On Yaşındaki Oğlumun Yanında Bana Terörist Muamelesi Yaptılar

Hayatımız boyunca elimize kalemden başka bir şey almamışken bir gecede silahlı terör örgütü üyesi ilan edildik! Kendi ülkemizde ve çevremizde parmakla gösterilirken, bir gecede kitlesel soykırımın bir parçası haline geldik…

25 Eylül Pazar günü sabah on yaşındaki oğlumla beraber evden çıktık. Alışveriş yapıp eve dönmek üzereydik. Tam evin kapısında bir araçta sivil polisler olduğunu gördüm. Kapıcının da beni işaret etmesiyle onlar da beni fark edip siren çalarak arabamın önünü kestiler.

Ben arabayı durdurdum. Polisler, hemen arabalarından inerek bana silah doğrultarak “Yat yere yat, ellerini başının üstüne koy, arabadan çık…” diye bağırmaya başladılar. O anda oğluma baktım, çok korkmuştu ve birden bağırmaya başladı : “Baba bunlar bizi öldürecekler!” Ben de arabanın içinde oğluma sarıldım ve onu sakinleştirmeye çalıştım.

Hemen sonra bir polis, arabanın kapısını açtı, yakamdan tuttuğu gibi beni çekip arabadan aldı. Biraz hırpaladıktan sonra hızlı bir şekilde arabanın ön kısmına yüz üstü yatırdı, ellerimi arkadan sıkı bir şekilde kelepçeleyip kendi arabalarına attılar! Bu esnada oğlum halen ağlıyor “Ne olur, babama bir şey yapmayın !” diyordu. Ben de polislere “Bana neden böyle davranıyorsunuz? Hakkımdaki gözaltı kararını görmek istiyorum !” dediğimde bir tanesi “Seni F… terör örgütü üyesi diye alıyoruz !” anladın mı dedi.

Kaldığım Apartmanın Önünde Beni Ellerim Kelepçeli Olarak Üç Saat Beklettiler

Ev araması için Savcıdan izin çıkmasını ve diğer ekiplerin gelmesini beklediler. Ellerim arkadan kelepçeli bir vaziyette beni bu şekilde üç saate yakın apartmanın önünde milletin izleyeceği bir şekilde tuttular. Eşim çocuklarım da camdan bana bakarak ağlıyorlardı… Adi bir suçlu gibi bir muameleye tabi tutulmuştum; çok incindim, onurum kırıldı…
Bir ara iki komşum, bu bekleyiş esnasında bana hakaret ettiler ve onların küfürlerine de maruz kaldım… “Bu şerefsiz kaçıncı katta oturuyor? Bunların hepsini alıp yakacaksın, öyle kurtulacaksın !” dedi.

Bir karıncayı bile incitmezken nelere maruz kalıyorduk aman Allah’ım… Bu küfreden komşumu düşündüm bir an! Kendi kendime biz bunların evlatlarına sahip çıkmak için kendi evlatlarımızı ihmal etmiştik ama bize yaptıklarına bakın! Akşamları bir iki güzel insana bir şeyler anlatabilmek, çocuklarına yardımcı olmak için evimden çıkarken çocuklarım ben gitmeyeyim, bizimle vakit geçir diye kapıyı kilitleyip anahtarı saklarlardı. Sonra da bacağıma sarılıp “Baba ne olur gitme, baba bizimle kal !” diye yalvarırlardı…

Ben apartmanın önünden ayrılmadan önce “Müsaade edin, kapının önünde çocuklarımı görüp vedalaşayım olur mu ?” diye sorduğumda bana “hayır” dediler! Oğlum, o olayın şokunu uzun bir sure üzerinden atamadı. Ben bile atamadım o küçücük yüreği ile nasıl atlatabilirdi…

Ben Artık Babamı Fotoğraflardan Değil Gerçekten Öpmek İstiyorum

Beni en çok etkileyen olaylardan biri beş yaşındaki kızımın sözleri oldu! Baba seninle kavuşmak için artık günleri saymıyorum, sayınca çok geçmiyor, saymayınca hemen geçiyor, diyor… Bir resim yapmış, resimde yatağına uzanmış ve başındaki duvarda asılı bir manzara çizmiş. Resmi ikiye bölmüş; bir tarafta geceyi resmetmiş ay çizmiş, yıldızlar çizmiş. Diğer tarafta ise gündüzü resmetmiş, güneş ve bulutlar çizmiş… Bana diyor ki “Baba her gece seni düşünüyorum, diyorum ki babam bu gece gelecek, bu gece gelmezse sabah gelecek, bu resmi onun için yaptım…”Geçen gün de ağlayarak annesine demiş : “Ben artık babamı fotoğraflardan öpmek istemiyorum artık gerçekten sarılıp öpmek istiyorum…”

