Yük ağır, omuzlar küçük, bugün bu davayı  taşıma  bize düştü.  Rabbimizin, Hazreti Adem’le beraber yeryüzüne gönderdiği tebliğ vazifesini  yerine getirmeye bugün bütün zorluklarına, şeytan ve avanelerinin tuzaklarına rağmen  dostluğumuz belli olsun dercesine  Hazreti İbrahim’in ateşine söndürmeye su taşıyan karınca misali yollardayız.

Elimiz kolumuz bağlı  olsa da gönüllerimiz bağlı değil. Bu davanın civanmert fedakar ve vefakar kardeşleriyle aynı yolda yürüme şerefini vermiş Rabbimiz. O kardeşler ile aynı yolda isek biz duracak olsak onlar bırakmaz düşecek olsak kaldırırlar , “hadi” diyerek sanırım gönüllerindeki o muhabbetle ve birbirimize emanetiz düşüncesi ile cennetin kapısına kadar refakat edecekler.

Eşim, hayırlı bir haberle uzun bir dönem Medresei Yusufiye’ de kaldıktan sonra tahliye edildi. Mahkeme esnasında hakim tahliye dediğinde inanamadık savcı ısrarla tutukluluğunun devamı diyordu çünkü.

Yüreğimizin yarısı gülüp yarısı ağlıyarak cezaevinin önüne gittik   çıkacaktı eşim çıktığında orda olmalı karşılamalı idik.

Bir müddet bekledikten sonra baktım ki bir araba, iki arkadaş “abla yalnız kalmayın, abimizi birlikte karşılayalım diye geldik” dedi.

Bunu diyen arkadaşın eşi 18 aydır içerde hüküm yedi ve tahliye olmadı ama kadersiz garibim kendi derdini unutup bizim sevincimizi paylaşmaya geldi, sonra bir arkadaş daha ailecek geldi yalnız olmayın araba ihtiyaç olur diye. Biraz vakit geçti koğuşundan ondan önce çıkmış arkadaşı geldi sanki düğün konvoyu  gelin almaya ya da hac umre dönüşü gibi bir hava esti. 4 saat bekledikten sonra cezaevinin bahçesinde ellerinde aylardır dünyalarını sığdırdıkları  mavi çöp posetleriyle çıktılar. Gariptiler sevinçli bir o kadar geride bıraktıklari için mahsundular. Evimize geldik. Hemen arkadaşlar telefon açıp hayırlı olsun biz geliyoruz abimizi görmeye dediler. Pastasını, tatlısını,ikramını alan geldi. Eşim içerdeki güzellikleri anlatırken hac umre hatıralarını dinler gibi dinleyip kimi zaman ağlayıp kimi zaman güldüler evimiz şenlendi.

12 gün oldu eşim tahliye olalı. Evimiz hiç bir gün boş kalmadı. Allah razı olsun kardeşlerimiz yalnız bırakmadı hatta eve gelen abilerden bir tanesi tamirlik bir kaç şey farketmiş ertesi gün zil çaldı. Eşimin arkadaşı elinde tamir malzemeleri her yeri onardı keşke ablamız daha önce söyleseydi deyip sitem etti.

Başka bir arkadaşı “hadi gel seni gezdireyim” deyip evden alıp çıkardı.

Bu güzel olaylar olurken hep düşündük itirafcıların işi ne kadar zorr. İçerde ayrı, dışarda ayrı bir sıkntı kimseyle görüşemeden ismini verdileri kardeşlerinin vicdani yüküyle huzursuz günler geçiriyorlar.  Hem Allaha, hem kullarına karşı yapmış oldukları bu haksız zülüm  ve sabırsızlık  karşısında hayatı kendilerine zindan ettiler dedik. Rabbimiz bizi öyle olmaktan muhafaza ettiği içinde hamdedip her nimet kendi cinsinden şükür ister diye “bismillah” deyip koğuş arkadaşlarının kapılarını çalıp evlatlarının gönlünü alarak içerdeki hizmetine kaldığı yerden devam etmeye niyet etti. Zira  koğuşundan çıkarken abilerin bir isteği vardı ” Allah aşkına, çıkıyorsun evlatlarımıza sahip çık, oğullarımıza yardımcı ol, gençler çoğu lise öğrencisi ve tam kanlarının deli aktığı bir zaman bu kadar zülme ne akılları ne yürekleri dayanamıyor.” Eşim gündüzleri tebessümle sevinçle yanımızda bulunsa da biliyoruz farkındayız içi ağlıyor. Çünkü her evladına sarıldığında içerdeki kardeşlerinin avlatlarından uzaklığı aklına geliyor. Her sevincimizde üzülüyor, her lokmamızda ordakiler aklında. Her gece seccadesinin başında onlar için gözyaşı döküyor. Dışarıya adapte olmaya çalışırken gördük ki eşim yanımızda yokken biz yalnız değildik önce Allaha ve Rasulüne emanet etik sonra  hizmet kardeşlerimize. Bize kendi ihtiyaçları olsada nefislerini bize tercih edip yediklerinden yedirmeye giydiklerinden giydirmeye evladımı evlatları bilerek ilgilenmeye çalıştılar.

Rabbim cümlesinden razı olsun. Dünyada ve ahirette bizleri beraber eylesin. Yolundan ayırmasın. Bize emanet edilenlere sahip çıkma adına aşkı iştiyak güç ve kuvvet   gayret nasip etsin.

Allah’a emanet olun.