Engin DENİZ

Sabahın seherinde koçboynuzu ile kırılan bir kapı, izmarit kokan ellerde tütün kağıtı gibi tutulan kenarları yırtık, rulo edilmiş bir kağıt parçası ve ortamı baskı altına alan sigara kokusu;

Muzaffer bir ordunun ganimetlerini toplamakla görevli askeri müfreze timi gibi evin her bir köşesine dağılan eli silahlı resmi kamuflajlı adamlar;

Annemde bir panik havası, babamda bizleri koruma sevdası, gelenlerse ülkemin yüz karası, kapanır mı bilmem bu gönül yarası.

Kapıda iki silahlı adam nöbette, salonda iki kişi babama nezaret etmekte, annem yatak odasında iki bayana dil dökmekte, amirim dedikleri zevat ise köyün tekesi gibi gezinmekte; çabuk olun işimiz var, biraz acele edin demekte.! Halılarımızın üstünde eşinmekte,

Ve ben ise şaşkın bakışlar arasında bitevi olup biteni izlemekteyim;

Ben sadece izliyorum,
Odamdan gözlüyorum,
Korkudan da titriyorum,
Vicdansız, zalim seni.
*
Ansızın sabah vaktinde,
Beş on polis var evimde,
Annemin gam gözlerinde,
Vicdansız, zalim seni.
*
Gezdiniz salon mutfak,
İşiniz miş kapı kırmak,
Nasip size yuva yıkmak,
Vicdansız, zalim seni.
*

İmza edilen tutanaklarla beraber babam esir alındı. İlk hasretlik duygusu babasızlık üstümüze salındı. Yetimlik duygusu ise alnımıza çalındı. Geride halılara yapışıp kalan postal izleri, gardropta, komidinde dağınık elbiseler, alt üst olmuş bir kitaplık kaldı.

Mutfak tezgahında yan yana dökülmüş un ve şeker… ve onlarla sırt sırta vermiş tuz ve irmik de aramada nasibini alanlar arasındaydı. Buzdolabında çatlak bir yumurta vardı nedense o da sahandaydı;

Annemin havada asılı kalan eli, zemine küsülüydü. Gözyaşları yağmur yağmurdu ve de hüzünlüydü. Plastik kelepçeler babamın ellerine düğümlüydü. Bir kaç memur neyse de geneli kin, nefret güdümlüydü.

Herkes bilir; sinek kanadı kadar değer vermediğimiz dünya yalandı, ademoğlu da nihayetinde ölümlüydü.

*

Babamdan sonra; hayalimize bile girmeyen cezaevi ziyaretleri başladı. Bitmek bilmeyen hasret, bir türlü dizginlenemeyen özlem bize bakarak yaşlandı.

Cezaevine her gidişimizde havanın yer yer parçalı bulutlu olması yer yer de gök gürültülü yağmurlu olmasıyla da duygularımız sırılsıklamdı.

Hüzün ıslak ıslaktı gözlerde, ayaklarda gezindi. Elemler hasret yüklüydü yüreklerde, zaman ile dertlendi. Kederlerin üstüne mis kokulu çaylar eşliğinde hatıralar eklendi. Sukünet, gürültüye karşı hep bilendi.

Be hey..!

O, saatlik görüşler, o anlık başbaşa görüşmeler yok mu onun için iki ay beklerdik. Kavuşmalarımızı iki ayda bir de olsa gidip bir tazerledik.

Ayrılık bizim için her daim bir ateşti. Bazen yakan bir alev, bazen nefes kesendi. Vuslat an be an yaralara merhemdi.

*

Yine bir açık görüş ziyareti, kavuşmalar, sarılmalar. Yağmurlu tebessümleri bilir misiniz? Ya ıslak ıslak gülmeleri.. gözlere sis bulutu çöktüğünde gözüme çöp kaçtı retoriğini çok duymuşsunuzdur.

Al işte!

Yine demli bir muhabbetin ardından gelen yaman ayrılık.

Çıkışta alınan kimlikler neyin nesiydi? Ya bizleri çektikleri o köşe neden sersemleticiydi.?

Mevzu neymiş diyerek bakılan gözlerde.. siz biliyorsunuz cevapları ise çok eziciydi.

Bindirilen polis aracı, ufak bir karakol gezintisi içindi.

