsuz olduklarına karar vermiş tahliye olacaklardı.  Askerler neşe içinde çantalarını hazırlıyordu.  Artık özgür olacaklardı. Gardiyanlar askerleri almaya geldiler ve kapıda hazırlanmalarını bekliyorlardı.

Erlerden Salih “Ben bir konuşma yapacağım.”  dedi. Bu 15 Temmuz benim için çok hayırlı oldu.  Burada aslımla  buluştum, bana çok uzak şeylerdi Kur’an, namaz,  buraya girmeseydim bunları öğrenemezdim.” dedi.

Emre “Ben de konuşmak istiyorum.”diyerek Ahmet beye döndü “Abi sen bakarız diyordun bana hakkını helal ettin mi?” dedi.

Ahmet bey  “Bir şartım daha var namazı ve Kur’an’ı hiç terk etmeyeceksin” dedi. Emre “Abi nasıl terk ederim, onlar artık benim her şeyim.”dedi

Gözyaşları içinde, tahliye olanlar ve içerde kalanlar kucaklaştılar. Haklar helal edildi. Kalanlara “Allah tez zamanda  kurtarsın” duaları eden askerler, özgürlüğedoğru adım atmaya başladılar.

Cehennemi andıran koğuş 5 ayda cennete dönmüştü. Allah’ın  her işinde bir hikmet vardı. Yaşayarak bir kez daha görmüşlerdi. “Bir imanın kurtarılması üzerine güneşin doğup battığı her şeyden daha hayırlıydı.” Kainatin Mühendisi’nin planı işliyordu.