Türkiye’de 15 Temmuzdan sonra darbe girişimi ile ilgisi olmayan onbinlerce insan kin ve nefretle gözaltına alınıp tutuklandı. Yüzlercesi gözaltında ve cezaevinde işkence gördü. Birçoğu ise ihmaller ve olumsuz cezaevi koşulları nedeniyle hayatını kaybetti.

 

İhmal sonucu hayatını kaybedenlerden biri de Emekli Emniyet Müdürü Ahmet Tatar. 53 yaşındaki Tatar emekli olmasına rağmen mesnetsiz iddia ve iftiralarla tutuklandı. 4 aylık tutsaklığı cezaevinde geçirdiği kalp krizi ile son buldu. Acılı ailesinin canını daha da yakan şey ise Ahmet Tatar’ın göz göre göre ölüme mahkum edilmesi.

 

Tatar Ölüme Terkedildi

 

1 Ağustos 2017 günü sabahında fenalaşan Tatar, gardiyanların ihmali sonucu cezaevinde yaşamını yitirdi. Sitemize ulaşan bilgilere göre olayın tanıkları ihmali şu şekilde anlattı: “Sabah namazı kılmış Kur’an okumaya hazırlanıyordu. O sırada fenalaştı. Bir kısmımız arkadaşımıza yardım etmeye çalışırken diğerleri de gardiyanlara haber verdiler. Merhum o sırada -ihtimal öleceğini hissettiğinden- salavat getirmeye başladı. Gelen gardiyanlar arkadaşımızın salavat getirdiğini görünce ‘Dalga mı geçiyorsunuz! Düzmece bunlar’ diyerek çıktılar. 45 dakika geçmesine rağmen kendine gelemedi. Durumu ciddileşti. Gardiyanları tekrar tekrar çağırdık. Ama kimse gelmedi. Koğuşun içinde kollarımızda vefat etti.”

 

Medya Olayı Karartmaya Çalıştı

 

Ahmet Tatar cezaevinde ihmal sonucu ölmesine rağmen Türk medyası yine yalana sarıldı. Tatar’ın hastaneye kaldırıldığı ve hastanede öldüğü yazıldı. Ortada onlarca tanık olmasına rağmen gerçeklerin karartılmaya çalışıldığını belirten Tatar ailesinin, sorumlu gardiyanlar ve cezaevi müdürü Ali İhsan Çetindere hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenildi.

 

Yürekleri Yakan Mektup

 

Ahmet Tatar’ın kalp krizi geçirmeden sadece bir hafta önce ailesine bir mektup yazdığı öğrenildi. Adeta bir veda mektubu niteliğindeki mektubunda Tatar, bir sabır, metanet, iman ve şefkat abidesi olarak tarihe notunu düşüyor:

 

“Can yoldaşım, muhterem karıcığım, gözümün içi yavrularım, sevgili dostlarım, arkadaşlarım. Bugün bayram. Bayram ki ne bayram. Bizler burada Hz.Yusuf misali sadece gökyüzünün göründüğü, bir ağaç yaprağının yeşilliğine hasret kaldığımız bir kuyunun içinde veya medrese-i Yusufiye’de olsak da gönlüm hep sizinle. Ruhum her daim sizlerin yanında. Bu satırları sizleri duygulandırmak, üzmek için yazmıyorum. Bilakis sizlerin geleceğe daha ümitvar bakmanız için yazıyorum. Biliyorum şu an içinizde biraz burukluk biraz kırgınlık var. Sakın ha üzülme yok. Şunu bilin ki, 53 yaşına girdim, ömrümde dolu dolu böyle bir Ramazanı yaşamadım. Gündüz namaz, akşam namaz. Sürekli Allah kelamı dillerde. Salavatlar, tefriciyeler, teheccüt namazları, dolu dolu hatimler. Elhamdulillah işte böyle bir Ramazan yaşadık şükürler olsun.

 

Akşam malum olduğu üzere teravih yoktu. Bizler arkadaşlarla toplu yatsı namazı, hacet namazı, tesbihat yapıldıktan sonra sabah bayram namazının saat kaçta kılınacağı arkadaşlara hatırlatıldıktan sonra istirahate ayrıldık. Gece saat 03.00’te yeniden heyecanla ayakta idik. Teheccüt, sabah namazı, tesbihattan sonra kerahat vaktine kadar yine dualar, fetihler, salavatlar çekildikten sonra Bayram olması nedeniyle herkes temiz ve güzel kıyafetlerini giyip Rabbim cezaevinde bayram namazı kılmayı nasip etti.

