Akif Bedir

 

Şairin dediği gibi sessiz yaşamışlardı kim nerden bilecekti. Yüzlerine değil gözlerine bakan anlayabilirdi mağduriyetlerini. Hasedin kılıcıyla küheylanları yaralanmıştı. Küheylan da suvari de şimdi zor günler geçiriyordu.

 

Zalime minnet etmemiş, namerde el açmamışlardı. Onbinlerce kişi aynı kaderi yaşıyordu. Hepsinin de sevdası aynıydı. Son bir bahar olacaktı, onlar da o baharı bekliyordu. Yüzyıllardır yürekleri kavuran kuraklık son bulacaktı.

 

İşte o baharın yağmur duasına çıkmışlardı. İnananların ellerinde şemsiye, inanmayanların dilinde yalan vardı. Yağmurlar gecikmiş temmuzun ateşi ortalığı kasıp kavurmuştu. Yuvalara ateşler düşmüştü.

 

Hatice Hanım’ın eşi tutuklanalı bir sene olmuştu. Gölgesine sığınacak üç beş dalı yeşil kalmış bir ailesi vardı. Eşyalarını toplayıp taşınmaya hazır hale getirip memleketlerine döndüler. Kiralık ev aramaya başladılar.

 

Çocukların, kalıcı travmalar yaşamaması için bir an önce yeni evlerine yerleşmeleri gerekiyordu. Gelen giden,  babaları hakkında ulu orta konuşuyordu.

 

Hatice Hanım; sığınacak bir aile bulamayan, evlerinin eşyaları ortada kalan, başka memleketlere bir sırt çantasıyla giden, yollarda denizlerde nehirde ölen, toplama kamplarında bekleyen binlerce garibin hikayelerini okudukça kendisi için şükrediyor ama onları düşündükçe de yüreği kavruluyordu.

 

Ailesine yakın bir kiralık daire bulmuştu.

Tutacakları daireyi ev sahibiyle gezdiler. Eşyalar yeni toplanmış ama kiracılar çıkarken temizlik yapamamışlardı.

 

Ev sahibi dairenin bu halinden dolayı Hatice Hanım’a; “Bu kadıncağızın kocası tutuklanmış. Dört çocuğuyla ortada kaldı. Ailesi, kimsesi yok. Bir sene kirayı ödedi. Geçen sene de çocukları alıp ailesinin yanına gitti. Eşya içinde boş kaldı ev. Arada bir kira gönderdi. Zaten zor durumda olduğu için ben de sıkboğaz etmedim.”

 

“Geçen ay aradı,  evi boşaltacağını söyledi. Birikmiş borçları,  faturaları vs vardı. Bir gün öderim, dedi. Ödemese de helal olsun. Çok iyi insanlardı. Pırıl pırıl evlatları vardı. Taşıma firması gelip topladı eşyalarını. Sonradan baktım, çocukların karneleri kalmış. Bütün notları 90-100. Çok üzüldüm. Yazık oldu çocuklara..” diye tarif etti durumu.

 

Hatice Hanım, “Üç kuruş borcuna sadık bu insanlardan terörist çıkarmak hangi vicdana sığar” dedi. “Ben de inanmıyorum, bu işte bir iş var. Bir gün gerçekler çıkar ortaya fakat olan yine memlekete oluyor” diye karşılık verdi ev sahibi.

 

Hatice Hanım,” Böyle onbinlerce aile var gelecekleri karartılan, parçalanan, üç kuruşa muhtaç yaşatılan. Yine binlercesi de yurtdışına çıkan. Yollarda derelerde denizlerde kalan…” diye bildiklerini anlatmaya başladı.

 

Kelimeler boğazına düğümlenmeye  başlayınca durakladı. Kendisinin de aynı kaderi paylaşan biri olduğunu anlarsa kiralamaktan vaz geçebileceğini düşünerek konuyu kira şartlarına getirdi.

 

Ev sahibi hikayelerini bilmiyordu ama belki de anlamıştı. Zorluk çıkarmadan verdi evi.

 

Temizlik yaparken, kıyıda köşede kalmış çorap,  kalem gibi ufak tefek eşyalar çıktı. Evi bir annenin toplamadığı belliydi. En son çocuk odasında minik bir kolye ucu buldu; “Müleyke” yazılmıştı bir tarafına. O vakte kadar tuttuğu gözyaşlarını salıverdi artık…

 

Hem ağlıyor hem de bulduğu kolyeyle konuşuyordu.

 

“Müleyke, yavrucuğum,

Senin,  annen ve kardeşlerinle,  eşyalarını toplamaya fırsat bulamadan,  belki annenin hazırladığı bir bavulla apar topar,  kim bilir hangi korkular içinde ayrıldığın bu eve, ben de evlatlarımla yeni bir hayat kurabilme umuduyla geldim.. Evi temizlerken, eşyaları yerleştirirken içimden sürekli seninle konuştum. Şu anda nerelerde olabileceğinizi düşündüm ve iyi olmanızı diledim.”

 

“Kendi evlatlarımla beraber sana,  ailene. dua ettim ve ediyorum,  Rabbim bulunduğunuz  şehirlerde sizlere huzur versin. Karşınıza iyi dostlar çıkarsın ve ‘her şeye rağmen’ hayata yeniden başlama gücü versin.”

 

“Müleyke, canım kızım,

Kolyeni, bu devrin aziz bir hatırası olarak daima muhafaza edeceğim. Ve bir gün, dünyada olmazsa ukbada bir gün muhacirliğimizin nişanesi olarak boynuna takacağım.”

 

“Allah’a emanet yavrucuğum.”

 

Toplumdan umudu kalmamıştı ama ev sahibinin Müleykelere yaptığı iyiliği “borçlarını ödeyemeseler de helal olsun” deyişi ona umut olmuştu. Kuraklığın kuruttuğu coğrafyada hala canlı kalabilmiş birkaç insan vardı.

 

Hatice Hanım elinden düşmekte olan şemsiyeyi sıkıca kavradı. Havanın da bulutların da rüzgarın da sahibi Allah idi…