Aslında bu yazı bir şiir olmalı, “Kadri Amirim” diye başlamalıydı. Sanırım o da öyle olmasını isterdi. Çünkü o, 2009 yılında İstanbul’da Devrimci Karargah Örgütü’ne yönelik yapılan  bir operasyon sırasında şehit olan Emniyet Amiri Semih Balaban’a hitaben “Semih Amirim” diye başlayan bir şiir yazmıştı. Şiir o dönemde İbrahim Sadri tarafından seslendirilince, tüm Türkiye onun yazdığı dizeleri gözyaşlarıyla dinlemişti.

Şiiri herkes biliyordu ama yazan kişinin Kadri Cemil Yiğit olduğunu bilen pek az kişi vardı. Çünkü onu duası hep; “Haddim olmayan şeylerle anılmaktan sana sığınıyoum Allah’ım” oldu. Bilinmek, tanınmak, itibar görmek sevdasına düşmedi.

Ama kader onu bir şekilde, tüm ülke insanına tanıttı. 22 Temmuz 2014’te  gözaltına alındığında, kelepçeli ellerini havaya kaldırdı ve “Ne cemaatçisi arkadaşlar polisim ben polis. Hırsız terörist gördüm mü, bulur yakalarım. Emniyet Amiri Kadri Cemil Yiğit. Müslüman Türk aileden aile terbiyesi aldım. Polis Akademisi’nden devlet geleneği aldım. Devletim çağırdı geldim hesap vermeye. Hesap vermeyeceğim hiçbir şey yapmadım. Ebleh çocukları için, hesap sormasınlar  diye, çocuklarına hesap sormasınlar diye memleketin çocuklarını yakanların Allah belasını versin.” diye haykırdı. Dillere pelesenk olan bu sözler, yiğit adam Yiğit Amir’i bir anda, haksızlığa boyun eğmeyen sembol bir isim haline getirdi.

Teröristi Gözünden Tanıdı

“Hırsız terörist gördüm mü, bulur yakalarım” sözünün hamasi bir nutuktan ibaret olmadığı çok kısa süre sonra anlaşılacaktı. 2015 yılı mart ayına gelindiğinde Kadri Cemil Yiğit çoktan görevden uzaklaştırılmıştı. 31 Mart günü İstanbul Adalet Sarayı’nda bir silahlı rehine krizi yaşandı. Berkin Elvan davası soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üyesi 2 terörist tarafından rehin alındı. Olayın ardından bina boşaltıldı ve polis tarafından güvenlik önlemleri alındı. Örgüt mensupları, savcıyı öldürme tehdidi ile polise bir talep listesi gönderdi ve yüzü maskeli teröristlerin fotoğrafları basına yansıdı.

Ülkenin en deneyimli ve özverili  istihbartçılarından olan Kadri Cemil Yiğit, ne yazık ki görev başında değildi, evinde yemek yiyordu. Bir an elindeki çatalı bırakarak, internetteki fotoğrafa tekrar baktı. Yüzü maskeli bir terörist, elindeki silahı Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın kafasına dayamış vaziyetteydi. Mesleğine aşkla bağlı, gecesini gündüzüne katarak terörist peşinde koşan Yiğit’in, yüzü maskeli saldırganı tanıması zor olmadı. Sosyal medyadan bir paylaşımda bulundu; “Hayali örgüt kurup meslektaşlarınıza komplo kuracağınıza işinizi yapın! Maskeliyi tanımadıysanız yardımcı olalım Ş.Y gibi geldi bize!!!”

Evet, saldırganlardan biri DHKP-C’li terörist Şafak Yayla idi. Ama bu hayati bilginin bir faydası olmadı; yaklaşık 9 saat süren kriz sonrasında düzenlenen ve tam manasıyla bir “fiyasko” olan operasyon sırasında saldırganlar, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit ettiler. 2 terörist de ölü olarak ele geçirildi.

Yiğit’in teröristin kim olduğunu henüz rehine krizinin ilk dakikalarında deşifre etmiş olması, “paralel safsatası”yla tüm terör ve istihbarat polislerini tasfiye etmiş olan siyasal iktidarı fazlasıyla rahatsız etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit eden teröristler için “Bedelini ağır ödediler” sözleri de yaşanan “fiyasko”yu örtbas edemeyince, “yalan medyası” tezvirata başladı.

