Hakim ve savcılar sadece, “Demokles’in kılıcı” gibi tepelerinde gezinen OHAL baskı rejiminden değil, bir gün ülkeye hukukun geri gelmesinden de korkuyorlar.

Bu iddialı sayılabilecek tespiti yapmamıza neden olan husus, mağduriyetler sitemize ulaşan bir avukatın ifadeleri oldu. Hizmet Hareketiyle herhangi bir yakınlığı olmadığını, hatta Cemaate karşı bir insan olduğunu belirten avukat; ağır ceza hakimi olan bir arkadaşının, heyet olarak verdikleri  tutuklamalara arada sırada şerhler yazdığını ve muhalif görüş belirttiğini ifade ediyor.

“Hakim olan arkadaşım savcılara, bazen de tutuklama istemiyle değil, adli kontrol talebiyle sevk etmelerini söylüyor.” diyen avukat; hakim/savcıların büyük bir baskı altında olduğuna işaret ediyor.

Bu noktada, George M. Kren ve Leon Rappoport’un, Naziler tarafında yapılan soykırımın psikolojik ve sosyal kökenlerine ilişkin yazdıkları ve “Soykırım ve İnsan Davranışının Krizi” ismiyle Türkçeye de çevrilen kitapta yer alan şu tespitleri hatırlamakta yarar var;

“Bilinen klinik kriterlere göre ‘anormal’ olarak nitelenebilecek SS’lerin oranı yüzde 10 dan fazla değildi. Bu gözlem, sağ kalan kişi­lerin verdiği ifadelerdeki, ‘kampların çoğunluğunda, şiddetli ve sadist­çe vahşet patlamalarıyla ünlenmiş SS üyelerinin, genellikle bir ya da en fazla birkaç tane olduğu’ yolundaki genel kanıya uygundur.

Ötekiler, kuşkusuz her zaman nazik kişiler değillerdi ama en azın­dan, davranışları mahkumlara göre makul olarak değerlendirili­yordu. (…)

Bizim kanımızca SS üyelerinin büyük çoğunluğu, gerek yönetilen­ler gerekse yöneticileri, Amerikan ordusuna yeni katılan erlere ya da Kansas City polisine uygulanan olağan psikiyatrik testlerin tü­münden kolayca geçebilirdi.”

İşte bu “makul” ve “normal” kişiler, tarihin en büyük soykırımına imza attılar. Vicdanlarını susturabilmek için kullandıkları tek gerekçeleri de; korkuydu. Bugün ülkede yaşanan zulümler yakın bir gelecekte, kapsamlı araştırmaların konusu olacaktır. Benzer sonuçların çıkacağını şimdiden kestirmek zor değil.