Özleminle bir kor büyür tenim içinde..

Ben hüzün ülkesinde değilim..

Hüzün ülkesi benim içimde…

 

Yol boyunca yüreğimdeki mısralardı bunlar..

Dertleşmek için, gülmek için uğradığım dostumun evine doğru yol alırken yaşaran gözlerime engel olamıyor yüreğimi susturamıyordum.. Kapıyı çaldığımda gülen yüzüyle beni karşılayan kardeşim şimdi cezaevinde gün sayıyor hasretle yavrusunu hayal ediyor, belki de bin türlü dertle yanıyordu.

 

Emanete sahip çıkmak boynumun borcu idi. Duygularıma yenik düşemezdim ve 2.5 yaşındaki kızını bağrıma basma sırası bendeydi. Önceden hiç kucağıma gelmeyen küçük yavru o gün inmedi yere. Belki o da beni görünce anımsamıştı annesini . Belki de o yüzden “annem nerede” olmuştu ilk cümlesi.

 

Hava soğuk annesizlikle birleşince üşüyor olmalı küçük bedeni diye bir battaniye örüp mont alıp gitmiştik yanına . Sevindirmek için bu kadarı bile kafiydi.. Onun yüzü gülüyor benim yüreğim coşuyordu. O mutlu oldukça ben heyecanlanıyordum.

 

Parka gittik birlikte oradaki mutluluğu görülmeye değerdi. Çocuk mutlu etmek başlı başına en güzel hasletti lakin anne babası yusuf bir çocuk sevindirmek ise tarifi mümkün olmayan bir güzellikti. Torununu himaye etme görevi babaanneye verilmişti.

 

O da bunun hakkını vermeye çalışıyor. Gelininin arkadaşlarını karşısında görünce duygulanıyor, dertlerini paylaşacak birilerini buldugu için seviniyordu.. RABBİM tez zamanda bu mağduriyeti giderip annesi ve babası ile buluştursun.

 

İnsan o yavrucağın yanından ayrılırken şu cümleyle veda etmek geliyor içimden .. ” Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu çekilmez bir çağ bu biliyorsun çocuk”…