Star Gazetesi’nden Helin Şahin, “Gözünden değil arşivden tanımışlar” manşetiyle bir haber yaptı ve Kadri Cemil Yiğit’in teröristi gözünden tanımasının uzmanlıktan değil, emniyetten çaldığı  arşiv listesinden kaynaklandığını iddia etti. Bu deli saçması iddiaya zehir zemberek bir açıklama yapan Yiğit;”Arşiv derken bütün teşkilata dağıtarak, adeta onlara ezberletmeniz gereken ‘eylemci listesini’ kastediyorsanız içinizde kalmasın vallahi ona da bakmadım. Yemeğimi yiyorken internetteki resmi gördüm, sadece çatalımı bırakıp tekrar baktım. Benim arşivim kafamın içinde! Onu da istediğim yere götürürüm ne sizden, ne de HaramŞah’ından izin istemem!  Çok istiyorsanız gelin alın. Vatan sağolsun!”

Kelepçe Emri “Büyük Yerden”

Yiğit’in ‘teröristi bulup yakalaması’ başına çok dert açmadı ama ‘hırsızı bulup yakalamasının’ bedeli ağır oldu. 17/25 Aralık operasyonları sonrasında emniyet teşkilatında başlatılan tasfiye ve kıyım, 22 Temmuz 2014 günü sahur vaktinde operasyona dönüştü. Hakkında yakalama kararı çıkarılan polislerin arasında Kadri Cemil Yiğit de vardı.

Yiğit Amir, kendisini gözaltına almak üzere hazırlık yapan ve bina çevresinde dolaşan meslektaşlarını görünce onları evine davet etti ve evde arama başladı. Aramaya katılan polislerden biri Kadri Cemil Yiğit’e “sen” diye hitap edince evde küçük bir tartışma yaşandı. Neticede o polis, halen görevde olan bir emniyet amirine nasıl hitap etmesi gerektiğini çok iyi biliyor ama kendince “rövanşist” bir tavır sergiliyordu. Ailesinin daha fazla üzülmesini istemeyen Yiğit, tartışmayı uzatmadı.

Arama bitip evden çıkılacağı sırada görevli emniyet amiri kelepçe takmaya yeltenince, Kadri Cemil Yiğit’in annesi tepki gösterdi. Aslında Yiğit Amir herhangi bir talepte bulunma niyetinde değildi ama dışarıda oyun oynayan çocukları geldi aklına; “Arabada taksanız olmaz mı?” dedi. Sanki o hiç prosedürü bilmiyormuş gibi, “prosedür böyle” dediler. O da çocukları görmesin diye eline bir çanta sardı ve çocuklarıyla öyle  vedalaştı. Bazı polisler ise böyle bir şey yapmak zorunda kaldıkları için epey üzgündü. Nedenini sorunca, kelepçe takan polis; “Emir büyük yerden” dedi.

“Polis Çocukları Yetim Kalmasın Diye…”

Usulsüz dinleme iddiasıyla  gözaltına alınan Emniyet Amiri Yiğit, doktor raporu için hastaneye getirildiği sırada; “Polis çocukları yetim kalmasın diye yıllarca çalıştım kendi çocuklarımı ihmal ettim, işte bu işte bu.” diyerek, ellerindeki kelepçeleri gösterdi. “Türk milletinin şehidine kelle diyenlerin Allah belasını versin.” diye bağırdı.

Emniyet ve savcılık ifadesi sırasında Kadri Cemil Yiğit’e sorulan iki husus vardı. Bunlardan birincisi; bir polis memurunun telefonunun neden dinlendiğine ilişkindi. Halbuki o polis memurunun, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün istihbaratını, terör örgütüne verdiği belirlenmişti. İkinci husus da; yine bir polis memuru adına kayıtlı olan bir telefon hattının dinlenmesi konusuydu. Bu konu Avrupa’da DHKP-C terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda elde edilen dokumanlarda geçen bir bilgiydi. Bu bilgi adli makamlar tarafından incelenmek üzere Türkiye’ye  intikal ettirilmişti. Bahse konu hat bir polis memuru adına kayıtlı olmasına rağmen kullanıcı kişi başka birisi; bir insan kaçakçısıydı. Yapılan iş,  bir insan kaçakçısının takibinden ibaretti. Ortada mevzu bahis olan bir polis memuru falan yoktu.

