Çok erken saatlerde yola koyulması gerekiyordu işe yetişmesi için. Sabah namazını bile iş yerinde kılıyordu. Gecenin karanlığı dağılmamıştı. Zulmün karanlığı, yalnızlığın karanlığı, mevsimin karanlığı, gecenin karanlığı hepsi katmer katmerdi. Kış çetindi. Sımsıkı giyindi. Çalıştığı mahallesindeki fırına doğru yola çıktı. Bu işin birçok müracaatın sonunda yeni bulmuştu. Çok sıkıştığı bir anda Allah’ın lütfu, bir eski komşusu durumunu öğrenip ricacı olmuştu fırının sahibine.

Fırın sahibi Lale Hanım’ın, Melek’i işe alması çok cesurca bir hareketti. Malum; Melek’in eşi karıncayı incitmeyen, mahallenin beyefendisi, ahlak abidesi bir insan olsa da 15 Temmuz’dan sonra birçok meslektaşı gibi 1 gecede sorgusuz sualsiz terörist ilan edilmişti. Yıllarını terörle mücadeleyle geçiren bu yiğit insan bir bankaya karısının hesabına çok cüzi bir miktar para yatırdığı için, vicdanını midesine yedirmiş asrın zalimleri tarafından aylardır hapishanede tutuluyordu. Bir insan kendi helal parasını, devletin faaliyetine izin verdiği bir bankaya yatırdığı için nasıl suçlu ilan edilirdi. Parayı yatıran Melek’ti ama hapse giren eşiydi. Cinnet geçiren hükümran irade sınırlarını biraz daha zorlayıp, gece televizyondan öğrendikleri darbeye de destek olmakla suçluyordu.

Darbe tiyatrosu en büyük darbeyi Melek’in ailesine vurmuştu ama ne acıdır ki yapıldığını saatler sonra öğrendikleri bir fiili planlamakla suçlanıyorlardı. Hadiseden hemen sonra hiç bir delil gösterilmeden ihraç oldu, ardından da tutuklandı. Biri üniversiteye biri liseye giden 2 çocuğuyla yapayalnız kalmıştı. Tek bir kötülüklerine şahit olmadıkları halde konu komşu akrabaları da terk etmişti onları, tıpkı mutluluğun terk ettiği gibi. Melek eşinin ardından çok üzülse de dimdik ayaktaydı.

Eşi tüm hayatı boyunca ona hep gurur yaşatmıştı. Bu başlarına gelen hadisenin de bela ambalajlı bir lütuf olduğunu düşünüyordu. Eşine ve aynı zulme maruz kalmış arkadaşlarına bakınca “Allah bu güzel insanları zayi etmeyecektir” diyordu. Eşi aylardır içerdeydi. Hazır paralar suyunu çekmeye başlamıştı. Allah yardım etmiş ve bu işi karşısına çıkarmıştı. İş çok yorucu ücret ise çok azdı. Görüş günü olan Salı günleri hariç her gün saatlerce çalışıyordu. Kısa sürede yaptığı böreklerin namı duyulup kapış kapış satılmaya başlamıştı. Eşini her haf
ta görmeye gidiyor, sık sıkta mektup yazıyordu. Melek’in iki oğlu da bu olaylardan dolayı çok yıprandı. Özellikle küçük oğlu ergenlik döneminin sıkıntılarıyla ailesinin başına gelenler, okulda maruz kaldığı hakaretler, yaşadıkları maddi sıkıntılar, hepsi bir araya gelince iyiden içine kapandı. Melek bir taraftan sağlık problemleriyle mücadele ederken bir taraftan da çocuklarına babalarının boşluğunu hissettirmemeye çalışıyordu. Ama bunun imkânı var mıydı?

Aylardır tek başına yaşam mücadelesi veriyordu en çetininden. Melek çok güçlü bir kadındı. İman kuvveti tüm dünyaya meydan okuyacak kadar kavi idi. Kendi yaşadıklarını unutup başkalarının derdiyle dertlenecek kadar, onların maddi manevi yaralarını sarmak için koşturacak kadar da fedakârdı. Kendi kendine “Eğer bu yaşadıklarımız Rabbimin dileği ise ve O bizden razı ise ben de yaşadığım her şeyden razıyım. 40 yaşına kadar bizi safa içinde yaşattı. 40 yaşından sonrada biraz cefa çeksek ne olacak. Yeter ki bizi razı olduğu yoldan ayırmasın” diyordu. Melek, üzerindeki kiri pası temizleyen ve kendini ismiyle sıfatlaştıran bir yaman süreci yaşıyordu milyonlarla beraber.