Bu masum yavruların hakkını kim verecek, soruyorum? Geride binlerce babasız çocuk bıraktılar gözü yaşlı… Bütün masum çocukların ve zulme uğramışların sahibi Allah’tır, inşallah vakti merhunu gelince her şey çözülecek…

Savcıdan İzin Çıkması İçin Kapının Önünde Üç Saat Bekledik

Ev araması için Savcıdan izin çıkmasını ve diğer ekiplerin gelmesini beklediler. Ellerim arkadan kelepçeli bir vaziyette beni bu şekilde üç saate yakın apartmanın önünde beklettiler! Ben ellerim kelepçeli şekilde apartmanın önünde beklemeye devam ediyorum. Kelepçeler, bileklerimi sıktığı için canım yanıyordu. Onlardan rica ettim, biraz gevşetseniz, diye. Sadece bakıp alaylı bir şekilde “öyle kalsın” dediler… Bir süre sonra artık ağrım dayanmaz bir hal almıştı. Elim de morarmış tabii…

Kelepçeleri Açamadılar Bu Esnada Beş Anahtar Kırıldı

Artık ben çok ısrar edince bir tanesi gelip elime baktı. Hemen telaşlandı arabadan iki tane kelepçe anahtarı getirip açmayı denedi ama açamadı ve anahtarlar kırıldı. Sonra biraz telaşlandı elime bir şey olacak diye. Gelen ekiplere anons ettiler “Gelirken kelepçe anahtarı getirin !” diye.
Gelen ekip de açamadı, bütün anahtarlar kırıldı. Tam beş adet kelepçe anahtarı kırdılar, sonra telaşlandılar ev aramasına beni bekletmeyip gelen ekibe verdiler. Beni merkeze götürüp orada kelepçeyi sökmelerini istediler…

Masada Bir Saat Yüzüstü Bekletildim

Yolda giderken Emniyete gidene kadar benimle dalga geçip güldüler. Sonra beni Emniyete getirdiler orda da kelepçeyi sökmeye çalıştılar, üç tane de anahtar burada kırdılar. Ben bir saatten fazla yüzüstü masaya dayanmış şekilde onlar da çekiç, tornavida, makine yağı, ataç vb. ne buldularsa takır tukur uğraştılar ama bir türlü kelepçeler açılmadı. (Bediüzzaman gibi de değiliz ki kelepçeler kendiliğinden açılsın !)

Hatta bir memur itiraf etti “Ben meslek hayatımda ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum !” dedi. Bir ara kendi aralarında bağrıştılar. Oğlum oradan çilingir çağır gelsin, dedi biri! Çilingirciyi aradılar, ben açamam, dedi. Demirci çağırın gelip kessin, dedi. Bu arada diğerleri açmaya çalışırken kelepçenin biri açıldı. Diğer elim halen kelepçeli! İyi, en azından sıkıntılı olanı açtık dediler… O kelepçenin yaptığı iz ve yaralar bileğimde iki hafta kaldı…

Sonra sorgu faslına geçtik, sorgu üç saat sürdü. Barodan bayan bir avukat gelmişti. Sorgu esnasında o bayan bileğimi görünce çantasından kremini çıkarıp polislere biraz müsaade edin, eline krem sürsün, biz bir bilezik takınca ne kadar acıyor. Şu an eli ne kadar acıyordur, diye empati yapmaya çalıştı ama acıttıkları sadece bileğimiz değildi, yüreğimizi de acıttılar…

Tek Elim Kelepçeli Halde İken Sorgu Devam Etti

Bir taraftan polisin biri sorularını soruyor, diğeri yazıyor, başka biri de elinde çekiç, tornavida ile elimdeki kelepçeyi sökmeye çalışıyordu. Ben polise “Çıkmıyorsa uğraşma kalsın, yanımda götürebilirim hem hatıra diye saklarım !” dedim. Gayet ciddi bir şekilde “Hayır hocam bu kelepçe bize zimmetli !” dedi.

Kendisine emanet edilmiş bir demir parçası için bu kadar hassas davranan memurlar, kendilerine can güvenliği emanet edilen insanlar için neden bu kadar hassas davranmıyorlardı? Emniyette devam eden rutin işlemlerden sonra bir süre gözaltında kaldım ve çok şükür Savcı beni serbest bıraktı.