 

Ve bayramlaşma. Meğer ben koğuşun en yaşlılarından biriymişim. Bu bayramda ben sizlerin yanında olsaydım adetten olduğu üzere elimi sevgili eşim üç çocuğum öpecek, ben de onların gözlerinden öpüp saçlarından koklayacakken bu bayramda 27 yiğit adam elimize sarıldı da gözyaşları ceyhun oldu aktı ve birbirine karıştı, sel oldu tufan oldu taştı.

 

Derken toparlanma ve kahvaltı, bahçe kapısının açılması, görevlilerce yapılan sayım. O da ne, burası cezaevinin sadece gökyüzünü gören arka bahçesi değil de bayram yerlerinden geniş bir salondu. Zira 27 yiğit adam tertemiz traşlı, pırıl pırıl giyimli, yüzlerde tebessüm, bir ışıltı.

 

İşte tam burada (bu anlatılmaz yaşanır denir herhalde) tam bu sırada sağdaki ve soldaki koğuşlar sanki anlaşmış gibi hep bir ağızdan Allahu Ekber Allahu Ekber La ilahe illallahu Vallahu Ekber Allahu Ekber Velillahil Hamd nidaları ile gökkubbe çınlamaya başladı. Yine gözyaşları sel oldu birbirine karıştı.

Şimdi soruyorum a canlar, a güzeller, benim ve şahsı manevi olarak sizlerin burada olması mı güzel, yoksa maddeten sizlerin yanında olup dünya telaşına boğulmam mı? Biliyorum zor, özlem var, hasretlik var, hayat şartları zor ama yine soruyorum sana güzel karım can yoldaşım çilekeşim. Şimdi ne olur söyleyin bana hangisi hayır? Ya ilk gözağrım Mustafam sence hangisi hayır? Ya iffet abidem güzel kızım iftiharım canım meleğim sen söyle hangisi hayır? Evet cennet kokulu Yusuf yüzlüm Keremim sen söyle babacığına hangisi hayır oğlum? Tahmin ediyorum duygulandınız. Amacım bunları size yazarak sizleri üzmek değil. Bilakis benim burada iyi olduğumu, tek sıkıntımın sizlerden ayrı kalmak olduğunu, onu da sizlerden aldığım güzel haberler ile bertaraf ettiğimi hatırlatmak içindir. Şunu tekrar söylüyorum. Sakın keşke demeyin, ben sizleri utandıracak birşey yapmadım. Bu ülkenin bu milletin tek hardal tanesi kadar birşeyine bilerek zarar vermedim, vermem de. Veren de eninde sonunda beni bulur karşısında. Eğer bu güzel ülkemin her bir köşesinden güller yetişip etrafa güzel kokular saçacaksa bizler toprak olmaya, sizler gül fidanı olmaya hazır olmalısınız. Eğer ülkemin güzel insanları arasında kardeşlik gürül gürül yaşanacaksa bizler Yusuf olmaya sizler de Yakup olmaya hazır olmalısınız. Herşey bir kader planı doğrultusunda tecelli ediyor. Önümüzdeki süreçte de ne yaşanırsa yaşansın benim düşüncem böyle olacaktır.

 

Rabbim sizleri bana bağışlasın canım karım. Rabbim Şafi ismiyle tüm hastalıklarına acil şifalar versin de bütün sıkıntılarından kurtarsın inşallah. Allah seni çocuklarımın başından eksik etmesin. Hem anasın hem babasın. Allah yardımcın olsun. Seni, Mustafa’yı, Sümeyye’yi, cennet kokulumu namaz ehlinden eylesin. Eylesin de şeytanın şerrinden, zalimin zulmünden, fasığın münafığın her türlü iftirasından muhafaza buyursun. Rabbimin rahmeti sonsuzdur. O dilediği birşeye ‘Ol’ der hemen oluverir. Sizleri helalinden rızıklarla donatsın. Kendinden başka kimseye el açtırmasın.

Bu arada bu sıkıntılı günlerimde bizleri hiç yalnız bırakmayan Cihat ve Emine kardeşime, çocuklarına canı gönülden selam ve hürmetlerimi sunuyorum. Allah onları da çocuklarına, çocuklarını da kendilerine bağışlasın. Namaz ehlinden eylesin. Selam ve dua ile kalın. Geçmiş Ramazan bayramınızı tebrik eder, gözlerinizden öpüyorum.

 

Bir kuyu içerisinde bir baba, bir koca, bir dost

Ahmet TATAR

25 Haziran 2017 Pazar

 

(Bu duygulu sözler bu tarihte tarihe not düşmek için yazıldı.) “