Konya Emniyeti, Hizmet Hareketine yönelik yapılan operasyonlarda psikolojik işkence, aldatma ve tehdit yöntemlerini kullanıyor. “Şeytana pabucunu ters giydirecek” yöntemlere başvuran KOM Şubesi polisleri, her şeye rağmen hilelere kanmayan kişileri de tehdit ederek itirafçılığa zorluyor.

Darbe girişimi sonrasında bugüne kadar birçok kez işkence ve kötü muamele iddialarıyla gündeme gelen Konya Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi (KOM), yasak sorgu yöntemlerinde yeni bir evreye geçmiş görünüyor.

Yasak Sorgu Yöntemlerinde Yeni Evre

Mağduriyetler sitemize ulaşan bilgilere göre psikolojik işkence, aldatma ve tehdit üzerine kurulmuş olan sistem şu şekilde işliyor; gözaltının ilk günü, farklı illerden insanlar nezarethanelerde toplanıyor. İnsanlar daha birbirlerini tanımadan ve başlarına ne geldiğini idrak edemeden ertesi gün, KOM Şube Müdürü Ali Loğoğlu’nun odasına getiriliyorlar.

KOM Şube Müdürü Loğoğlu, neredeyse tamamı ilk defa Emniyetle ve polisle karşı karşıya gelen insanlara yalan ve iftiralarla dolu, yaklaşık 1 saatlik, seminer tarzı bir konuşmayapıyor. “Şeytana pabucunu ters giydirecek” bu konuşma esnasında Loğoğlu; “Sizler iyi insanlarsınız, Anadolu insanlarısınız, bu toprağın yetişmiş  çocuklarısınız” diye başlayan  uzunca bir nutuk atıyor.

Sonra, “Sizler kandırıldınız. Sizin suçunuz yok. Suçu olanlar yurtdışına kaçtı. Bu milletin, alt tabakada olan yetişmiş insanlara ihtiyacı var. Altta olanlar Allah rızası için yaptı ama üsttekiler ihanet ettiler ve yabancı devletlerin maşası haline geldiler. Yerli ve milli kalamadılar …” şeklinde uzunca  devam ediyor.

Daha sonra, “Sizi buraya ‘mahrem imam’ iddiasıyla aldık” diyerek psikolojik baskıya başlıyor. Odasında bulunan tablolardan birincisini indiriyor. Bu tabloda, Cemaatin işleyiş tarzına ve Hizmet Hareketiyle yakınlığıyla bilinen kişilerin isimlerine yer veriliyor. Yalanlar ve iftiralarla oluşturulan tablodaki hususlar detaylıca anlatılıyor. Sonra ikinci tabloya geçiliyor. Bu tablonun da “mahrem imam” yapılanmasına ait olduğu ifade ediliyor. Yüzlerce insanın isminin bulunduğu bu tablo üzerinden de sözde “mahrem imam” yapılanması anlatılıyor. “Biz her şeyi biliyoruz. Neler yaptığınızı biliyoruz.” dendikten sonra, etkin pişmanlıktan bahsetmeye başlıyor.

“İtirafçı Olmayanları Tutuklatacagım”

KOM Şube Müdürü Loğoğlu, etkin pişmanlıktan yararlananların örneklerini göstermeye başlıyor; “İtirafçı olanları serbest bırakacağım, olmayanları ise tutuklatacağım” diye üstüne basa basa vurguluyor. Bir yandan iyi niyetliymiş tablosu çizerken, diğer yandan korkutmayı da ihmal etmiyor. Bu arada çay ve çikolata bile ikram ediliyor. Şaşkınlık içerisinde bulunan ve bir suç isnadıyla hayatlarında ilk defa karşılaşan insanlardan bazıları bu iyi niyet tablosuna aldanıyorlar.

İnsanlar nezarethaneye tekrar götürüldüklerinde, bir polis geliyor ve “Anlatacak bir hikayesi olan var mı?” diyor. Yalanları ve kurulan tuzağı fark edemeyen bazı kişiler, bu teklifi kabul ederek ifadeye gidiyor. Daha sonra ise ikinci aşmaya geçiliyor.

Gözaltındaki kişiler aynı odada tekrar toplanıyor. İnsanlara kendileri hakkında ifade veren kişilerin adları söylenip, fotoğrafları gösteriliyor. Psikolojik baskı bir kat daha arttırılıyor. Sonr da ifade alma sürecine geçiliyor. Bir kişinin sorgusu ortalama 5-6 gün sürüyor. Bu sorgular esnasında şüphelilerin yanlarında avukatları da bulunmuyor.

Bu aşamada itirafçı olmaya meyilli insanlara, ilkokuldan başlayıp bugüne kadar tüm hayatı soruluyor. Hiç kimsebirkaç isim verip kenara çekilemiyor. 100’lerce kişi hakkında ifade vermedikten sonra hiç kimse bırakılmıyor. Psikolojik baskıya dayanamayan ve henüz gerçek yüzü ortaya çıkmayan iyi niyet tablosuna aldanan bazı kişiler, 100’lerce kişi hakkında yalan yanlış ifadeler vermeye başlıyorlar.

Bu “iyi polis” sürecinde, nezarethane kapıları kilitlenmiyor. İsteyen kişilere aileleriyle telefon görüşmesi yapma izni bile veriliyor. Akşamları çay veriliyor; “Siz yeterki konuşun” deniyor. Bu iyi muamele “Ben itirafçı olmayacağım” diyene kadar devam ediyor. Bu sözü söyleyince tablo birden değişiyor.

“İtirafçı Olmayacağım” Deyince Tehdit Başlıyor

İtirafçı olanlar gidipte “iftiracılığa” boyun eğmeyenler kalınca işler değişiyor; nezarethanelerin kapıları kilitleniyor ve tehditler başlıyor. Bu tehditler, mahkemeye çıkarılıncaya kadar devam ediyor. KOM Şube Müdürü bile defalarca nezarethaneye gelip, insanları aileleriyle, çocuklarıyla ve hapishaneye atılmakla tehdit ediyor. En başta sergilenen iyi niyet tablosundan eser kalmıyor; polisler gözaltına alınan kişilere karşı içlerinde taşıdıkları kini kusmaya başlıyorlar.

Haftalarca süren tehdit ve psikolojik baskı altındaki gözaltı sürecinin ardındaninsanlar mahkemeye çıkarılıyor ve itirafçı olmayı kabul etmeyen kişilerin tamamı tutuklanıyor.

Görüşlerine başvurduğumuz hukukçular, “aldatma” ve “tehdit”in Ceza Muhakemesi Kanununun 148. Maddesinde sayılan yasak sorgu yöntemlerinden olduğunu, bu yöntemlerle alınan ifadelerin hukuki geçerliliği olmayacağı gibi, bu yöntemleri uygulayanlar açısından da cezai sorumluluk gerektireceğini ifade ediyorlar.

CMK 148. Maddenin ikinci fıkrasında ise “Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.” hükmü bulunduğunu belirten hukukçular; Konya Emniyeti’nin uyguladığı yöntemlerin, yasada açıkça belirtilen “kişinin özgür iradesini engelleyecek yasak usuller”den olduğunu ifade ediyorlar.