✏Akif Bedir✏

 

Annesi odaya girdiğinde Burak yine kitap okurken  uyuyakalmıştı.  Elindeki polisiye romanını aldı. Kitaplığa koydu. Beş yıllık bir tedaviden sonra çocuk sahibi olabilmişlerdi. O da şimdi polis olma hayaliyle yaşıyordu. Çok tehlikeli bir meslekti. Çok uğraşmışlar ama Burak’ın hayalindeki  hırsızlarla, katillerle, teröristlerle mücadele etme ateşini söndürememişledi.

 

Liseyi Polis Koleji’nde okumayı çok istemişti. Yedeklerden okula girmiş ancak intibak eğitimi  sonunda Burak’a sıra gelmemişti. Arabalarıyla Ankara’dan dönerken, “Sizin dualarınız yüzünden kazanamadım” diyerek ailesine küsmüştü.

 

Lise yıllarında Burak’ın polisliğe olan aşkı artarak devam etti. Hedefiyle ilgili sezonluk polisiye diziler izliyor ve yeni çıkan polisiye romanları okuyordu. Artık kendini roman ve  dizilerdeki  kahramanların yerine koyuyor, onlar gibi davranıyordu.

 

Liseden sonra hukuk fakültesi kazanmış olsa da, ailesine haber vermeden Akademi sınavına da girdi. Çok istediği okulu sonunda kazanmıştı.

 

Bir akşam ailesine, Polis Akademisi sınavını kazandığını ve orada okuyacağını söyledi. Annesi çok üzülmüştü. Burak ailesinin de  rızası olsun istiyordu. Ecelin değişmediğini, insan hangi mesleği yaparsa yapsın, eceli ne zamansa o zaman öldüğünü  söyledi.

 

Oğulları doğru söylüyordu. Burak tek çocuklarıydı. Onun mutluluğu için kabul ettiler. O da içi rahat  bir şekilde Akademi’ye başladı.

 

Ailesine ve çevresine çok saygılıydı. Hiç bir kötü alışkanlığı yoktu, abdestinde namazında bir gençti. Bütün bu özellikleriyle, çevresi tarafından çok seviliyordu.

 

Büyük hayalleri vardı Burak’ın. Toplumun huzuru ve mutluluğu için projeler geliştiriyordu. Ona göre, her insanın başına bir polis dikilemezdi. Allah inancının  kuvvetlenmesi gerekiyordu. Kul hakkı konusunda insanlar bilinçlendirilmeliydi. Suçlular incelenmeli, suçu hangi sebeple işledikleri araştırılmalıydı. Mecburiyetten suç işleyenlerin ihtiyaçları giderilmeliydi. Sosyal devlet anlayışıyla yaklaşılmalı, ülke sokaklarında bir dilenci bile kalmamalıydı.

 

Hapishaneler bir tedavi ve eğitim merkezi halinde yeniden ele alınmalıydı.  Hastalıktan kurtulmak için sivrisinekleri öldürmek yerine, bataklığın kurutulması gerekiyordu.

 

Arkadaşları bu fikirleri yüzünden Burak’a “Bizi ekmeğimizden mi etmek istiyorsun” diye takılıyorlardı. Bu tezlerini geliştirmek için kariyer yapmaya karar verdi.

 

Burak kendine yeni hedefler koydu.  İlk yıllardaki suçlularla sıcak temas  istediği de geri planda kalmış oldu. Bu da ailesini çok mutlu etmişti.

 

Tatillerinde ailesinin yanına geliyor, onlarla nitelikli vakitler geçiriyordu. Akrabaları ve komşuları da unutmuyor, onları da ziyaret ediyordu. Herkes tarafından çok sevilen bir gençti. İnsanlar Burak’ı çocuklarına örnek gösteriyorlardı.

 

Başarılı bir eğitim hayatından sonra mezun olan Burak, çok sevdiği mesleğine başlamıştı. Önünde hayallerini kurduğu mesleğinde yükselmek için uzun yıllar vardı.

 

Hem mesleğini yapıyor, hem de kariyer yapıyordu. Annesinin evlilik tavsiyelerini biraz ertelemişti.

 

Ancak hayallerini de ertelemek zorunda kalabilirdi; darbe teşebbüşü oldu. Darbeyle birlikte, Emniyet Teşkilatı’nda bütün taşlar yerinden oynatılmıştı. Haklı haksız binlerce insan açığa alınıyor, ihraç ediliyordu. Teşkilatta büyük bir huzursuzluk vardı. Darbeye karşı duran, hatta darbede yaralanan birçok insan mesleğinden uzaklaştırılıyordu.

 

Olay o kadar farklı bir boyut almıştı ki, eş dost akraba bile bahane edilerek meslekten atılanlar vardı. Burak’ın bir akrabası da ihraç edilmişti. Teşkilatta çok sevilen biri olmasına rağmen kendisi de ihraç edilebilirdi. Bunu düşünmek bile istemiyordu.

 

Büyük bir tutkuyla bağlıydı mesleğine. Çalışıyordu ama çok huzursuzdu. Ailesi de oğullarındaki bu değişikliği fark etmişti. Annesi, meslekten uzaklaştırılan birçok polisin intihar ettiği haberlerini alıyordu. Oğlunun da mesleğini ne kadar çok sevdiğini biliyordu. Burak’ta başlayan bu değişiklikler onu çok korkutuyordu.

 

Bir ay sonra korktukları başlarına geldi. Daha önce açığa alınan bir akrabası nedeniyle Burak da açığa alındı. Başlarda, bir yanlışlık vardır diye düşündü. Hiç bir kanunda, akrabası suçlu diye bir insan suçlu ilan edilmiyordu. Suçlu ilan edilen insanların da daha mahkemeleri yapılmamış suçları ispat edilmemişti. Zannın zannı olmazdı.

 

Zaman geçiyor, hukuka dönülmek yerine hukuksuzluklar devam ediyordu. Evde bulunamayan koca yerine eşler tutuklanıyor, bebekler hapse atılıyordu.

 

Burak olayların giderek kötüye gittiğini gördükçe mesleğe geri dönme umudunu kaybediyordu. Açığa alınmayı bir türlü kabullenemiyordu. Kafasını dağıtması için ailesinin yaptığı, mesleğine dönünceye kadar başka bir işe gir teklifini de kabul etmedi. Ancak meslekten ihraç haberiyle tamamen yıkıldı.

 

Burak artık  gece çok geç saatlerde eve gelmeye ve kötü alışkanlıklar edinmeye başlamıştı. Gündüzleri de hep uyuyordu. Ailesi korku içindeydi, ne yapacaklarını bilemiyorlardı. İkinci el aldıkları bir arabaları vardı, onu satıp parasını Burak’a verdiler. Günlük ihtiyaçları için güçleri yettiğince destek oluyorlardı ancak oğullarının yıkılan hayellerini onaracak güçleri yoktu. Onların da  binlerce aile gibi, dua etmekten başka ellerinden bir şey gelmiyordu.

 

Akrabaları da Burak’daki bu değişimin farkındaydı. Sigaraya başlamış, herkesle selamı sabahı kesmişti. Onlar da Burak için çok üzülüyorlardı.

 

Büyük bir ateş yakılmıştı. Yaş kuru bakmadan ülkenin fidanları, karanlık vakitlerde alınan kararlarla, gün ağarmadan bahçelerinden toplanıp ateşe taşınıyordu.