“Buradaki 4.bayramım! Geçen sene Kurban bayramında deselerdi seneye de belki burada olursun diye derdim ki “Allah korusun! O zamana kalmayız inşallah” ama maalesef öyle oldu ve hala buradayım. Her mahkemede insan biraz daha yıpranıyor, yoruluyor. Bir cani gibi hâkim karşısına çıkmak; akıl almaz, saçma sapan şeylerle suçlanmak insanın canını acıtıyor. Haykırmak istiyor insan: “Ben masumum, karıncayı dahi incitemem. Bunlar tamamen iftira ve yalan! Bir gün benim olduğum yerde; haksız yere insanları suçlayanlar, iftira atanlar, zalimler olacak! Asıl mahkeme ahirette, Mahkeme-i Kübra’da olacak. O zaman hakkımızı alacağız bütün zalimlerden! ”

Ama ne yazık ki diyemiyor insan:( Bu halimizi en güzel şu sözlerle açıklayabiliriz herhalde: ‘Sükûtun Çığlıkları’. Bu çığlıkları kimse duymasa da Rabbim duyuyor!

Hele şu son yaşananlar, zulümde son noktaydı. Gencecik insanlar, küçücük bebekler can verdi bu zulümden kaçarken! Bunların hesabını nasıl verecekler? Küçücük yaşta anasız-babasız kalan masum yavruların hesabını nasıl verecekler? Onları Allah’a havale ediyoruz. Rabbim bu dünyada da ahirette de sorsun! Arasında Bu zulme karşı eli-kolu bağlı kalıp bir şey yapamamak çok zor! Çok acı!

Evet, çok zormuş haksızlığa uğrayıp hakkını savunamamak. Hasret, özlem, sevdiklerine dokunamamak, sarılamamak çok zormuş! Dayanmak sabretmek çok zormuş. Dört duvar arasında kimsesiz kalıp sürekli demir kapılar, parmaklıklar, ranzalar görmek çok zormuş. Gökyüzüne, bulutlara, ağaçlara, çiçeklere hasret yaşamak çok zormuş!

Normal insanlar için sıradan gelen bu şeyler, bizim için bir lüks! Halıya basmak, yolda yürümek, sahanda yumurta, tost bile bizim için lüks! Aylardır haşlanmış yumurtaya bile hasretiz. Artık hayal bile kuramaz olduk. Bazen tamamen ümidimizi kaybediyoruz, bazen de çok ümitli, çok neşeli oluyoruz. Bir gülüyoruz, bir ağlıyoruz. Halimiz gün içinde hatta bir saat içinde bile değişiyor. Her gün aynı şeyleri yapıyor, her gün aynı kişileri görüyoruz.

Telefon görüşüne gitmek, revire gitmek, revirin penceresinden dağları izlemek bile değişiklik oluyor bizim için! Avluya gelen bir kuş, bir kelebek gördüğümüzde farklı bir canlı gördük diye seviniyoruz. Geçenlerde manavdan gelen taze soğanda azıcık toprak vardı. Hepimiz elimize aldık. Aylar sonra, hatta yıllar sonra toprağa dokunmak nasıl mutlu etti bizi.

İşte burada küçük şeyler bile mutlu ediyor insanı. Burada sabretmeyi, küçük şeylerle mutlu olmayı, bu dünyanın geçici olduğunu, gerçek dostluğu kardeşliği ve daha birçok şeyi öğrenmiş olduk. Burada oluşumuzun kim bilir ne hikmetleri var! Rabbim bu hikmetleri anlayıp imtihanı kazanmış olarak çıkabilmeyi nasip etsin. Ayaklarımızı Sırat-ı Müstakimde sabitkadem eylesin. (AMİİN)

“ALLAH VAR, GAM YOK!”