Kaldı ki, istihbari dinleme mevzuatına göre, bir polis memurunun telefonunun dinlenmesinde kategorik olarak herhangi bir engel de yoktu. Bilakis, Kadri Cemil Yiğit ve arkadaşları bu bilgiyi teyit etmeselerdi, görevlerini ihmal etmiş ve işte o zaman suç işlemiş olacaklardı. Buna rağmen, Yiğit’in usulsüz dinleme yaptığı iddia edildi ve mahkeme kararlarıyla yapılan telefon dinlemeleri suç isnadına dayanak oldu.

Yiğit’e emniyet ifadesinde 7, savcılık sorgusunda ise sadece 3 soru soruldu. Yiğit cevaplarını detaylandırmaya başlayınca soruşturma savcısı; “Gerek yok, arkadaşlar zaten anlattı, ben zaten onu biliyorum.” dedi. Savcılıktan serbest bırakılacağını düşünüyordu ama olmadı; “Gerek yok, ben onu biliyorum” diyen savcı tarafından mahkemeye sevk edildi. Mahkeme sorgusunun ardından Yiğit, 6 arkadaşıyla birlikte serbest bırakıldı.

25 Temmuz günü serbest kalan Kadri Cemil Yiğit, İstanbul Adliyesi önünde bekleyen polis ailelerine hitaben tarihi bir konuşma yaptı. Gelin o konuşmaya kulak verelim;

“Tam Geçip ‘Kurtulduk’ Dedikleri Anda…”

“Şöyle bir andımız var; eğer Allah katında rüşvet, yolsuzluk, irtikap, usulsüzlük, hırsızlık değilse, bu bize yapılanlar zulüm değilse; biz hakkımızı bize bunları yapanlara helal ediyoruz. Analarının ak sütü gibi helal olsun. Ancak, Rabbimiz de ‘Evet bu yapılanlar hırsızlıkları örtmek için size yapılan bir zulümdür’ derse, and olsun, Sırat’ta vallahi billahi bize bunları yapanları, tam geçip ‘Kurtulduk’ dedikleri yerde, bu ellerimizle yakalarından tutacağız! Onları öyle sarsacağız ki, ‘Keşke biz dünyada bir zalimin kuyruğuna takılıp gidenlerden olmasaydık’ diyecekler.” dedi. O  bunları söylediğinde heyecan doruğa çıktı, dinleyicilerden birçoğu gözyaşlarına boğuldu.

Emniyet Amir Yiğit sözlerine şöyle devam etti; “Bizim en ağrımıza gidenler, en çok damarımıza dokunan hadiselerden bir tanesi, bize ‘İsrail ajanı’ denilmesi. Selam ve Tevhid dosyası kamuoyu ile paylaşılsın, kimin İsrail, kimin İran ajanı olduğu ortaya çıksın. Eğer biz İsrail ajanıysak, Allah bizim belamızı versin. Ama eğer siz ajansanız, Allah sizin belanızı versin. Allah’a ve ahiret gününe inanan herkes burada amin desin.”

“Kefensiz Kurban Olmak İçin Girdik!”

(…) “Biz yediğimiz helal lokmaların hakkını vermek için, kimimiz daha çocuk yaşında Polis Koleji’ne, kimimiz ilkgençliğinde Polis Akademisi’ne, bu memlekete kefenimizle değil, kefensiz kurban olmak için girdik. Biz bu ülkeyi tek parça olarak ve üzerinde sadece ay yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı bir ülke olarak emanet aldık. Kimsenin farklı emellerine bu emaneti alet etmeyeceğiz. Ve çocuklarımıza da yine tek parça olarak üzerinde ay yıldızımızın dalgalandığı bir ülke olarak teslim edeceğiz.”

Kendilerine yönelik yapılan operasyona dadeyinen Yiğit; “Yapılan bu operasyonlar Türkiye’de vesayete, darbecilere, terör örgütlerine karşı kahramanca mücadele vermiş emniyet teşkilatımızdaki müdürlerimizi, arkadaşlarımızı zor durumda bırakmak, itibarsızlaştırmak için yapılmış bir operasyondur. Tasfiye edilen biz, memuruz, bürokratız. Yani iki dudağınızın ucunda bizleri tasfiye ediyorsunuz ama, arkasından bizleri yok etmeye çalışıyorsunuz. Çünkü bizden bu kadar korkuyorsunuz. Bu ülkede darbecilere operasyon yapan insanlar, şimdi yaşadığımız süreçte gördük ki, bunu sadece arkalarında bu millet varken yapmışlar. Meğer başkaları yokmuş bizim arkadaşlarımızın arkalarında. Darbecilere operasyon yapan müdürlerimiz, amirlerimiz bugün darbeci oldu, cunta olarak anılıyorlar. Biz ve ailelerimizin, belki de çoğumuzun 4-5 seçimdir oy verdiğimiz partiye darbe yapmışsak, Allah bizim belamızı versin. Ama yapmamışsak ve halkımıza cunta olarak, darbeci olarak tanıtılıyorsak, bize bu iftiraları atanların Allah belasını versin.”

