Soğuk betonlar en son çocuklara sarılmalıydı. En son çocuklar olmalıydı oralara dokunan. Hatta hiç değmemeliydi! Çocuk ten, ırak olmalıydı ona hücreler. Karalar sürülmemeliydi rengarenk hülyalarına, hiç bir çocuğun süruru parmaklıklara hapsedilmemeliydi. Zindanlar suçluların mekanları olmalıydı. Çocuk, kapı mazgalını oyuncak bilmemeliydi. Arabaları ve bebekleri olmalıydı muhtelif. Saklambaç için kalabalık bir odası, kovalamaca oynamak için geniş bir bahçe lazımdı ona.

Renk kavramı hudutsuz olmalıydı zihninde, öyle ki hayallerinide gökkuşağına çevirmeliydi. Hakkıydı çocuğun boya kalemlerini kullanmak! Çizgisiz kağıda sonsuz hatıralar bırakmak. Gene hakkıydı ellerinin renklerle kirlenmesi. Çünkü en çok onun ellerine yakışırdı bu leke. Demir ranzalar değildi onun yatağı. Çocuk, kendine münhasır beşikte büyümeliydi. Özgür olmalıydı. Yeşili öğrenmek için ağaçlarla tanışmalıydı. Maviyi denizlerden bilmeliydi. Pembeleri, sarıları, kırmızıları çiçekler anlatmalıydı ona. Rüzgâr, saçlarını kırlarda okşamalıydı.

Dev duvarlar gölge düşürmemeliydi gülüşlerine. Tel örgülere takılı kalmamalıydı kahkahaları. Annesinin şefkatli sesiyle uyanmalıydı her sabah. Ninniler gönlünü mest etmeliydi. Yere sürten karavana sesi incitmemeliydi çocuğun ruhunu. Doya doya gezmeliydi topraklarda. Kendi elleriyle boyamalıydı gökyüzünü hiç kimsenin suçunu çekmemeliydi, işlemediği kabahatin cezası verilmemeliydi ona. Kimsenin hatası için yanmamalıydı canı. Bir başkası yüzünden düşmemeliydi gözünden yaş. Hayatı birkaç saatten ve küçük bir pencereden ibaret bilmemeliydi. Öyle sanmamalıydı dünyayı. Uçsuz denizlere bakıp, engin dağlarda Rabbini görmeliydi çocuk.

Çocuk çocuk gibi yaşamalıydı.. Gülmek, çocuğun var oluş sebebiydi. Ve o gülüş, avluda çığlığa dönüşmemeliydi. Hürriyet çocuktu! Çocuktu Hürriyet! Sevmeyi kâinattan öğrenmeliydi, hayvanları ve bitkileri tanımalıydı. Her şeyi ve herkesi sevmeliydi!

O çocuk, mağrur yüreğiyle, mahkum edilmemeliydi koğuş evlerine…

Zindanlar çocuk büyütmemeliydi..!