✏Akif Bedir✏

 

Neşe ile girdi kahvehaneye arkadaşlarının masasına oturmadan önce, “Herkese benden çay” diye seslendi.

 

“Hayırdır Bekir?” diye sordu arkadaşları. “Allahım altıncı çocukta kız nasip etti.” diye cevap verdi arkadaşlarına.

“Herkes oğlum olacak diye sevinir, bu kız diye seviniyor.” dediler.

“Kızlar babacı olurmuş, bizim oğlanlar hepsi anakuzusu” diye karşılık verdi. “Senin oğlanlar maşallah kız gibi, hepsi birbirinden terbiyeli” dedi bir arkadaşı. “Bekir’in terbiyeyle ne işi olur, adam kahveden çıkmıyor,  o Sevda ablaya dua etsin.” diye ekledi diğer arkadaşı. “Sanki siz çok farklısınız.” dedi Bekir.

 

Yan masadan lafa karışan başka birisi de, “Bekir oğlanlara  kendi çocukları gibi sahip çıkan öğretmenlere teşekkür etmeli.” dedi. Bekir’in şartelleri atmıştı; “Size çay ısmarlayanda suç.” diyerek kahveden çıktı.

 

Rabia’nın doğumundan sonra Bekir bey akşamları eve erken gelmeye başladı. Evde 5 erkek çocuk vardı ama hiç çocuk yokmuş gibi ev sessizdi.  Çocukların öğretmenlerini ve eşini  takdir ediyordu ancak gururuna yedirip, onlara bunu  ifade edemiyordu. Elini çok fazla suya sabuna dokunmadan huzur içinde yaşıyordu.

Çocuklar kendinden motorlu birer hedefe kilitlenmiş gidiyorlardı. O da kızıyla zaman geçiriyordu. Oğullarının küçüklüklerinde evde pek durmadığı için hayıflanıyordu. Çocukların en tatlı günlerini kaçırmıştı.

 

Çocukların okullarını dersanelerini hep Sevda hanım takip ediyordu. Bekir beyin işi para vermekti; para verince ona göre bütün kapılar açılıyordu. Öğretmenlerin fedakarlıkları olmasa Sevda hanımın yükü çok ağırdı. Her fırsatta onların haklarını teslim ediyordu.

 

Rabia büyüyüp okula başlayınca Bekir bey yine okey masasına geri döndü. Birer yaş arayla doğan üç oğlandan biri tıpı , biri öğretmenliği bitirmişti. Diğeri de hukuk son sınıftı. Kahvehanede koltuklarını kabarta kabarta oturmanın zamanı gelmişti.  Dördüncü oğlu Hakan da dersaneye gidiyordu.

 

Mahalleli de çocuklara gıpta ile bakıyordu. “Allah alimden zalim, zalimden alim çıkartıyor.” diyorlardı.  Bir sene sonra Hakan  inşaat mühendisliğini kazandı. En küçük oğulları liseye başlamıştı. Rabia da ikinci sınıfa başlıyordu.

 

Devlet, dersaneleri kapatma kararı aldı. Sevda hanım dört evladında büyük emekleri olan insanlara yapılanlara üzülüyor, Bekir bey ise yapılanları haklı buluyordu. Zaten, küçük oğluyla kızını kendi düşüncesine göre yetiştirecek, Cemaat’ten uzak tutacaktı. Diğer çocuklarıyla da konuşup, onların da  Cemaat’le bağlarını koparmayı kafasına koymuştu.

 

İş güç sahibi olan oğullarına kız bakma zamanı gelmişti. Bekir bey, kendi çevresinden gelin adayları arıyordu. Gelinleri ile oğullarını Cemaat’ten koparmayı planlıyordu. Sevda hanım ise yıllarca gıpta ile baktığı öğretmenler gibi gelinleri olsun istiyordu.

 

Kafalarındaki adayları her fırsatta oğullarına  ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar. Ara sıra adaylar konusunda tartışıp küstükleri bile oluyordu. Adaylarını tanıştırmak için yazı iple çekmeye başladılar.

 

Temmuzda bütün aile bir araya gelince adaylar tanıştırılmaya başlandı. Büyük geniş bir aile olacaklardı ama bütün planları bir akşam yemeğinde  yarım kaldı.

 

Darbe olmuştu.  Hükümet yetkililerinin haberi yoktu. Hemen hepsi darbeyi eşinden dostundan öğreniyordu! Asıl haberi vermesi gerekenlerden ses çıkmıyordu. Fakat darbe olduğunu başkalarından duyan yetkiller, darbeyi kimin yaptığını  biliyorlardı.

 

Evde buzdolabına kaldırılmış olan tartışmalar tekrar başladı. Bekir beyin oğulları cemattendi. Çevresi kızlarını bu saatten sonra vermezlerdi. Sevda hanımın adaylarının düğün yapacak halleri kalmamıştı. Hayaller başka bahara ertelendi.

 

Bekir bey artık her akşam meydanlara koşuyordu. Evladı da olsa darbeci olarak gösterilen herkese hain gözüyle bakıyordu.