“Biat Etmeyen Polisleriz”

“Devletim beni 21’imde komiser, 35’imde aktivist yaptı.” diyenYiğit, tutuklanan meslektaşlarını hiç yalnız bırakmadı. Nerdeyse her gün adliye koridorlarında ve mağdurların yanındaydı. Zulüm gören meslektaşlarının haklılığını anlatmayı ve ailelerine sahip çıkmayı kendine bir borç biliyordu.

Kadri Cemil Yiğit, 17 Ağustos günü Zaman Gazetesi’nden Reyhan Gül’e verdiği röportajda, Emniyet Teşkilatı’nda yaşanan tasfiyelere de açıklık getirdi; “Biz neyiz aslında biliyor musunuz? Attığımız her adımda bu milletin, bu devletin menfaatini düşünen polisleriz. Şüpheli, yasalarca suç kabul edilen bir hadise gördüğünde araştırmaktan bir an bile tereddüt etmeyen, ‘ucu kime dokunursa dokunsun’ diyen, yasal olmayan hiçbir güce biat etmeyen polisleriz. Tasfiyelerin asıl nedeni budur.”

Aynı röportajda geleceğe dönük öngörülerini de dile getiren Yiğit; “Ülke normale döndüğünde müdürlerimizden ve bizden özür dileyecekler. Ali Fuat Yılmazer, Yurt Atayün, Erol Demirhan, Hayati Başdağ, Serdar Bayraktutan, Mesut Yılmaz… Bu isimler Türkiye’nin vesayete karşı gerçekleştirdiği mücadelenin kahramanlarıdır. Bu millet isimlerini hep hayırla yad edecek, göreceksiniz.” dedi.

“Polisini Bombalayanlara Lanet Olsun”

Ve 15 Temmuz ihanet süreci geldi çattı. Darbe girişiminin hemen sonrasında tavrını ve konumunu ortaya koyan Yiğit; “Demokrasiden dönüş yok” dedi. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada; “Cezaevindeki arkadaşlarım da dahil olmak üzere hepimiz, çalıştığımız süre zarfında bunlar olmasın diye bir darbe yaşanmasın diye çalıştık.” şeklinde açıklamada bulundu. “Böylesine bir deliliği tezgâhlayanlara, dağlardaki teröristleri bombalar gibi polisini bombalayanlara lanet olsun.” diyerek, darbecilere karşı net ve belirgin bir tavır sergiledi.

Kadri Cemil Yiğit, 17/25 Aralık operasyonları sonrasında başlatılan “cadı avı” sürecinde ilk gözaltına alınan grup içerisinde yer almıştı. 15 Temmuz sonrasında “kitlesel kırım”a dönüşen süreç de onu es geçmedi. “Polisini bombalayanlara lanet olsun” diyen adam hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve bir süre sonra Yiğit Manisa’da gözaltına alındı ve tutuklandı.

Halen Manisa Cezaevi’nde bulunan Yiğit’in ne yapıp ettiğini bilemiyoruz. Belki yarım kalan polisiye romanını tamamlıyordur, belki de “hayatına şiirle şerh koymaya” devam ediyordur, bilemiyoruz…

Bildiğimiz şu ki; hergün şehit haberleriyle yüreklerimizin dağlandığı şu günlerde, teröristi gözünden tanıyan bir polisin halen hapiste olması, ne büyük bir çelişki. “Semihlerin katillerini bulma imkânını (benden) aldılar ya, asla helal etmiyorum hakkımı.” diyordu Yiğit Amir. Bu vebal de birilerinin boynuna olsun. Yiğit Amir’in elleri, “Sıratta tam geçip kurtulduk dedikleri anda” enselerinde olacaktır!