Nezareti tam işkence,
Zulüm gezer ince ince,
Bir kapanda hüseyince,
Vicdansız, zalim seni.

Daracık daracık odalar, demir parmaklıklar ardında günlerini ve gecelerini geçiren misafirlerin palas otelleriydi;

Zağlanmış dört duvarlar,
Dökülmüş yarı sıvalar,
Gelen ağlar, giden ağlar,
Vicdansız, zalim seni.

Ara ara sorgu odasına gidip gelmeler için;

İnsanlık var acemice,
Merhametleri acemce
Söylüyorum kendimce,
Vicdansız, zalim seni.

Huzura vurulan kelepçelerle birlikte sevki diyar Tarsus cezaeviydi.. Nezareti, sorgusu işin bahanesiydi.

Çocuklar derler ya; burası babanın eviydi..

Aslında burası, oyuncakların mahkum olduğu, gökyüzünün mavliğini kaybettiği, havanın soluksuz kaldığı, suyun bile hüseyinlere çok görüldüğü yerdi.

Burada mevzu esaretti, zindandı, ayrılıktı.. Burada mevzu babamız için iki ayda bir beklediğimiz açık görüşlerin iptaliydi. Aslında mevzu baba yoğluğuydu, baba kokusunun yoksunluğuydu.

*

Babamı ziyaret için geldiğimiz Tarsus cezaevine şimdi elleri kelepçeli annemle birlikte mahkum olarak geldik. 23 aydır buradayım ve babamı henüz göremedik. Sadece mahkemeden mahkemeye görüşebiliyoruz.

Özür diliyorum, üzmek için söylemedim.

Bir gün güvercinler konmuştu demir pervazlara.. yuvalarını yapmak için taşıdıkları çalılardan birini düşürmüşlerdi avluya..

Güvercinlerin yuva telaşı düşmüştü aklıma, evimiz, ocağımız, yuvamız düşmüştü.

Anneme bu çalıyı dikmesini istemiştim. Beton duvarlara bakmış, yavrum, evladım burada toprak yok ki demişti.

Ellerimi beton duvarlara vurarak ağlamıştım. Neden, neden, neden yok ki.. O gün anneme küsmüştüm, avluya küsmüştüm.

Bir kaç gün sonra güvercinin getirdiği çalıyı yarıdan kesilmiş bir pet şişesinin içinde görmüştüm. Sallama çaylar toprak olup sarmıştı tüm bedenini.. yeşilleneceğine dair bir ümit doğmuştu içimde.. en çokta yuvamızda kalmıştı aklım. Ve ben anneme gülmüştüm. Pet şişenin altına bakıp sallama çaylarla gülüşmüştüm.

Hayatta bana gülermiydi bilmem.?

Dün babama dokuz yıl anneme ve bana on yıl ceza verildi. Cezayı duyan annem ise oracıkta baygınlık geçirdi. Ya ben.. ya ben.. ya babam.. ya pet şişe.. ya kuru çalı.. ya beyaz güvercinler.. ya sen hakim bey…

Ne desem az artık;

Tut istersen ellerimi,
Dür istersen defterimi,
Kır istersen kalemimi,
Vicdansız, zalim seni.
*
Ufacıkken aldın beni,
Hapislere attın beni,
Babasız bıraktın beni,
Vicdansız, zalim seni.
*
Bu küçücük ellerimle;

Arıyorum hep bir eşik,
Hayallerim delik deşik,
Ol istersen şah ve melik,
Vicdansız, zalim seni.
*

Gecemde ve gündüzümde;

Boran basar gözlerimi,
Hasret sarar bedenimi,
Gel istersen gör halimi,
Vicdansız, zalim seni.
*

Hayatımızdan sual ederseniz şayet;

Annem ağlar bir köşede,
Babam ağlar bir hücrede,
Kav
+uşm
ak mı? Ahirette..
Vicdansız, zalim seni.
*

Babamın adı Mehmet, annemin adı Melek ve bendeniz Murat Eymen. 4.5 yaşındayım, 23 aydır Tarsus cezaevinde babamı aramaktayım. Aynı kampüsteyiz ama kavuşamamaktayız.

Uyku tutmuyor geceleri hep ayaktayım. Dualarınız için inanın yalvarmaktayım.