Küçük oğluyla kızını da yanına alıyordu. Kalabalıklar koro halinde Cemaat’e küfür ediyorlardı.  Kendince, dört oğlunu hainlere (!) kaptırmıştı. Kalanları kendi yolunda yetiştiriyordu.

 

Her gün yüzlerce kişi devletten ihraç edilmeye başladı. Birkaç ay sonra Bekir beyin doktor ve öğretmen olan oğulları da ihraç edildi. Çocuklar baba evine döndüler; fırtınanın dinmesini bekleyeceklerdi.

 

Bekir bey akşam eve gelince olanları öğrendi, küplere bindi. “Teröristler benim evimde kalamaz” diyerek, çocuklarını evden kovdu. Sevda hanımın ısrarları da çare olmadı. Anneleriyle helalleşip çocuklar başka bir şehre taşındılar.

 

Avukat oğlu Bekir beye kardeşlerinin ve onlar gibi binlerce insanın suçsuz olduklarını anlattı. Atfedilen şeylerden hiçbirinin şu anki kanunlarda suç olmadığını açıkladı. Hakimlerin, öğretmenlerin, doktorların masumiyetini anlatmaya çalıştı. Bekir kabul etmiyordu.

 

Sevda hanım artık için için ağlıyordu; evde huzur kalmamıştı. Bekir bey de oğullarının durumu yüzünden kahvehaneye çıkamıyordu.

 

On ay sonra, üniversitede okuyan Hakan’ın gözaltına alındığının haberi geldi. Bir hafta sonra da tutuklu yargılanmak üzere hapse atıldı. Avukat abisi, adliye işlerini takip ediyordu. Görüş gününü öğrenip annesine haber verdi.

 

Sevda hanım akşamdan hazırlık yapmaya başladı. Kocasına, “Görüşe  gelmeyecek misin?” diye sordu. Bekir bey ise kendi itibarını düşünüyordu. Bu olay onu iyice  yıkmıştı. Hanımıyla kavga etti. Sevda hanımı da görüşe göndermedi.  Giderse, bir daha eve almayacağını söyledi.

 

Sevda hanım çaresizdi.  Evdeki çocuklarını düşünüp, görüşe gidemedi. Hakan’ın ziyaretine sadece avukat abisi gidiyordu.  Sevda hanım Hakan’la ilgili bilgileri ondan alabiliyordu. Bununla yetinmek zorundaydı.

 

Bekir beyi yumuşatmak için çareler arıyordu. Bir akşam konuşmaya karar verdi. Alttan girdi üstten çıktı.Bekir bey Nuh diyor, peygamber demiyordu. “Yaşlanıyoruz bak, bunlar bakacak bize, evlat reddedilir mi?” diyecek oldu. “Rabiam bana bakar, onlara kalmadım.” diye tersledi.

 

Tartışma geç saatlere kadar sürdü. Rabia da odasından onları dinliyordu. Abilerini çok seviyor ama babasına söyleyemiyordu. Tartışmalardan etkilenmiş uyuyamamıştı.

 

Sabah Rabia geç uyandı, uykusunu alamamıştı. Kahvaltısını hızlıca yapıp hazırlandı. Bekir’in de akşamki tartışmanın etkisiyle suratı asıktı; iştahı kaçmış, sadece çay içiyordu.

 

Rabia çantasını sırtına aldı. Servisine bakmak için balkona çıktı. Sokağı görebilmek için biraz uzanması gerekiyordu. Fazla eğilince sırtındaki çantasının kaymasıyla dengesini kaybedip aşağı düştü.

 

Rabia bir süre içeri gelmeyince, Bekir bey  merak edip balkona çıktı.  Balkonda kimse yoktu.  Aşağıdan sesler geliyordu. Aşağı baktığında kalabalığın ortasında kızının  yerde kanlar içinde yattığını gördü. “Rabiaaaa !” diye bağırarak aşağı koştu, Sevda hanım da arkasından yalın ayak aşağı indi.

 

Olayı görenler ambulans çağırmışlardı. Sevda Hanım aşağıda kızını kanlar içinde görünce bayıldı. Bekir bey feryat ediyordu. Ambulans geldi, anneyle kızı hastaneye kaldırdılar ama artık çok geçti Rabia çoktan bu dünyadan ebedi aleme göçmüştü.

 

Sevda hanım iki gün sonra ayılabildi. Doktor abisi ve öğretmen abisi cenazeye gelemediler. Hakan için de hapishane yönetimi izin vermedi. Üç abi kardeşlerini son kez görememiş ve cenazesine katılamamışlardı.

 

Bekir beyin bakacak kimsesi kalmamıştı. Sevda hanımın yüreğinde dört yanardağ birden yanıyordu. Uzaklarda iki kardeş bir hiç uğruna çile çekiyordu. Hakan da hapiste, onlarca farklı ocakta  yakılmış zulüm hikayelerini dinliyor. Rabia için, annesi için, abileri için gözyaşı döküyordu. Annesinin “Çocuklar kahvaltı hazır, menemen soğumasın” sesini duyacağı sabahı bekliyordu.