Diyarbakır Eski Dicle Üniversitesi Rektörü Ayşegül Jale Saraç, 19 aylık tutukluluğun ardından 21 Şubat 2018 tarihinde tahliye edildi. Saraç, 15 Temmuz sonrasında hız kazanan “cadı avı” operasyonlarının Diyarbakır’daki sembol isimlerinden biri olmuştu.

Gerçekten de Diyarbakır; Emniyeti, Adliyesi ve Cezaeviyle, 15 Temmuz sonrasında, 12 Eylül günlerini aratmayacak işkence ve kötü muamele tablolarına sahne oldu. İleride bir gün, Rektör Saraç’ın da gözaltına alındığı bu süreç irdelenlenirse, Diyarbakır’da yaşanan insanlık dışı uygulamalara ayrı bir parantez açılacaktır.

Kitlesel İşkence

Diyarbakır Emniyeti, darbe girişiminin hemen akabinde, Çevik Kuvvet kompleksindeki spor salonunu ve Polis Okulu’nda bulunan spor salonunu kitlesel gözaltı merkezlerine dönüştürdü. Buralarda insanlar avukatlarıyla görüştürülmeden, 1 aya yakın süre boyunca gözaltında tutuldu, fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz bırakıldılar. İşte birkaç örnek;

Mağduriyetler sitemize ulaşan bilgiye göre, eski Komiser B.K. darbe girişimi sonrasında gözaltına alındı. Diyarbakır KOM Şubesi’nde görevli bir komiser yardımcısı tarafından feci halde dövüldü ve fiziksel işkenceye tabi tutuldu. sonrasında da tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi.

Diğer bir iddia ise çok daha feci. Adıyamanlı polis memuru Mehmet Öztürk’e, KOM Şubesi’nde, elektrik vermek suretiyle işkence yapıldı. Parmakları patlayan Mehmet Öztürk hayatını kaybedince, olaya intihar süsü verilmeye çalışıldı.

Yine, 3 yıldır Diyarbakır’da görev yapan Emniyet Amiri A. darbe girişiminin hemen sonrasında gözaltına alındı ve meslektaşları tarafında feci bir şekilde dövüldü. Gözaltı süresi boyunca en temel ihtiyaçlarını karşılamasına bile izin verilmedi.

Öğretmen N.C. 14 gün gözaltında tutuldu. Tüm gözaltı süresi boyunca darp edilen N.C. itirafçı olmaya zorlandı.

Darbe girişiminin hemen sonrasında gözaltına alınan 85 eski polis, insanlık dışı koşullarda bekletildi. 2 ya da 3 kişilik olan nezarethanelere 15 hatta 20 kişi konuldu. Gözaltındaki kişilerin tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerinde kasıtlı olarak güçlük çıkarıldı. Duş almalarına izin verilmedi. 40 hatta 45 dereceye varan sıcaklarda havalandırmalar çalıştırılmadı.

Cezaevinde İnsan Hakkı İhlalleri

Diyarbakır’daki işkence vakalarına ilişkin iddialar sadece ilk gözaltı süreleriyle sınırlı da değil. Halen Diyarbakır Cezaevi’nde bulunan tutukluların, yasadışı şekilde tekrar gözaltına alınarak Emniyete götürüldüğü, itirafçı olmaya zorlandığı iddia ediliyor. Tutukluların eşleriyle tehdit edilerek ifadelerini değiştirmeye zorlandıkları, psikolojik işkenceye maruz bırakıldıkları belirtiliyor. Adli makamlar ve cezaevi yönetiminin bu yasadışı uygulamaya göz yumduğu ifade ediliyor.

Tutukluların Diyarbakır Cezaevi’ndeki koşulları da işkenceden çok farklı değil. Ders kitabı dışındaki kitapların Cezaevi’ne girişi yasak. Ders kitapları için bile akıl almaz güçlükler çıkarılıyor. Tutukluların istedikleri kitaplar kantine ya da kütüphaneye getirilmiyor. Mektuplar kasıtlı olarak geciktiriliyor. Gerekçe olarak ise, inceleme komisyonunun yetersizliği belirtiliyor.

İnsan hakları ihlallerini saymakla bitirmek pek mümkün değil. Eski Rektör Ayşegül Jale Saraç tahliye edildi. 22 yıla kadar hapis istemiyle yürütülen yargılama halen devam ediyor. Sayısını bilemediğimiz tutuklu ve hükümlü ise Diyarbakır Emniyeti ve Cezaevi’nin işkencehanelerinde halen, 12 Eylül’den miras bir zihniyetin paletleri altında eziliyor.

12 Eylül işkencelerinin mimari Kenan Evren’in cenaze namazı sırasında, imamın helallik istemesi üzerine arka taraftan 2’si kadın, 4 kişi, “Hakkımızı helal etmiyoruz, haram olsun” diye bağırmışlardı. Günümüz işkencecileri hesabın sadece öbür tarafa kalacağını düşünüyorlarsa fevkalade yanılıyorlar!